Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 3. doz aşıyı da olduğunu ve antikorlarının zirveye çıktığını açıklamasının ardından 3. doz tartışması başladı.

Bir yanda özellikle Sinovac’ın aşısında 3. dozun kesinlikle gerekli olduğunu söyleyenler, diğer tarafta ise Prof. Mehmet Ceyhan gibi “3. dozun gerekli olup olmadığı kesin değil. Bu ilaç şirketlerinin aşı satmak için uydurduğu bir şey de olabilir” diyenler.

Tabii Türkiye’de tartışmalar bilimsellik ve araştırmaya dayalı okuma üzerinden değil de “geyik” üzerinden yapıldığı için kimse doğru düzgün literatür taramıyor ama “sallıyor”.

Oysa corona salgınının ilk gününden bu yana bilgilerimiz sıklıkla yenileniyor, değişiyor, yeni bulgular, yeni yöntemler ve yeni yaklaşımlar yaratıyor.

Bu garip kulunuz da, her türlü yeni bilgiyi pek çok hekimden daha önce okuyup araştırıp sizlere ulaştırmaya çalışıyor.

En basitinden sadece hastaların değil herkesin maske takması gerektiğini, DSÖ'nün virüs bulaşmasını engellemek için önerdiği mesafenin bu virüste yetersiz kaldığını, ACE inhibitörlerinin bu hastalıkta riski arttıran bir faktör olmadığını Türkiye’de ilk bu köşede yazdık, söyledik.

Şimdi de yeni gelişmeler ışığında, COVID 19 aşıları ile ilgili yeni bulguları, yeni bilgileri yeni yaklaşımları yazalım.

İLK VE İKİNCİ DOZLAR FARKLI AŞILARDAN OLABİLİR Mİ?

En merak edilen sorulardan biri buydu. Vatandaşlar “İlk dozumu Sinovac oldum ikinci dozu Biontech olabilir miyim?” diye soruyorlardı ve verilen yanıt “Hayır olamazsınız. İlk dozu ne olduysanız 2. doz da o olmalı” oluyordu. Çünkü bilinen, klasik yaklaşım buydu.

Ancak şimdi bu durum tartışılıyor.

Ve galiba yanıt değişiyor.

Bununla ilgili ilk değişik yaklaşım Kanada’dan geldi.

Kanada Ulusal Bağışıklık Danışma Komitesi yayınladığı son önergesinde ilk doz ve ikinci dozların farklı üreticilerin aşılarından olabileceğini, bu aşıların ille de aynı tür aşılar olması gerekmediği belirtti.

Yani ilk dozunu bir vektör aşısı olan Astra Zeneca Oxford olan bir kişi, ikinci dozunu bir mRNA aşısı olan Binotech’le ya da Moderna ile olabilecek. Kanada’dan gelen bu bilgide inaktif aşılarla ilgili bir şey yok çünkü Kanada inaktif aşı kullanmıyor.

Bu yeni yaklaşım Türkiye’de de incelenmeye değer.

KARMA AŞI DAHA İYİ OLABİLİR

Kanada’nın önerdiği her iki dozu farklı aşılarla olma yaklaşımı İspanya’dan gelen güçlü bir araştırma ile de destekleniyor.

Saygın bilim dergisi Nature’da 600 denek ile gerçekleştirilmiş yeni bir araştırma yayınlandı.

İspanyol doktorların bu araştırması farklı aşıların yapılması ile elde edilen bağışıklık yanıtının, tek marka aşı ile elde edilenden çok çok daha güçlü olduğunu ortaya koyuyor.

İspanyolların bu araştırmasını destekleyen bulgular İngiltere ve Kanada’daki üniversite hastanelerinden de geliyor.

İkinci dozun farklı aşıdan olması bir anlamda immün yanıta “turbo” etkisi yapıyor.

İspanya’da Carlos III Sağlık Enstitüsü’nde yürütülen araştırmada ilk ve ikinci dozları farklı üreticilere ait aşılardan olan hastalarda bağışıklıkta çok hızlı bir artış görülürken, 232 kişilik kontrol grubunda böyle bir hızlı bağışıklık yanıtı görülmüyor.

Ancak ne yazık ki, bu araştırmaların hiçbirinde bizim Sinovac gibi inaktif aşı kullanılmadığı için bu konuda elimizde bir bilimsel veri yok.

SİNOVAC VE BİONTECH KARMASI OLABİLİR Mİ?

Sağlık Bakanlığı araştırma ve geliştirmeye yönelik cesaretlendirici bir tavır almadığı, bilgi paylaşmadığı için Türkiye’de bu konularla ilgili hiçbir açıklanmış araştırma yok ve bildiğim kadarıyla yapılmıyor da.

Bu yüzden Türkiye’de ilk dozunu Sinovac’la olanlara ikinci dozu da Sinovac, ilk dozunu Biontech ile olanlara ikinci dozu da Biontech olarak yapmaya devam ediyoruz. Elde veri olmayınca da doğrusu bu oluyor elbette.

Fakat bilimsel olmayan bireysel bulgular da var.

Bazı hekimler, bu durumu farklı bir biçimde de olsa kendi üstlerinde deniyorlar.

Benim tanıdığım en iyi ve yeniliğe en açık hekimlerden biri kendi üzerinde bir inceleme yaptı.

