PARTİLER “seçim beyannamelerini” açıkladılar ve ben “şaşkınlıktan” kalakaldım.

Ve şunu anladım: “Anayasa değişikliğini destekleyerek başkanlık sistemini getiren partiler dahil olmak üzere hiçbir parti yeni sistemin ne olduğunu anlamamış ve bilmiyor.”

Öyle ya, yeni sistemde parlamentonun bir “yürütme” gücü yok.

Yasamayı parlamento yapacak, ama yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı’nda.

Ancak partilerin seçim beyannamelerine ya da manifestolarına baktığım zaman verilen vaatlerin, yapılan programların tamamının “yürütme” ile ilgili olduğu görülüyor.

Halbuki, bu beyannameleri partilerin ve parti genel başkanlarının değil, cumhurbaşkanı adaylarının kendi vaatleri olarak açıklaması gerekirdi.

Hadi İYİ Parti ve AK Parti’de genel başkanlar cumhurbaşkanı adayı olduğu için, bu iki partinin “seçim beyannameleri”ni cumhurbaşkanı adayının beyannameleri olarak da görmek mümkün diyelim.

Peki ya CHP ve MHP’nin durumu ne olacak!

CHP’nin adayı Muharrem İnce adaylığı açıklandığı anda yakasındaki parti rozetini çıkardı ve “partisiz” ve “tarafsız” cumhurbaşkanı adayı oldu.

CHP’nin yeni Anayasa’ya yönelik eleştirileri göz önüne alındığı zaman doğru ve şık bir hareket olabilir.

Ancak “tarafsız” İnce’nin beyannamesi olarak görülebilecek bir seçim beyannamesini CHP’nin açıklaması nasıl oluyor da olabiliyor?

İnce, “Ben tarafsızım, bu beyanname beni bağlamaz” deme hakkına sahip olabilir mi, olabilir!

Keşke bu beyannameyi İnce açıklasaydı diye düşünüyorum.

MHP’nin seçim beyannamesi ise iyiden iyiye abesle iştigal.

MHP’nin bir cumhurbaşkanı adayı yok.

Bir başka partinin adayını destekleyen tek parti MHP.

Peki bu durumda MHP’nin seçim beyannamesi aynı zamanda AK Parti’nin de seçim beyannamesi mi oluyor?

Mesela, MHP’nin “af” vaadi, aynı zamanda AK Partili Cumhurbaşkanı’nın da vaadi mi?

Ben tüm bunları anlayamadım.

Çünkü belli ki partiler de yeni sistemi tam anlayamamışlar!

***********

KAZADAN SONRA VURGU

AK Parti’nin seçim beyannamesi “Chatham House” kazasından etkilenmişe benziyor.

Bu yüzden olsa gerek beyannameye ekonomideki kararların bağımsız kurumlar tarafından alınacağı eklenmiş. Merkez Bankası’nın özerkliğine “özel” bir vurgu yapılmış.

*********** 

İDDİA KANITLANABİLİR OLMALI

MUHARREM İnce’nin performansı gayet iyi bulunuyor.

Genel kanaat bu yönde.

Benim şahsi kanaatim de farklı değil.

Ağzı iyi laf yapıyor, hazırcevaplıkta Kılıçdaroğlu’ndan çok çok üstün, anlaşılır konuşuyor, muhalif bir liderin değinmesi gereken noktalara değiniyor ve bunu aşırı sertliğe kaçmadan, makul bir tonla yapıyor.

Ancak dikkat etmesi gereken çok önemli bir nokta var.

Tüm iddialarının kanıtlanabilir olması veya en azından çok kolay “yalanlanabilir” ya da “yanlışlanabilir” olmaması gerek.

Yani belagat şehvetine kapılmadan, kanıtlayabileceği şeyleri söylemesi ya da karşı tarafın aksini kolaylıkla kanıtlayabileceği iddiaları ortaya atmaması gerekiyor.

“Gülen, ABD’den usulüne uygun istenmedi” mi dedi.

Bunu kanıtlayabilmeli.

Bununla ilgili tarafsız hukukçulardan aldığı, “Usul budur, ABD’ye yapılan taleplerde bunlar eksiktir” mütalaasını ortaya koyabilmeli.

Çünkü sonuçta teknik bir mesele ve halka eğer gerçekten varsa bile buradaki detayları anlatmak zor.

Yani bu noktadan sonra “kahvehane geyikleri”ni iddia diye ortaya atmak İnce’ye fayda değil zarar verir.

Kılıçdaroğlu bunu defalarca yaptı ve faydasını görmek bir yana tam aksine büyük zararını gördü.

*********** 

SEÇMENDEN YANIT ALMAK ZORLAŞMIŞ

GEZİCİ Araştırma’nın patronu Murat Gezici aradı.

