Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu sosyal medya üzerinden kendisine ve aile büyüklerine yönelik galiz ifadeler kullanan bir terbiyesizin tutuksuz yargılanmak üzere salıverilmesine tepki gösteriyor.

Haklı mı?

Haklı.

Zaten artık hepimizin hayatı, bu pisliklere “haklı” tepkiler göstermekten ibaret oldu.

Mesela Mardin’de 16 yaşındaki bir genç kız, yurt dışından dedesinin evine tatile geldi. Evde iki gün boyunca amcasının tecavüzüne uğradı.

Kaçıp polise gitti. Tecavüzü anlattı. Polis amcayı yakaladı.

Çıkarıldığı mahkeme yeğenine tecavüz eden amcayı “tutuksuz yargılanmak üzere” serbest bıraktı. Ailenin geri kalanı tecavüzcü amcayı hapishane önünde davul zurna ile karşıladı.

Sonra ne mi oldu?

16 yaşındaki kız ve aklı başında herkes tepki gösterdi.

Bu en yakın ve en utanmazca örnek olduğu için veriyorum.

Açın bakın arşivlere.

Türkiye’nin adalet anlayışını görün.

Tacizciler serbest bırakılır.

Tecavüzcüler serbest bırakılır.

Kadın katilleri serbest bırakılır.

Sarhoşken kullandığı otomobil ile bir aileyi yok edenler corona bahanesi ile serbest bırakılır.

Parti genel başkanını linç etmeye çalışanlar serbest bırakılır.

Gazeteciyi öldüresiye dövenler serbest bırakılır.

Tüm bunlar olurken bunları yazdığımız için anamıza, eşimize, çoluk çocuğumuza sövenler de serbest bırakılır.

Haklı olmasına haklısınız da, fiilini gerçekleştireni serbest bırakan bu Adalet anlayışı sözünü mü tutuklu yargılayacaktı Süleyman Bey?

Siz de pek iyimsermişsiniz!

Siz yine söven şerefsizi buldurmuş, yargı önüne çıkarmayı becermişsiniz en azından.

Bizler onu bile yaptıramıyoruz.

Daha doğrusu artık uğraşmıyoruz bile.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Millet İttifakı’nın yumuşak karnı olarak gördüğü Saadet Partisi ve Saadet Partisi tabanına karşı  kuşatma harekatını sürdürüyor.

Erdoğan’ın tüm sağ siyaseti AK Parti çatısı altında toplama fikri yeni değil.

Bugünleri çok önceden öngörecek kadar siyaseti bildiği için yıllar önce Has Parti’yi Numan kurtulmuş, Demokrat Parti'yi Süleyman Soylu üzerinden, sağın gelecekteki muhtemel sığınma evlerini yıkmıştı. MHP’nin de darbe girişimi sonrası yanına gelmesiyle rahatlamıştı.

Saadet’in dışarda kalması çok büyük sorun değildi.

Ama AK Parti’deki yıpranma sürüp, bir de İyi Parti ortaya çıkınca, Babacan’ın DEVA’sı, Davutoğlu’nun Gelecek’i de kayadan yel almanın çok ötesinde bir erozyona neden olunca kurgu bozuldu ve başkanlık sisteminin de dayatması ile bırakın Saadet'i, çok daha az oy oranına sahip partiler bile önem kazandı.

Şimdi Erdoğan bir kez daha “sağlı sollu konsolidasyon” peşinde.

Önce Oğuzhan Asiltürk ile Saadet’in siyasi kanadına yaklaştı.

Şimdi de fikri kanada el uzatarak Nedim Urhan’la buluşmuş.

Asiltürk’ün CHP ile yakınlıktan rahatsız olduğu ve bunun da Erdoğan’ı harekete geçirdiği söyleniyor.

Doğrusu Asiltürk’ün CHP ile yakınlıktan rahatsızlık duyacak son kişi olduğunu düşünüyorum.

