Kadın düşmanı habis ruhların dünyanın her yerinde ikizleri var. İster Türkiye’de, ister Hindistan’da ister İspanya’da, isterse Kanada’da olsun… Ordu’da Ceren Özdemir’in canavarca katli sonrası sosyal medya yorumlarındaki pislik zihniyet öfkemizi yine biledi. Özgecan Arslan’ın ardından ve Şule Çet davasında da gördük aynı kafayı. Oysa Şilili kadınların flash mob marşta haykırdıkları gibi; “Suç ne bende, ne nerede olduğumda ne de ne giydiğimde, tecavüzcü sensin!"

Şilili kadınlar dünya çapında viral oldu. 

Bütün kıtaları saran erkeğin kadına şiddeti, Hindistan’ın da yakıcı gündemi. En son tecavüz mağduru 23 yaşındaki bir kadın, duruşmada ifade vermeye giderken beş erkek tarafından kıstırılıp üzerine benzin dökülerek yakıldı. Bedeninin yüzde 70’ı yandı. Saldırganlardan ikisi tecavüzcüydü, kefaletle serbest bırakılmışlardı. Geçen hafta da Haydarabad’da 27 yaşındaki bir kadın veteriner toplu tecavüze uğrayıp boğularak öldürülmüş ve cesedi yakılmıştı. Kadınları isyan ettiren bu vahşet, sosyal medyada kadınları hakir gören pis yorumlarla iyice bilendi.

Hele Daniel Shravan adlı bir yönetmenin, “Kadınlar tecavüze direndiği için öldürülüyor” çıkışı tam anlamıyla çileden çıkardı. Adam diyordu ki, “Tecavüze ceza kaldırılsın, kadınlar boyun eğmesini öğrensin, böylece erkekler öldürmek zorunda kalmasın.” O rezil zihinden geçen fikirlere göre 18 yaş üstü kadınlar, kondom bulundurmak dahil, tecavüz konusunda bilgilendirilmeliydi ki, olayın sonu şiddet olmasın. Şu argümana da bağlıyordu müthiş teorisini: “Suçluyu öldürmek o suçu ortadan kaldırmaz. Bin Ladin’in öldürülmesiyle terörizm ortadan kalkmadığı gibi.” Shravan mesajını sildi ama yazdıklarından alıntıyla tepkiler çığ gibi.

Aslında suçlu erkeklerin öldürüldüğü de yok. Hindistan’da idam cezası var, ancak tecavüze yok. Bu nedenle toplumdan “tecavüzcüye idam” sesleri yükseliyor. 2012’de otobüste bir genç kıza topluca tecavüz edip öldüren altı erkeğin dördü hakkında idam cezası çıkmıştı, ancak halen infaz edilmiş değil.

Dün de Haydarabad’daki kadın veterinerin tutuklu katilleri polis tarafından öldürüldü. Sebep, dördü de kaçmaya çalışıyormuş. Bir sevinç dalgası yaşandı, polise çiçekler atılıp lokmalar dağıtıldı. Siyasetten de alkışlar geldi. Peki adalet yerini mi buldu? Kadın örgütlerine göre öyle çok sevinilecek bir durum yok, katillerin bu şekilde ortadan kaldırılmasıyla mesele de kapandı bitti. Adalet önünde ifşa edilip hak ettikleri cezayı alamadılar. Kalın bir perdeyle örtüldü katil kimliklerin üzeri.

Tecavüzcüleri öldüren Hint polisi çiçek yağmuruna tutuldu.

KADIN KATİLLERİNİN KAÇININ ADINI BİLİYORUZ?

Yaşamdan koparılan kadınların bütün hatıralarını öğreniyoruz, güzelim fotoğraflarına bakıyoruz, sevdiklerinin ortak anılarını dinliyoruz. Peki kadın katili erkekler; onların şiddet dolu kirli hikayesini, suretini, hatta isimlerini ne kadar biliyoruz?

Ceren’in katili Özgür Arduç’un bir cani olarak portresi, çok şüpheli görünen ifadesinin de etkisiyle unutulmayacak şekilde zihnimize kazındı. Ya diğer caniler? Ta Güldünya ve Ayşe Paşalı’dan, Emine Bulut ve Güleda’ya varıncaya kadar kadınların isimlerini, çehrelerini, anılarını biliyoruz. Onları katleden erkekler ise anonim. Bazılarını sadece isimlerinin baş harfleriyle öğreniyoruz. Hatta Nevin Yıldırım’ın başını kesip köy meydanına attığı tecavüzcünün adını bile Google araması yapmadan bilmiyoruz. Baktım, maktulün adı Nurettin Gider.