Anlattıkları ilginç geldi, paylaşmak isterim.

Murat Bey araştırmacılığa yıllar önce bu işin duayeni Bülent Tanla ile başlamış. 1990’ların ilk yarısında.

Sonra Adil Gür’le çalışmış, sonra da kendi şirketini kurmuş.

20 küsur yıllık araştırmacı.

“İlk kez böyle bir şey görüyoruz” dedi.

İlk kez gördüğü şey şu:

Seçmenler anketleri yanıtlamıyormuş.

“Her anketörümüz 18 anket formu doldurtmak zorundadır. Bunun için de ortalama 40-45 kapı çalarız. Sandık bölgelerini belirler ve anketörlerimizi o bölgelere yollarız. Onlar da kapı çalar ve anket yapmak istediklerini söylerler. Genelde 18 anket için 40 civarında kapıya gideriz, 18’inden yanıt alırız.”

Ancak bu durum giderek farklılaşmaya başlamış.

“Geçen seçimde 40-45 kapıdan 18 anket almaya alışmış anketörlerimiz, 70-80 kapı çalmak zorunda kalmışlardı. Bu seçimde durum iyice garip bir hal aldı. Şu anda 120 kapıdan ancak 18 anket doldurtabiliyoruz. Vatandaş konuşmuyor, fikrini söylemekten kaçınıyor veya çekiniyor. Kapılar anketörlerin yüzüne kapanıyor.”

“Bu durum anketlerin güvenilirliğini etkiliyor mu?” diye sordum.

“Güvenilir olmasında sorun yaratan bir durum değil bu. Sadece iş çok zorlaştı. Seçmen çekiniyor; konuşmak, fikrini paylaşmak istemiyor.”

Peki bunun nedeni korku mu?

Gezici’ye göre neden korku değil.

“Seçmen güvensiz. Bilgisini, verisini kimseyle paylaşmak istemiyor.”

“Neden?” soruma verdiği yanıt şu:

“Belli ki bir dip dalga var. Nereye doğru yönlenir bilmiyorum. Ama benzerlerini bir kez 1980’lerde, bir kez de 2000’lerde gördüğümüz bir dip dalga var. 24 Haziran gecesi göreceğiz.”

*********** 

ATA TÜRK BAHÇESİ

ATATÜRK Havalimanı’nın yerine “Millet Bahçesi” yapılacağını Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladı. (İsim, muhalefet blokunu anımsatıyor.)

Buraya yapılacak “Millet Bahçesi” nin Central Park veya Hyde Park’la karşılaştırılması büyüklük olarak doğru olsa da, öğrenebildiğim kadarıyla buradaki bahçe bir “Türk bahçesi” olacak.

Türk bahçesi tanımı yeni bir icat değil.

Avrupa’da Fransız bahçecilik anlayışı ve üslubu kabul edilmeden çok çok önceleri “Türk bahçesi” diye bir kavram vardı.

Özellikle Anadolu’nun doğusundaki Türk devletlerinde, Büyük Selçuklular’da ve Timur’un hanlığında bu bahçeler çok önemliydi.

Timur’un “Bağ” olarak adlandırılan Semerkant bahçeleri, Batılı gezginlerin büyük hayret ve övgüsünü almıştı.

Keza İsfahan bahçeleri de çok ünlüydü.

Anadolu’daki Türk devletlerinde de bu gelenek sürmüştü.

Bahçelerin boyutları küçülse de önemi azalmamıştı.

Bursa’nın Miri bahçeleri bunun en güzel örnekleriydi.

Türk bahçelerinin ön önemli özelliği “doğal” gibi görünmeleri, ağaçların ve bitkilerin aşırı düzenli ve bakımlı değil, daha doğal bir halde bulunmalarıydı.

Çiçekli bitkiler de düzensizliğin düzeni içinde yer alırdı.

En önemli özelliklerinden biri ise bu bahçelerde suyun çokça yer almasıydı.

Havuzlar ve göletlerin yanı sıra akarsular da Türk bahçelerinin en önemli unsurları arasındaydı.

Açıkçası 1000’li yılların ilk yarısına damga vuran ve artık olmayan bu bahçecilik anlayışının Atatürk Havalimanı’na nasıl uygulanacağını merak ediyorum.

Adını ise şimdiden koydum.

Hem Atatürk’e, hem de atalarımıza saygılarımızla.

*********** 

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Beyanname ile palavranameyi ayırt edebildiğimiz zaman.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • Misafir 1 yıl önce :thinking:
    CEVAPLA
  • Misafir 1 yıl önce RÛYA:blossom::rose::blossom:İYİ OLACAK:blossom::rose::blossom:
    CEVAPLA
  • Misafir 1 yıl önce 840 dedik ya
    CEVAPLA
ÖNCEKİ YORUMLARI GÖSTER (19)