Geçen hafta çocuklukta yaşanan travmaların insanları nasıl şekillendirdiğine dair akıl almaz örneklerin olduğu bir kitabı tanıttım. Ağır bir kitaptı; okuduktan sonra bir kenara koyup unutamadım; aksine bir sürü soru işaretim oldu. Bunlara cevap bulmak için mevzunun merkezindeki adamı aradım: kitabın yayıncısı Okuyan-Us’un sahibi Cem Mumcu’yu; kendini biblioman olarak tanıtan, psikiyatr, yazar. Bu bir röportaj değil; bu sabah sabah, oradan buradan bir sohbet sadece.

Bir psikiyatrın kendini dinlediklerinden nasıl koruduğunu sordum... “Ben birinin derdini dinlediğimde içim ağırlaşıyor sen kim bilir günde kaç dert dinliyorsun” dedim... “Kendimi korumam” dedi. “Gerekiyorsa ağlarım, geceleri uykum kaçar, öfkelenirim ama mesafe koyamam araya, koyarsam bu iyileştirici olmaz” dedi. “İlaç yazıp gönderiyor musun” dedim. “Gerekliyse ilaç yazarım, gerekirse de göbek atarım” dedi. (Hastalarının yüzde 10’una ilaç yazıyormuş; göbek atış yüzdesini siz düşünün.)

“İnsanlar neden kötü” dedim. “Duygulardan korktukları için” dedi. “Duygulardan neden korkulsun” dedim. “Çünkü bunları ifade etmek eziklik anlamına geliyor” dedi. “Peki bu sanal âlemde kendimizi ifade etme yarışımız, duyguların ifşası sayılmaz mı” diye sordum. “Sen hiç ‘Çok üzgünüm çünkü.....’ diyen bir twit gördün mü” dedi ve ekledi “Artık herkes tribünlere oynuyor.”

Şöyle devam etti: “Sana en çok neden korktuğumu söyleyeyim: Cool’luktan korkuyorum” dedi. “İnsanlar artık sadece nasıl göründüklerine dikkat ediyor, önemli olan tek şey görünür olmak, bu gidişle 500 yıl sonra sadece gözden ibaret olursak şaşırmam” dedi. “İyi olmak artık out” dedi. Zamanın kahramanları bile aslında anti kahramanlar: vampirler, zombiler... “Peki iyiye gider mi, nasıl gider” diye sordum; “Ciddi bir travma lazım” dedi. “Toplumların da tıpkı insanlar gibi düzelmek için önce bir sarsıntı yaşamaları gerekir” dedi. Sonra her gün yaptığı gibi günde sadece 6 hasta görmek üzere muayenehanesine gitti. Sürümden kazanmamak üzere.

Hesse’nin hüneri

Belki hipermetrobuz cümbür cemaat. Yakındakini göremiyor, bulunduğumuz anın içinde kalamıyoruz. Belki dünyayı bir köy kadar küçülten teknolojiler iki insanın arasına dünyalar kadar mesafe koydu. Şimdi bir masanın çevresinde oturmuşuz. Birimiz telefonda, diğeri Twitter’da, öteki Google’da. Eğer denk gelir de bir ara bir muhabbetin ucundan yakalayabilirsek, bu ancak telefonlardan biri çalana dek sürecek. Yanlış anlamayın ama Pavlov’un köpekleriyiz. Zil çalınca açıyoruz mutlaka. Bundan 100 sene önce yaşamış Hermann Hesse şöyle demiş: “Benim elde edilmeye değer gördüğüm bir hüner varsa bu, uzaklarda bulunan, düşsü uzaklarda yaşayan güzelliklerden esirgemediğimiz sevgiyi yakınımızdaki nesnelere de çok görmemektir.” Hesse bunu söylediğinde henüz cep telefonu, bilgisayarlar, tabletler yokmuş.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!