Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        FETÖ’zede eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ için Anayasa Mahkemesi “kovuşturma izni” talep etmiş.

        Yani Anayasa Mahkemesi, emekli orgeneral Başbuğ’u yargılamaya hazırlanıyor.

        İlker Başbuğ geçmiş yıllarda tutuklanıp ağır ceza mahkemesinde yargılanmaya başlandığı zaman bu köşede dedik ki: “Hooop, yargılayamazsınız. Yapılan yasal değişiklik nedeniyle Genelkurmay Başkanı ancak Anayasa Mahkemesi’nde yargılanır.”

        Kimse tınmadı.

        O günlerde devlet de yargı da emniyet de FETÖ’cüydü ve usulsüz bir yargılama başladı.

        Sanıklar ağır cezalara çarptırıldı ama devran değiştiği için serbest kaldı, bütün bu yargılamaların birer FETÖ kumpası olduğu ortaya çıktı.

        Dünün yargı önünde hesap verenleri, bugünün mağdurları oldular, ki mağdurdular gerçekten de.

        Şimdi Anayasa Mahkemesi’nin İlker Başbuğ hakkında yeniden yargılama yapmak istemesi, türlü dedikodulara neden oluyor.

        En çok söylenen şu: “İlker Başbuğ bir kesimin Cumhurbaşkanı adayı olarak zikrediliyordu. Şimdi onun önünü kesmek için bir yargılama icat edildi.”

        Ben öyle olduğunu düşünmüyorum.

        Çünkü yargılama başlasa bile 2019’a kadar biteceğini zannetmiyorum.

        Bitmeyince de Başbuğ’un adaylık için önü açık kalır.

        Ama yine de FETÖ işi bir komplonun bugün Anayasa Mahkemesi eliyle sürdürülmek istenmesini biraz “garip” buluyorum.

        Başbuğ’a Türk yargısı bir şey yapacaksa bu yargılama değil, ancak bir “özür” olmalıdır.

        ***

        Çangal: Cumhurbaşkanı Gül hâlâ çok aktif

        TELEFONDA bir âdetim var, tanımadığım numaralara genelde yanıt vermiyorum.

        Ancak telefon ısrarla birkaç kez çalınca ve arayan numara torpilli numara gibi görününce, “Açayım bari” dedim.

        “Merhaba Fatih Bey, ben Osman Çangal” dedi telefondaki ses.

        Osman Çangal, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Başbakanlık koltuğuna oturduğu günden beri, Dışişleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerinde de yanından ayrılmamış “koruma müdürü”.

        “Cumhurbaşkanımız Abdullah Bey yazınızı okumuş ve bana ‘Fatih Bey’i ara, makam otomobili meselesinde kendisine bilgi ver’ dedi. O nedenle arıyorum” dedi ve anlattı.

        Konu, benim önceki gün yazdığım “Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e 18 araç tahsis edilmiş” yazım.

        Çangal şu bilgileri verdi.

        - Cumhurbaşkanı Gül’e tahsis edilen araç sayısı 18 değil 17 imiş.

        - Benim de tahmin ettiğim gibi bunlardan biri Abdullah Bey’in, diğeri ise eşinin makam otomobilleri, bir de yedek makam otomobili varmış.

        - Her makam aracının önünde eskortluk yapan bir araç, bir de takip aracı varmış.

        - Bunların dışındaki 11 araç, Cumhurbaşkanı Gül’ün yanında görevli yaklaşık 40 kişilik ekibin taşınması, sekretaryasının işleri, günlük bürokratik işler için kullanılıyormuş.

        Çangal, “Sayın Gül emekli değil. Çok aktif bir eski Cumhurbaşkanı. Sürekli geziyoruz. Mesela şu an Urfa’dayız. Geçen ay içinde bir Londra, iki de Arap ülkesi ziyaretimiz oldu. İstanbul’daki ofiste de çok yoğun bir programımız var. Zaten 40 kişilik personelin önemli bir bölümü koruma. Konut koruması, ofis koruması. Yolda koruma gibi zorunluluklar var” dedi.

        Çangal’ın verdiği bilgiye göre, eskiden eski Cumhurbaşkanlarını ikamet ettikleri ilin emniyet müdürlüğü korurmuş. Ancak Gül döneminde, aynen ABD’de olduğu gibi Cumhurbaşkanlığı Koruma Müdürlüğü’nün eski Cumhurbaşkanlarının da koruma ve araç ihtiyacını karşılamasına yönelik bir yönetmelik değişikliği yapılmış. Bunları anlatan Osman Çangal şunu de ekledi:

