Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Luisa Neubauer bir iklim aktivisti olarak Almanya’daki Gelecek için Cuma eylemlerinin en tanınmış yüzü. Almanya’nın Greta’sı ama yaşça daha büyük ve artık uluslararası sahaya da açılan siyasi bir figür. Yeşiller Partisi’ni Paris İklim Anlaşması’nın hedeflerine ilişkin hiçbir planı olmamakla suçlayacak kadar radikal bir iklim siyaseti güdüyor. Sağ cenahtan da nefret diliyle cinsiyetçi, kadın düşmanı saldırılara maruz kalıyor.

Luisa’yı Alman medyasından izliyordum ama 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’nde zihin dünyasını daha yakından tanıdım ve anladım. BM kuruluşları UNICEF, nüfus fonu UNFPA ve kadın birimi UN Women ile Aydın Doğan Vakfı’nın ortaklaşa altıncı kez düzenlediği Kız Çocukları Konferansı’nda konuşmacıydı Luisa. Şöyle diyordu; “Ben 21’inci yüzyılda çok şanslı bir kız çocuğu olarak refah içindeki bir ülkede, Hamburg’da refah içinde büyüdüm. Beni seven insanlarla, ailemle güvendiğim bir ortamda büyüdüm. Bana yeterince çalışır öğrenirsem, görevlerimi yerine getirirsem istediğim her şeyi olabileceğimi söylediler ama bunun yalan olduğunu anladım, çünkü iklim kriziyle geleceği tahrip etmişlerdi. Fırsatlar bir yalandı. İklim krizi beni öfkeli yaptı. Güven ve ayrıcalığı elimden aldı. Dünyanın ne kadar adaletsiz olduğunu görmemi de sağladı…”

Luisa Neubauer

Luisa Neubauer’in öfkeli olmak, bu doğrultuda toplumda öncü role soyunarak sesini yükseltme hak ve özgürlüğü var. Oysa Luisa’nın da yaşadığı cinsiyetçi önyargılar ve iklim krizine ilaveten küresel salgınla geleceği bulanıklaşmış on milyonlarca kız çocuğunun sesini duymuyoruz. Öfkeleri olsa bile o sarmalın içinde kıstırılmış durumdalar. Luisa aynı zamanda onların da sesi oluyor. Kız çocuklarının maruz kaldığı toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin özgür bir dünyada yaşamamız önündeki engel olduğunu söylüyor. “Kız çocuklarına acımak ya da iklim krizi bağlamında yaptıklarını kutlamak yetmez. Acıma ve ödüllendirme bizi bir yere götürmez, eğer saygı gösteriyorsanız dünyanın her yerindeki kız çocuklarının geleceğini kurtarmak için örgütlenin, politik eyleme geçin” diyor.

PANDEMİ ŞİDDETİ: 13 MİLYON ÇOCUK EVLİLİĞİ

Türkiye’nin de katkısıyla BM, kız çocuklarının sosyal değişim aktörleri olarak tanınması ve güçlenmesini sağlamak, dünya çapında toplumsal cinsiyet eşitliğini savunmak üzere 11 Ekim’i Dünya Kız Çocukları Günü ilan etmişti. Kız çocuklarına yönelik ayrımcılık, dışlama ve şiddetin olmadığı bir dünya hedefleniyordu. Ancak pandemi nedeniyle çevrimiçi düzenlenen konferansta yansıtılan tablo o hedeften çok uzak ve karanlıktı. Salgın nedeniyle kız çocukları ve kadınlara yönelik şiddet küresel çapta yüzde 30’lara varan oranda artmış, buna cinsel istismar eşlik etmişti ve mağdurlar failleriyle aynı çatı altında yaşıyordu. Ev işçiliği ayrı bir mağduriyet alanıydı, çoğu kadın olan ev işçileri erkeklere göre dört kat fazla iş yapmıştı.