Çünkü Milli Görüş’ü bırakın yakınlaşmayı, CHP ile ortaklığa götüren isimdir Oğuzhan Asiltürk.

1973 sonrası Türkiye’de başlayan koalisyonlar döneminin ilk koalisyonu CHP-MSP koalisyonudur.

Herkes bu koalisyonun en önemli işi olarak Kıbrıs Barış Harekatı’nı hatırlar ama zannedildiğinin aksine, bu koalisyon döneminde Türkiye adına epey önemli işler yapılmış, önemli hamleler gerçekleşmiştir.

Ve o dönem bu imkansız görünen koalisyonun mimarı Oğuzhan Asiltürk’ten başkası değildir.

Koalisyonun altyapısını MSP adına Asiltürk, CHP adına ise Deniz Baykal oluşturmuştur.

Ve o koalisyonun en önemli mutabakatı ise “tarihi yanılgılardan” dönme konusunda iki tarafın açıkladığı mutabakattır.

Bu koalisyon ile CHP, MSP ve Milli Görüşü “Cumhuriyet düşmanı” olarak görmeyi “tarihi yanılgı” olarak kabul etmiş, MSP ise CHP’yi “din düşmanı olarak görme” tarihi yanılgısından vazgeçeceğini beyan etmiştir. O günkü CHP ile bu mutabakata varan Asiltürk’ün bugünkü CHP’den çok şikayetçi olması bana göre mümkün değildir.

NOT: Bu arada Muzaffer Ayhan Kara’nın "Türk Siyasal Yaşamında Koalisyon” kitabını da siyasete meraklı gençlere tavsiye ederim.

Japonya’da Deep-score adlı bir şirket telefonlar için yeni bir uygulama çıkarmış.

İddiaya göre bu uygulama şöyle çalışıyor.

Karşınızdaki kişiye telefonun kamerasını yöneltiyorsunuz ve belirlenmiş bir grup suali soruyorsunuz.

Kişinin bu soruları yanıtlarken oluşan yüz ifadesi değişimleri kamera tarafından algılanıp birtakım algoritmalarla kişinin güvenilir olup olmadığı belirleniyor.

Bu fonksiyonun bankalar tarafından kredi alacak müşterilere uygulanması düşünülüyormuş.

Bu program siyasetçilere uygulanırsa çok daha iyi olabilir.

Çünkü bir ülkeyi batırmak, kredi batırmaktan çok daha önemli bir sorun.

Ancak bu program gerçekten işliyorsa acaba ülkeleri yönetecek tek bir siyasetçi bulabilir mi dünya orası şüpheli.

Düne kadar “Bizi çocukların kumbarasındaki paraya göz dikenlerle kıyaslamayın” diyen Galatasaray Spor Kulübü’nün Başkan koltuğu işgalcisi şimdi “Galatasaray’a yardım" kampanyası başlatmış.

İşte benim başından beri vurguladığım ilkesizlik, güvenilmezlik, adapsızlık bu.

Mustafa Cengiz bu.

Bunu arsızlığı ve ilkesizliği başlattığı yetmemiş gibi bir de emrindeki paralı asker sözde taraftar güruhuna bir çağrı yayınlatmış.

Mafya ile ilişkisi bilinen bu taraftar grubu da Galatasaray’ın eski başkanlarına, Galatasaraylı işadamlarına, Galatasaray’ın önemli isimlerine yönelik “tehdit gibi” bir bildiri yayınlayarak “Galatasaray destek verin yoksa...” demiş.

Ey Galatasaraylı dostlarım, arkadaşlarım ve tüm Galatasaraylılar.

Bu Mustafa Cengiz ve çevresindeki tufeyli taifesi artık Galatasaray’ın “beka sorunu” olmuştur.

Bu ilkesiz gruptan ve yanlarındaki güruhtan Galatasaray dün kurtarılmalıydı.

Yarın artık çok geçtir.

Aynaya bakamayanlar kameralara da bakmadığı zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00