        “Sayın Gül görevden ayrılalı daha 3 yıl oldu ve çok aktif olarak hâlâ çalışıyor. Kendisine saygımız sonsuz ve asla kabalık etmiş olduğumu düşünmeyin, ama o kadar aktif olmayan eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e tahsis edilen araç sayısı da 2 değil. Eşine ve kendisine Cumhurbaşkanlığı tarafından tahsis edilen 2 araç dışında, eski yönetmeliğe göre kendisine Emniyet Genel Müdürlüğü’nce tahsis edilmiş 2 koruma aracı, eşine tahsis edilmiş bir koruma aracı ve ayrıca biri İstanbul’da diğeri Ankara’da yaşayan 2 oğluna tahsis edilmiş birer makam birer de koruma aracı olmak üzere 9 araç verilmiştir. Bu da son derece normaldir. Emin olun Cumhurbaşkanımız Sayın Gül’ün aktif temposuna verilen araçlar yetmiyor desem yeridir.”

        ***

        Boynukalın: Ahmet Hakan’ın dövülmesiyle alakam yok

        BİR telefon da Hürriyet Gazetesi baskınıyla gündeme gelen ve şu anda Spor Bakanı Yardımcısı olarak görev yapan eski AK Parti Gençlik Kolları Başkanı Abdurrahim Boynukalın’dan geldi.

        Habertürk’ün spor sayfalarında yayımlanan röportajımda, “Arda’ya niye kızıyorsunuz? Bu ülkede gazete basan, gazeteci Ahmet Hakan’ı döven bakan yardımcısı yapılarak ödüllendiriliyor” demiştim çarşamba günü.

        Boynukalın bunun için aramış.

        “Ahmet Hakan’a yapılan saldırıyla beni ilişkili tutmuşsunuz, ama benim o olayla ilgili olmadığım kanıtlandı. Ahmet Hakan ile hukukumuz çok eskiye dayanır ve o da dövülmesiyle benim ilgim olmadığını biliyor ve zaten ben konudan sorumlu tutulmadım” dedi.

        Ben de kendisine, “Basında öyle yazıldı ve aksi bir durumu Ahmet Hakan da asla belirtmediği için herkesin kafasında o olayla bağlantılı olduğunuz düşüncesi kaldı” dedim.

        “Yok, Ahmet Hakan gayet iyi biliyor benimle alakası olmadığını. Benim öyle işler yapan çakal taifesiyle işim olmaz” dedi.

        Hürriyet Gazetesi baskınıyla ilgili olarak ise “Bir gün uğrar bir kahvenizi içerim, o konuyu da önüyle arkasıyla size anlatırım” dedi.

        Meraklandım.

        En kısa zamanda kahveye bekliyorum.

        ***

        Ecdadın bahçesine girmek

        HEM “Ecdadımıza sahip çıkıyoruz” diyeceksin hem de ecdadın İstanbul’daki en eski eseri olan Topkapı Sarayı’nın çevresi için “imar izni” çıkaracaksın.

        Neymiş efendim, kontrollü imar olacakmış.

        Görüyoruz etrafımızdaki “kontrollü imarı”.

        2 gün önce Londra’da Kensington Sarayı’nda bir ödül törenindeydim.

        Önünde koskoca yemyeşil bahçe uzanıyor, şehrin göbeğinde Londra halkına da açık.

        Yanımdaki biri, “Bizde olsa kalır mıydı burası” dedi.

        Ben de salak gibi, “Kalırdı herhalde. Sarayın bahçesine de tecavüz edecek halleri yok ya” dedim.

        Yanılmışım.

        Ne saray tanıyoruz ne de “sözde” çok sevdiğimiz “ecdat”.

        Bu tavra bakınca ecdat merakı anlaşılıyor ama ona biz “Ecdadı sevmek” demiyoruz.

        Ne denildiğini ise yazamayacağım, kusura bakmayın.

        Lahana turşusu

        DENİZ Akkaya dün Instagram’daki hesabında bir moda dergisi için verdiği pozu paylaşmış.

        Öyle çok açık saçık bir poz değil.

        Zaten çok açık şeyleri Instagram da kabul etmiyor.

        Takipçilerinden birileri fotoğrafın altına, “Bugün mübarek cuma, bu fotoğrafı paylaşmaya utanmıyor musun?” gibisinden birtakım zırvalar yazmış.

        Deniz Akkaya bu fotoğrafı sokaklarda billboard’lara koymuyor.

        TRT’ye de yayınlatmıyor.

        Kendine ait bir yerde yayınlıyor.

        Hem bundan rahatsız olacak kadar muhafazakâr geçineceksin hem de genelde bu tip fotoğraflar paylaşan Deniz Akkaya’nın Instagram sayfasını takip edeceksin.

        Yesinler sizin “sözde” muhafazakârlığınızı.

        ***

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        İyi bir sistemi alıp aynen uygulamanın kötü sistemler yaratmaktan daha akıllıca olduğunu anladığımız zaman.

        Diğer Yazılar