Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Bilim bir kez daha dikkate alınmadı ve tam da dün yazdığımız gibi oldu: Kısmi kapanma.

Bilim Kurulu ve işi bilen herkes tam kapanmadan yanaydı.

Önce “kısmi kapanma” açıklandı ardından genelge geldi ve birkaç kişi hariç herkesin dışarı çıkma izni olduğu görüldü.

Yine de hiç yoktan iyidir.

Tabii 65 yaş üzerine ve 18 yaş altına zulüm de sürüyor, salgının faturası bir yılı aşkın zamandır bu yaş gruplarına çıkarılıyor.

Tam kapanmaya gidilmemesinin en önemli nedeninin ülkenin ekonomik durumu olduğunun herkes farkında.

Kısa çalışma ödeneğini bile kesmek zorunda kalan bir kamu idaresi, tam kapanmanın maliyetini taşıyamazdı.

Ne de olsa Kanal İstanbul’a para lazım.

Ama hiç değilse bu kapanma ile kaderine terk edilen esnafa ve iş dünyasına bazı kolaylıklar tanınmalıydı.

En azından vergi ve kredi tahsilatları ve daha önemlisi icra işlemleri kapalı oldukları dönemde durdurulmalıydı.

Bu önlemlerle vaka sayısı mutlaka gerileyecektir ama bilinizi ki, hedef olarak gösterilen 2020 Mayıs’ındaki vaka sayılarına ineceğimiz, arzu edilen hızda bir gerileme yaşanmaz.

Çünkü o günkü kapanma ile bugünkü kapanma arasında büyük fark var.

Geçen 21 Mayıs’ta AVM’lerin açılması corona mücadelesinde hatalar zincirinin başlangıcı oldu.

Ve hatalar birbirini kovaladı.

Sonunda gelinen durum dünya şampiyonluğu.

Ve fatura yine 84 milyona kesildi.

Sayın Bakan Koca’ya bir kez daha söylemek istiyorum.

Sayın Bakan başkalarını bilmem.

Ama ben ve benim gibi kalabalık bir kitle bu işte hiç ama hiç suçlu değiliz.

1 yıldır en sevdiklerimin cenazelerine dahi katılmadım.

Düğün nişan yapmadım, düğüne nişana gitmedim.

Maskesiz sokağa adım atmadım.

Millete maske mesafe önerip kendim lebalep parti kongreleri düzenlemedim, düzenlemekle övünmedim.

Yaptığınız ya da engellemediğiniz yanlışlar konusunda hep uyardım.

O yüzden ben ve benim gibi pek çok kişi bu işte hiç ama hiç suçlu değiliz.

Kusura bakmayın.

İyi olursa sizden kötü olursa hepimizden değil.

Salgının yarattığı ortamdan dolayı keyifsiz iseniz, tadınız tuzunuz yok ise sığınılacak en iyi liman büyük olasılıkla mizahtır.

Bu yüzden ben de size son günlerde gördüğüm en iyi mizah kitabını, en komik derlemeyi önermek istiyorum.

Kitabın adı aynen şöyle:

“Asrın Küresel Salgını: Türkiye’nin Koronavirüs ile Başarılı Mücadelesi”

Vallahi de billahi de şaka yapmıyorum.

Kitabın adı aynen bu.

Üstelik de “Başarılı” kelimesi abartma olarak ayrı bir renk ile basılmış kapağa ki, görme özürlüler de görsün.

Kitabın ne kadar komik ve eğlenceli olduğu daha kapağından belli.

İçi o kadar komik mi diye soracak olursanız.

Vallahi önce kitabın “Erkeklerin kadınlar hakkında bildiği her şey” isimli kitap gibi olduğunu düşündüm.

Yani açıyorsunuz içi boş.

Ama öyle değilmiş.

Ciddi ciddi yazmışlar.

Gülmem bitince inşallah açıp okuyacağım.

Ama katıla katıla gülmekten kitabı elimde tutamıyorum bile.

Ancak bana kitabı tavsiye eden arkadaşımın söylediğine göre içinde bol bol “Şunu başarıyla yaptık, bunu başarıyla uyguladık” cümleleri geçiyormuş.

Yani gülmece sadece kapakta değil içerde de devam ediyor.