Ve o isimsiz erkek katiller dünyada öyle de çoklar ki. Birleşmiş Milletler’e göre 2017 itibariyle bir yılda 87 bin kadın erkekler tarafından öldürüldü. Yarısı en yakınlarındaki erkekler tarafından; koca, sevgili, eski sevgili, baba ya da kardeş tarafından. Son bir yıl içinde dünyada kadınların yüzde 17’si fiziksel ya da cinsel erkek şiddetine maruz kaldı. Dünya Bankası’nın bir araştırması da dünyada 1 milyar kadının aile içi şiddete karşı hiçbir yasal koruma olmadan savunmasız bir yaşam sürdüğünü gösteriyor.

ERKEĞİ GİZLEYEN PROBLEMLİ KAVRAMLAR

25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü’nden başlayıp 10 Aralık İnsan Hakları Günü’ne kadar sürecek 16 günlük aktivizm dönemindeyiz. Kadınların sırf kadın oldukları için kırıma uğradıkları "femisid salgınına" karşı isyan dile getiriliyor. Ancak “kadına şiddet” kavramı, fiili işleyen “erkek” öznesini içermediği için tartışılıyor şu sıra. “Kadın cinayetleri” başlığı, erkek katilleri anlatmıyor. “87 bin kadın öldürüldü” cümlesindeki edilgenlik, bazı zihinlerde bu sanki kadınların işiymiş gibi bir algı yaratıyor. Kaç kadının öldürüldüğünü sayıyoruz ama “87 bin erkek kadınları öldürdü” demiyoruz.

Kadına karşı şiddete en büyük protesto Pariste'ydi.

Cinsiyet temelli şiddete karşı TED konuşmalarıyla dünya çapında ses getiren Amerikalı eğitmen, yazar ve film yapımcısı Jackson Katz’a göre kadına şiddet bir erkek sorunu. Bu nedenle erkek şiddetine maruz kalan kadın ve çocukların “pasif” konumdan çıkarılması, “aktif” bir söylemle erkeklerin projektör altına alınması gerekiyor.

“Aile içi şiddet” kavramı da dünyanın her yerinde problemli bir alan. Çünkü aile olgusu, kamusal değil özel alanı, karışılmaması gereken bir mahremiyeti anlatıyor. Eskişehir’de, boşandığı eşi Yalçın Özalpay tarafından satırla öldürülen Ayşe Tuba Arslan, savcılığa 23 kez dilekçe verdiği halde, imdat çığlığı o mahrem alanda yitip gidiyor. Dünyada binlerce örneği var.

SİYASET ERKEĞİ KORUMAK İÇİN DİRENİYOR

Kanada’da dün Montreal Üniversitesi Politeknik Okulu katliamının 30’uncu yılı anıldı. Marc Lepine adlı kadın düşmanı bir manyak, 14 kız öğrenciyi feminist oldukları gerekçesiyle katletmişti. Kanada o gün bugündür, diğer femisid vakaları da dahil kadına şiddeti tartışıyor ama siyaset “erkeğin kadına şiddeti” kavramını kabul etmiyor. Gerekçe: Erkekler de öldürülüyormuş ve onları bu şekilde yaftalamak adil değilmiş. Ancak erkeklerin tamamına yakını erkekler tarafından; kadınların ise yüzde 70’i en yakınındaki erkek tarafından öldürülüyor.  

İspanya’da oy oranını giderek artıran aşırı sağcı Vox Partisi, kadını şiddete karşı koruma altına alan yasanın iptalini istiyor. Erkeklere karşı adil olmadığı gerekçesiyle. Parti Genel Sekreteri Javier Ortega Smith’in dediğine göre “erkekler de kadın şiddetine maruz kalıyormuş, eşleri tarafından öldürülen erkekler varmış.” Dahası bazı kadınlar, lezbiyen partnerlerinden şiddet görüyormuş. Global bir savaşa dönüşen erkeğin kadına şiddeti meselesi ancak bu kadar sulandırılabilir.

Rusya’da ise Ortodoks Kilisesi “aile içi şiddet” kavramına toptan karşı çıkıyor. Radikal feminizme dair bir fitne olduğu gerekçesiyle. Çin’de aile içi şiddetle mücadele eden bütün kadın örgütleri otorite tarafından yasaklanıyor. Avrupa’nın doğu yakasında da kadının insan hakları erozyona uğruyor. Macaristan’da Başbakan Viktor Orban’ın muhafazakar partisi Fidesz 2010’da iktidara gelir gelmez cinsiyet eşitliği kolunu lağvetmişti; sonra yeniden kurdu ama sadece iki kişiyle. Siyasal iktidara göre kadın örgütlerinin topu “dış güçlerin ulusal kimliği tehdit eden ajanları.”  

Siyasi retoriğin şiddeti bu şekilde perdelemesi giderek normalleşme tehlikesini de beraberinde getiriyor. BM İnsan Hakları Konseyi’ne göre, kadının insan haklarında yaşanan aşınma, genel olarak insan hakları standartlarının turnusol kağıdı. Kadının insan hakkı olmadan, toplumların bütününde insan hakkından söz etmek imkansız.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!