Zorla ve erken evlilikler de arttı pandemi döneminde. UNICEF Türkiye Temsilci Yardımcısı Nona Zicherman anlattı; küresel salgın yüzünden 192 ülkede 2.6 milyar öğrenci okula gidemediği için eşitsizlik daha da büyüdü, kız çocukları işçilik ve zorla evlendirmenin mağduru oldu, yedi milyon istenmeyen hamilelik yaşandı, 31 milyon cinsiyet temelli şiddet vakası kayda geçti. İklim krizine gelince; bugün doğan çocuklar 71 yaşına geldiklerinde 4 derece daha sıcak bir dünyada yaşayacak ve bunun getirdiği afetlerle yüzleşecekler.

İklim krizinin kadınlara, hele mülteci ve mevsimlik işçi olan kadınlara yükü çok daha ağır; zorunlu göçler, yoksulluk ve afetler yüzünden kız çocukları şiddet, okuldan ayrılma ve zorla evlendirme gibi risklere karşı daha savunmasız hale geliyor. Toplumsal cinsiyete dayalı engeller, pandemi etkisiyle iyice katlanıyor. Konferanstaki bir panelde iklim değişikliği – cinsiyet ilişkisi üzerine konuşan Kanadalı sosyolog Amber Fletcher’ın dediği gibi evet afetler de cinsiyetçi. İklim krizinde taze su kaynağı bulmak kadının görevi, fakat yüzme bilmedikleri için sel felaketinde boğulanlar da kadınlar.

Aynı panelden National Geographic’in ilk kadın fotoğrafçısı Annie Griffiths’in notunu da eklemek gerek: Şu pandemi döneminde küresel çapta sağlık çalışanlarının yüzde 70’i kadın.

Annie Griffiths'in arşivinden

BM Nüfus Fonu (UNFPA) Türkiye Temsilci Yardımcısı Zeynep Başarankut Kan da salgının altı aylık karantina döneminde 31 milyon yeni şiddet vakasının altını çiziyor. Kriz dönemlerinde ekonomik küçülme ve maddi sıkıntılar nedeniyle başka bir şiddet türü olan çocuk yaşta evliliklerde de artış görüldüğü için UNFPA projeksiyonuna göre pandemi küresel çapta 13 milyon kız çocuğunu daha erken evliliğe sürükleyecek. Halen dünyada her beş çocuktan biri evli, bunların yüzde 90’ı kız çocuğu. Sadece bir günde 33 bin kız çocuğu kendinden yaşça büyük bir erkekle evlenmeye zorlanıyor. Türkiye’de her evli beş kadından biri 18 yaşından önce evlenmiş, Türkiye’de evlenen Suriyelilerin ise yarısı 18 yaş altında. Türkiye’de çocuk yaşta evlenen kızların üçte biri 18 yaşından önce anne oluyor ve şiddet görme oranları ülke ortalamasının üzerinde. Suriyeli kızların durumu ise daha vahim, 18 yaş altında yarısı çocuk sahibi. Erken gebeliğin riski mi? Anne ile bebeğin ölüm riski iki – beş kat artıyor ve daha sayısız sağlık sorunu beraberinde geliyor.

Başarankut Kan konuşmasını Azize adlı kız çocuğunun dileğini ekrana getirerek bitiriyor; “Hayalim var, huzur içinde yaşamak istiyorum, herkesin dostluk içinde yaşamasını istiyorum, mutlu bir yaşam içinde özgürce yaşamak istiyorum“ diyor küçük Azize.

Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 30’uncu yılı nedeniyle geçen yıl BM’deki toplantıda Türkiye’yi temsil eden üniversiteli Muhammet Aktaş da konferanstaki bir panelde konuşmacıydı. “Çocukların sesi duyuluyor mu?“ sorusuna karşılık TBMM’de Çocuk Hakları Alt Komisyonu’nun kurulmasına nasıl önayak olduklarını anlattı. Çabaları başarılı sonuç vermiş, doğru. Ancak TBMM’nin sitesine baktım, İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nun alt organı olarak herhangi bir faaliyetini göremedim.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00