Nature’de yayınlandığı ya da Kanada’da önerildiği gibi ilk iki dozu farklı aşılardan olmadı ama hatırlatma dozu olarak görev için gittiği ABD’de yaptırdığı üçüncü dozu farklı bir üreticiden seçti

Bu hekim dostum, ilk iki dozunu Türkiye’de Sağlık çalışanlarına yapılan Sinovac ile olmuştu.

İlk dozdan sonra baktırdığı antikor düzeyi 2 idi.

İkinci dozdan sonra antikor düzeyi 800’e çıktı ama üç ay içinde 574’e geriledi.

Bu hekim dostumuz ABD’de iken çalıştığı hastanede 3. doz aşısını Biontech olarak yaptırdı.

Ve 15 gün sonra antikor düzeyi 21.000’e çıktı.

Kendi ifadesine göre artmaya da devam ediyor.

Yani sevgili okurlar, aşıların bir anlamda kanda kokteyl haline getirilmesi bağışıklık yanıtını hızlandırıp arttırıyor, antikor düzeyini çok hızlı biçimde yükseltiyor.

Bilim Kurulu’na Nature’daki makaleyi okumalarını tavsiye ediyorum.

Belki de mücadeleyi çok daha hızlı kazanmamıza neden olabilecek bir gelişme bu.

Genç bir kıza tecavüz ettiği iddiası ve bu tecavüz sonrası genç kızın intihar etmesi nedeniyle yargı önünde olan Musa Orhan’ın tutuksuz yargılanması toplum vicdanını başından beri derinden yaralayan ve yargıya güveni, inancı sıfırlayan bir rezaletti.

Düşünce suçu iddiasıyla yargılananların hapiste, tecavüz ve ölüme sebebiyet iddiasıyla yargılananların ise sokakta olduğu bir ülkede hiç kimse o yargıya zerre saygı duymaz, duyamaz.

Oyuncu bir genç kadın, Ezgi Mola da bu rahatsızlığı yüksek sesle dile getirdi.

Dile getirirken de, tecavüz sanığı için “şerefsiz” kelimesini kullandı.

Aslında eleştirisi yargıya ve sisteme idi.

Ama sanığa hakareti sanığın şikayeti nedeniyle suç sayıldı.

Şimdi o da yargılanacak.

Gönlümüz Ezgi Mola ile birlikte çünkü bu adalet anlayışı hepimizi adaletten soğutuyor ama haklı bile olsak kimseye hakaret etme özgürlüğümüz yok.

Katile katil, hırsıza hırsız, tecavüzcüye tecavüzcü, sapığa sapık deme hakkımız yok.

Diyebilirsiniz ki, "Yargı ne yapsın yasa böyle."

Yoo, savcı gayet rahat bir biçimde "Burada kişi adı zikredilmemiş, genel bir eleştiridir" diyerek şikayetçiyi geri çevirebilirdi.

Ama yapmamış.

İş bu hale gelince Ezgi Mola gönüllerde haklıdır ama yasa önünde haklı değildir.

Bir gariptir adalet bizde.

Eşinden boşanmak isteyeni 5 yılda boşamaz.

Ama eşini öldüreni iki yılda serbest bırakır.

Sonra da ağlaşır “Yargıya güven yok” diye.

Sizce olmalı mı!

Türkiye’de siyasal İslamcılık nasıl bir şeydir diye soranlara artık çok kısa bir yanıt veriyorum artık:

“Babası halka kumarın zararlarını anlatıp, kumardan uzak durmalarını öğütlerken oğlunun ülkenin en büyük kumar organizasyonunun genel müdürü olup, yüklü miktarda maaş almasına ve dahası aynı anda farklı farklı şirketlerde yöneticilik yapmasına Türk tipi siyasal İslam denir.”

Bu hafta başında Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nu konuk edip, kendisi ile ilgili İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ve Başbakanlığı dönemi ile ilgili suç örgütü lideri Sedat Peker’in iddialarını sordum.

Ertesi gün Davutoğlu’nun söyledikleri pek çok yerde küçüklü, büyüklü haber oldu.

Ancak bir internet haber sitesi emeğe büyük bir saygısızlık yaptı.

Benim Davutoğlu ile yaptığım sohbeti satır satır haber yaparken ne benden ne programın adından ne de yayınlayan televizyon kanalından tek satır bahsetmedi.

Sanki Davutoğlu kendi kendine bir meydanda konuşmuş gibi davrandı.

Hadi benden ve programdan hazzetmiyorsunuz.

Bari yayınlayan kanalın adını Habertürk diye verseydiniz değil mi!

Bu sitenin adı “Diken”.

Ona buna etik dersi verirler, Etiğin E’sinden haberleri yok belli ki!

“Kim bu terbiyesizler” diye sordum.

Türkiye’nin basın tarihine damga vurmuş bir aileden gelen, dedesi ile karşılıklı muhabbetimiz olan, babasını gençliğimde gittiği avlardan ve atıcılık sporundan tanıdığım, büyükannesi ile komşuluk yaptığım bir delikanlı imiş sahibi.

Şaşırdım.

Armut dibine düşmemiş demek ki!

Yazık.

Her kuşak bir öncekinden ileri gitmeyi başardığı zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00