Putin'den NATO'ya hediye: Varlık nedeni - ama Ukrayna'yı savunmak hariç
Azerbaycan lideri İlham Aliyev’e herkes çok kızdı. “Rusya’yı yaptırımlarla yenemezsiniz” dediği için Rusya’nın piyonu olmakla suçlandı.
Ukrayna lideri Volodimir Zelenski de Rus tankları eze eze Kiev’e girerken “Rus işgaline karşı yalnız bırakıldık, kimse bizim için savaşmak istemiyor” diyerek serzenişini dile getiriyordu.
Aslında iki açıklama arasındaki tek fark, Aliyev’in sözlerinin tersten okunuyor olması. Zelenski’nin de idrak ettiği gibi Batı’da kimsenin NATO’ya alınmayan Ukrayna için savaşmaya niyeti yok ve Aliyev’in realist bakış açısıyla yaptırımların da Putin’i caydırması gibi olasılık görünmüyor ufukta.
Fransa Savunma Bakanı Florence Parly, Macron’un Moskova'daki girişimlerine de değinerek tabloyu gayet net izah ediyor; “Biz bu savaşı önlemek için elimizden gelen herşeyi yaptık. NATO savunma amaçlı bir askeri ittifaktır ve görevi üye ülkeleri korumaktır. Biz Rusya’ya savaş ilan etmedik. Cumhurbaşkanı (Macron) büyük çaba sarf etti. Putin’le diyalog henüz tamamen kopmuş değil. Hedefimiz, bu kabul edilemez şiddetin sona ermesi için en kısa sürede ateşkesin sağlanması.”
Ateşkes çok da uzakta olmayabilir. Putin dün yeni bir teste girişti, Ukrayna ile görüşmelere hazır olduğunu söyledi. Ama diğer yanda Ukrayna ordusuna Zelenski'yi darbeyle indirme çağrısı da yaptı.
Zelenski ise “Düşmanın bir numaralı hedefi benim, iki numaralı hedef ailem” diyor. Zelenski indirilip Moskova kuklası bir rejim oturtulduktan sonra Putin pekala ateşkese yanaşabilir. Batı’dan “Bu demokrasiye karşı darbedir” sözleri yükselir, yaptırımlar da devam eder. Sonra Kırım’ın ilhakında olduğu gibi mesele buzdolabına kaldırılır.
Ayrıca Moskova’nın Kiev’de de “zehirli işlere” bulaştığına dair çok makul şüpheler mevcut. 2004’te Turuncu Devrim sırasında muhalefetin cumhurbaşkanı adayı Viktor Yuşenko’nun dioksinle zehirlenmesi çok gerilerde kaldı ama unutulmadı. Zehirin organlarına saldırmasıyla yakışıklı yüzü çopurlaşan Yuşenko yıllar sonra BBC’nin “zehirde Putin’in parmağı olup olmadığı” sorusu üzerine “Bir cevabım var ama söylemem” demiş ve eklemişti: “Avrupa kendi vatandaşları için en büyük tehlikenin, 21’inci Yüzyıl’da Ortaçağ yöntemlerine başvuran bir Rusya olduğunu anlamalıdır.”
Nitekim, Brüksel’de Zelenski’nin yakında hayatta olmayabileceğine dair bir korkunun kol gezdiği haberleri geliyor. AB liderleri önceki akşam Rusya’ya ikinci yaptırım paketini görüşmek üzere toplandığında Zelenksi de oturuma bağlandı. Beş saat süren kriz zirvesi sonrası AB Konseyi Başkanı Charles Michel, Zelenski için “Son derece onurlu, vakur ve cesur bir duruşu vardı. Çok üzücü bir andı” dedi.
"SWIFT'TEN ÇIKARMAK AB'YE DAHA ZARARLI"
İşgale dönüşecek kriz uç verdiği günden beri ABD ve İngiltere, Putin’e yaptırım tehdidi yağdırıyor. Harekat başladıktan sonra da Rus bankalarıyla oligarkları hedef alan yaptırımları devreye sokuyorlar. Avrupa Birliği üye ülkeler arasındaki pozisyon farkı ve kendi çıkarlarını düşünerek daha cılız yaptırımlarla eşlik ediyor.
Bu arada İsviçre tarafsızlığını bir kez daha konuşturuyor ve Rusların banka hesaplarını bloke etmek gibi bir niyeti olmadığını açıklıyor.
AB zirvesinde yaşanan en önemli gelişme Putin ile Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un malvarlıklarının dondurulması konusunda uzlaşmaya varılması. Üçüncü bir yaptırım paketi için çalışmaların sürdüğü belirtiliyor.
Kesinleşen ikinci yaptırım paketi ise devlet bankalarına ek olarak özel Rus finans kuruluşlarını da kapsıyor; Rus bankacılık sisteminin yüzde 70’i etkileniyor. Havacılık, savunma ve gemi inşası alanında faaliyet gösteren devlet şirketlerine finansman kesiliyor. Rus oligarklar hedef alınarak, 100 bin Euro’yu aşan yatırımlar engelleniyor. Sivil ve askeri amaçlı malların ihracatı yasaklanıyor. Rus diplomatlara vize zorunluluğu getiriliyor.
Ancak “yaptırımların atom bombası” diye anılan, Rusya’nın SWIFT sisteminden çıkarılması adımından geri duruluyor. Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba öfkesini Twitter’da dile getiriyor: “Rusya’nın SWIFT’ten çıkarılmasında çekimser kalan herkesin eline Ukraynalı masum erkek, kadın ve çocukların kanı bulaşacaktır” diye yazıyor.
