Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ermenistan’ın gaza gelerek Azerbaycan’a saldırması sonrası başlayan çatışmada, hazırlıklı olan Azerbaycan, 28 yıllık kayıplarını telafi ederek ilerliyor.

Azeriler, birkaç hafta içinde işgal altındaki toprakların tamamını geri alabilecekleri inancında.

Bir dönem Azerbaycan Savunma Bakanı danışmanlığı da yapmış olan Eray Güçlüer ise bunun aylar sürebileceğini düşünüyor.

Ermenistan’ı Azerbaycan’a saldırma konusunda gaza getirenin ise Fransa Cumhurbaşkanı Macron olduğu bir sır değil.

Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi zayıflatabilmek için Türkiye’ye yeni bir cephe açmak, yeni bir meşguliyet yaratmak gerektiğini düşünen Macron’un Ermenistan saldırganlığının arkasındaki isim olduğu artık bilinen bir sır.

Aynı Macron’un Lübnan’daki Ermeni nüfusun bir bölümü Karabağ’a kaydırma çabaları gibi.

Tabii Azerbaycan’ın Macron için beklenmedik sertlikteki ve etkinlikteki yanıtı Fransız Cumhurbaşkanı’nı bir hayli şaşırtmış olmalı ki, önceki gün telefona sarılarak Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’i aradı.

Yol yordam bilmez Macron’un Aliyev ile yaptığı görüşmede de hadsiz davranması kaçınılmazdı ve Aliyev’e “Türkiye size silah yardımı yapıyor mu?” diye aslında yargı da içeren bir soru yöneltti.

Aliyev, hadsiz Fransız’ın bu sorusu üzerine tokat gibi bir yanıt verdi.

Aliyev, “Eğer ihtiyacımız olsa Türkiye bize her türlü yardımı yapar. Ama hiç merak etmeyin bizim yeterince paramız ve imkanımız var. Tüm silahlarımızı paramızla alıyoruz. Eğer isterseniz sizden de alabiliriz” deyince Macron susup kaldı.

İktidar ite kaka da olsa İstanbul’da ikinci bir baro kurmak için gereken imzayı toplattırdı.

İmza veren avukatlardan kaçı kamu avukatı doğrusu merak ediyorum.

Böylelikle baro bölünmüş oldu.

Amaç hasıl oldu.

Dün konuştuğum bir avukat dostum ise tüm bunlara rağmen Türkiye’de kimsenin ders almadığını savunarak “Yapılanın yanlış olduğunu tüm avukatlar biliyor ama buna rağmen kendi bölünmüşlüklerini aşamıyorlar. Hala küçük küçük gruplar oluşturuyorlar. Hala yargıda bilmem ne avukatlar grubu diye onlarca grup var. Ve bunlar iktidar kanadının temsilde adaletsizlik diye savunduğu yeni saçmalığa karşı temsilde adaleti sağlayamıyorlar” dedi.

Haklıydı.

Herkes temsilde adaletsizliğin demokratik bir baro anlayışına sığmadığını savunuyor ama kimse kendi küçük oluşumundan taviz vermiyor.

Oysa İstanbul Hukuk Fakültesi’nin eski dekanı Adem Sözüer uzun zamandır bu konuda uyarılarda bulunuyordu.

Sözüer son bir çaba olarak meslektaşlarına bir çağrı yaptı ve “Değerli dostlar,

sizlerin hepinizle görüşerek seçimlerde, 142 yıllık İstanbul Barosu’nun birlik ve bütünlüğünü sağlamak için mümkün olabildiğince her grubu temsil eden bir listenin hazırlanması görüş ve arzumu ifade etmiştim.

Çoklu baro girişimlerinin hayata geçmesi nedeniyle önümüzdeki seçimin İstanbul Barosu’nun varlığı bakımından hayati bir anlam ve önemi olduğunda herkes mutabık. Bu nedenle grupların güçbirliği yapması gereğinde de ortak görüş var.

Ancak şu ana kadar böyle bir güçbirliği için soyut açıklamalar ve bazı bireysel görüşmeler dışında; ciddi, kapsamlı ve etkin bir çalışmanın yapılmadığı da aşikar.

Böyle bir çalışma için grupların adı verilerek yeri, zamanı ve gündemi belirtilerek ve kamuoyuna açık bir toplantı davet yapılması gerektiğini ifade ettim. Gündemi, yönetimi ve usulü önceden belirlenecek toplantı; şeffaflık içinde gerçekleşmeli her grubun görüş ve önerisinin ne olduğu kayda geçmelidir.

Adaylıklarla ilgili açıklamalar yapılsa da, ortak bir liste hazırlanması için yeterli vakit vardır. Böyle bir hazırlık için gecikmeksizin, etkin ve enerjik bir çabanın herkesçe bilinir bir şekilde ortaya konması gerekir.

Hem meslek hem de onun örgütü bakımından çok ciddi ve telafisi nerdeyse imkansız tahribat tehlikesi ile karşı karşıyayız.

Bu koşullarda her grup tarihi bir sorumluluk taşıyor. Yüksek katılımlı bir seçimi ve grupları temsil eden ortak bir listeyi yapmak bu sorumluluğun bir gereğidir.

Sizlerden istirhamım ve talebim, güçbirliği için somut, şeffaf, etkin ve kapsayıcı bir girişimin yapılmasıdır.

Takdir ve değerlendirmenize sunuyorum.

Sevgi, selam ve saygılarımla

Adem Sözüer”

Bakalım bu çağrı bir sonuç getirecek mi?

Yoksa yine küçük olsun benim olsun derken her şeyi kaybetmeye razı mı olacaklar.

Magazin muhabiri arkadaşlara birkaç tavsiyem olacak.

Lütfen muhatabınız olan ünlülere sorduğunuz soruların herhangi bir mantığı olup olmadığını bir düşünün.

Böyle bir soru bana sorulsa nasıl cevap verebilirim diye bir mantık süzgecinden geçirin, “Böyle soru olur mu?” diye bir eleme yapın.

Dün yine eşinden yıllar önce boşanmış bir ünlü kadına “Eski eşinizin bilmem kimle ilişkisi için ne düşünüyorsunuz?” diye bir soru sormuşsunuz.

Bu soruya bayılıyorsunuz.

Boşanmışlar çocuklar, boşanmışlar.

Hem de yıllar önce.

İkisi de sonrasında bir sürü kişiyle beraber olmuşlar.

Böyle bir soru olur mu bu saatten sonra.

Allah aşkına.

Soracaksanız daha akıllı şeyler sorun.

Mesela “Eski kocanızın ayrıldığı sevgilisi, eski kocanızla ilgili çok kötü bir şey öğrendiği için ayrıldığını söylüyor. Bu iğrenç dediği şey ne olabilir? Siz de böyle bir şey öğrendiğiniz için mi ayrılmıştınız” falan deyin.

Ha bir de tüm haberlerinizde “Özel şoförlü arabasına binerek uzaklaştı” diyorsunuz.

Ben de merak ediyorum.

“Genel şoförlü araba” da var mı?

Genel şoförlü arabalara taksi deniyor bildiğim kadarı ile.

Araba kelimesi de pek hoşuma gitmiyor doğrusu.

Çok genel bir kelime.

Otomobil sanki daha doğru.

Sevgiler arkadaşlar.

Kızmayın.

Bir abi uyarısı olarak görün.

Yasalar ağa ile maraba hikayesindeki gibi yapılmadığı zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00