Mutlaka alın okuyun.

Kuşe kağıda 500 sayfa.

Yazarı ise belli değil. 

Büyük ihtimalle okurken gülmekten öleceklerin sorumluluğunu almak istemediğinden. 

Dün Nurettin Canikli Merkez Bankası’ndaki 128 milyarın nerelere gittiğini açıkladı.

“Açıklamak zor değil” diye haftalardır söyledik.

Nereye gittiği belliydi.

Zaten birkaç hafta önce bu köşede ben de yazdım.

Çünkü Merkez Bankası bilançosuna şöyle bir bakınca görünüyordu nereye gittiği.

Merkez Bankası bunu bankalara tahsis etmişti.

Bankalardan de büyük oranda vatandaş almıştı.

Hatta benim ilgili yazımda “Kamu vatandaşa sattığı parayı geri istiyor” diye özetlemiştim durumu.

Canikli “Para bir yere gitmedi” diyor ama aslında gitti.

Kontrolden çıktı.

Artık Merkez Bankası’nda değil.

Geri gelir mi?

Bu şartlarda zor gelir gibi duruyor.

Ama tabii Canikli’nin açıklaması yeni soruları da beraberinde getiriyor.

Merkez Bankası’nın bu rezervi elden çıkarma yöntemi kamu açısından en doğru olan mıydı?

Ortada gerçek bir muhalefet olsa aslında bunu tartışır.

Nerede olduğunu benim haftalar önce yazdığım bir parayı değil.

Sinema dünyasındaki en ünlü Baba kimdi diye soracak olsalar, pek çok kişinin yanıtı ya Marlon Brando olacaktır ya da Al Pacino.

Her ikisi de sinema tarihinin en başarılı mafya filmlerinden biri olan Godfather’da Corleone ailesinin babalarına hayat verdiler.

Oscar’lık performanslar sergilediler.

Ama hiç kimse bu iki büyük aktörün rollerinin etkisinde kalıp normal hayatta “mafyalığa” soyunduğunu, haraç toplamaya kalktığını, onu bunu tehdit ettiğini, gerçek mafyalarla gezip tozduğunu görmedi.

Rol bitti, mafyalık başlamadı bile.

Ama ne yazık ki, Türkiye’de durum bu değil.

Kurtlar Vadisi ve takipçisi dizilerde oynayan bazı oyuncular, rolleri ile kendilerini öylesine özdeşleştirdiler ki, sokakta da mafya gibi dolanmaya başladılar, mafya babaları ile mafyacılık oynar hale geldiler.

Bazıları bu durumdan çabuk kurtuldu, bazıları ise kurtulamadı.

Kurtulamayanlardan biri de Mustafa Üstündağ olmuş.

Hafta sonunda Bodrum’da sezonun ilk rallisi vardı.

Yerel bir otomobil kulübünün düzenlediği, Federasyonunun da destek verdiği ralliye rekor sayıda (84) araç katıldı.

Bodrum Belediye Başkanı Murat Ersönmez’e copilotluk yaptı, Muğla Valiliği ve Bodrum Belediyesi destek verdi.

Şahane bir yarış oldu.

Ancak bu şahane yarışa yarış bittikten sonra meydana gelen bir olay damga vurdu.

Dizilerde mafya rolleri oynayan Mustafa Üstündağ adlı bir şahıs, rallinin bitiş noktasını bastı.

Muhtemelen alkol ya da madde etkisinde olsa gerek ki, herkese tehditler savurdu ve daha sonra da telefonla çağırdığı bir otomobil dolusu eşkıya yarışın organizasyonunu yapan kulübün başkanı Atıl Atılgan’ı hep birlikte hastanelik ettiler.

Daha sonra da çıkan kargaşada kendi arkadaşlarını vurdular.

Benim tüm yapımcılardan bir istirhamım olacak.

Kendini maya zannetmeye başlayan oyuncular ile yollarınızı ayırın.

Bu Mustafa Üstündağ’a da bundan sonra rol mol vermeyin.

Memlekette yeterince eşkıya var.

Bir de bu çakma kabadayılarla uğraşmayalım.

Emsal olması gerekenler sui misal olmayınca.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00