AB liderleri arasındaki SWIFT tartışması şu şekilde seyretti: Almanya Başbakanı Scholz zirvenin hemen başında karşı çıktı. Avusturya, İtalya ve Macaristan da destekledi. Avusturya Başbakanı Nehammer’in söylediğine göre bu adım Rusya’dan çok AB’ye zarar verecekti. Birçok AB ülkesinin petrol ve doğalgaz alımları etkilenecekti. Kaldı ki, Ruslar çabucak Çin ödeme sistemine geçebilirlerdi.
Tabii yaptırım ürkekliği bazı liderlerin tepkisiyle karşılandı. Belçika Başbakanı Alexander de Croo, “Üçüncü bir paket olmamalı artık. Şu zirvede ele aldığımız yaptırımlar sertçe ısıracak kadar iyi olmalıydı” dedi.
Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki ise “AB dünya sahnesinde rol üstlenmek istiyorsa kesin kararlı tepki göstermeli. Ucuz konuşmalar yetti artık” diye sert çıktı. Morawiecki’yi göre Putin, gaz ve petrol satarak Avrupalılardan aldığı parayı, bütün Avrupa’yı istikrarsızlığa sürükleyecek şekilde saldırganlık ve işgal için kullanıyordu. Böylece Morawiecki, Avrupa’nın Moskova karşısındaki ekonomik ve etik ikilemini dile getiren tek ses oluyor. AB doğalgaz ihtiyacının yüzde 90’ını ithalatla karşılıyor, bunun yüzde 40’ı da Rusya’dan geliyor. Bu kaynaktan vazgeçmesine imkan yok ama diğer yandan Putin’in savaş makinesini finanse etmiş oluyor.
Aliyev Rus medyasına açıklamasında “Rusya’nın potansiyeli yaptırımlara dirençli. Önceki yaptırımlar bunu kanıtlıyor” demiş, bu sözleriyle de tepki çekmişti. Ancak durumu doğrulayan başka kaynaklar da var. Örneğin Londra merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün Strateji Teknoloji ve Silahların Kontrolü Direktörü William Alberque şunu söylüyor: “Putin’in gelebilecek yaptırımları önceden hesapladığını düşünüyorum. Almanya’nın Kuzey Akımı 2 boru hattını kapatmasını uzun zamandır bekliyordu. Hatta belki de Almanlar geciktiği için şaşırmıştır. Putin yıllardır Rus ekonomisini yaptırımlardan bağımsız hale getirmeye çalışıyor ve iyi bir iş çıkardığını da düşünüyorum. Döviz rezervleri çok zengin. Tabii ki Rusya’ya yaptırımlar uygulanmalı ama bunlar Putin’in planlarını etkilemez.”
BEYİN ÖLÜMÜNDEN DİRİLİŞE Mİ?
Putin Ukrayna işgalini, hiç tutarlı olmayan bir takım tarihi argümanların yanı sıra NATO’nun doğuya doğru genişlemesine tepki olarak da gerekçelendiriyor. Ancak NATO faslında ters tepen bir taraf var.
Bundan iki yıl kadar önce Macron “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” demişti. Ancak Atlantik İttifakı’yla arasına bir güvenlik mesafesi koymak isteyen Putin, hastayı sürpriz bir şekilde iyileştirmiş gibi görünüyor. ABD’yi Doğu Avrupa’dan asker çekmeye zorlayacak yerde, safların sıklaştırılmasına yol açıyor.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Rusya’nın saldırısıyla ortaya çıkan tabloyu birkaç kez ısrarla “yeni normal” diye tanımladı. Ve yeni normal şöyle görünüyor: ABD savaş helikopterleriyle savaş uçakları ve birliklerini Baltık ülkelerine taşıyor. İngiltere bölgedeki birliklerine 900 kişilik takviye yapıyor, Almanya 350 asker daha gönderiyor. Kademeli Müdahale Planı’nın etkinleştirilmesiyle NATO’nun doğu kanadında hızlı bir şekilde harekete geçebilecek 40 bin kişilik bir Mukabele Gücü oluşuyor.
Böylece Putin, NATO’nun soğuk savaşın bitiminden beri aradığı şeyi tepside sunuyor: Varlık nedenini! Şimdi Avrupa hayat tarzını sürdürebilmek için AB’nin bir güvence olarak yeterli olmadığı, Putin’in saldırgan politikaları karşısında askeri savunmanın da gerektiği idrak ediliyor.
NATO varlık krizinde olduğu yıllar boyunca uluslararası hukuk bakımından tartışmalı eylemlere de girişti. 1999’da Kosova harekatı bunlardan biriydi ancak büyük katliamlar önlendiği için başarıyı hanesine yazdırdı. Buna karşılık, Afganistan’daki 20 yıllık varlığı felakete dönüşen bir geri çekilmeyle noktalandı.
Şimdi NATO’nun yeniden değer kazanmasıyla birlikte İsveç ve Finlandiya gibi askeri alanda bağımsız AB üyeleri de NATO üyeliğini tartışmaya başladı. Ancak mesele onların üyeliğinden önce, doğuya doğru genişlemeyle ittifaka katılmış ülkelerin güvenlik gediği. Polonya ve üç Baltık ülkesi daha fazla sayıda birlik takviyesi ve hava savunma sistemlerinin güçlendirilmesini istiyor. Putin’in NATO üyesi bir ülkeye de saldırması ihtimali Brüksel’de göz ardı edilmiyor. Savunma hatlarının güçlendirilmesi için planlar yapılıyor. Ancak aynı soğuk savaş dönemindeki gibi Moskova’ya karşı caydırıcılığı garanti altına alacak bir ortak strateji geliştirilmesi gerekiyor.
Stoltenberg, “Bir NATO üyesine yapılan saldırı, bütün üyelere yapılmış sayılır” diyor. Diyor da ittifak soğuk savaşın geri dönüşüne ne kadar hazır.