Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Herkes erken seçimi merak ediyor.

Ben ise seçimin erkene alınması halinde olacaklardan umutluyum.

Mesela çok iddialı, 5. nesil olacağı söylenen Milli Muharip uçağımız 2023 yılında hangardan çıkacak ve ilk deneme uçuşunu gerçekleştirecekti. Elbette ki seri üretimine başlanmıyordu ama uçabilen bir tam prototipin piste çıkması bile büyük bir olaydı.

Şimdi seçim 2022’ye alınırsa bu uçağın hangardan çıkışı da 2022’ye alınacak mı?

Keza yerli ve milli elektrikli otomobilimiz TOGG.

TOGG’un da 2023 yılı içinde hazır olması ve satışa sunulması bekleniyordu. Oldukça zor bir hedef olmasına rağmen tüm babayiğit takımı bu hedefin gerçekleştirilmesi için cansiperane gayret gösteriyordu.

Şimdi bazılarının iddia ettiği gibi seçim 2022’ye alınırsa babayiğitlerin bu otomobili 2022’ye yetiştirmesi mümkün olacak mı!

Karadeniz’deki doğalgaz buluşumuz zaten yüz yılın müjdesi idi. Ama buradaki gaz öyle bazılarının gazı gibi zart diye çıkmıyordu. Hazırlık gerekiyordu. Rezerv yatağının tespiti yapılacak, buralara kuyular açılacak, kıyıya boru hattı çekilecek, karaya vardığı yere depolama tesisleri yapılacaktı. Bu da ancak ve ancak 2023’te tamamlanabilecekti.

Şimdi bu doğalgazın çıkarılıp evlerimize gelmesi de seçim tarihi ile birlikte 2022’ye çekilebilecek mi!

Biliyorsunuz 2023 yılında ilk Türk astronotu uzaya çıkacaktı. Soyuz’la mı yoksa ticari seferle mi çıkacağı henüz kesinlik kazanmamıştı ama bir şekilde çıkacaktı. İlk Gökbey’in kim olacağını tartışıyorduk artık. Hava Harp Okulu’ndan mı olsun yoksa Kartal İmam Hatip’ten mi diye!

Şimdi seçim 2022’ye alınırsa ilk Gökbey’imizi uzaya biraz erken mi yollayacağız? Peki o tarihe bilet var mı acaba! Branson, Musk ya da Bezos o tarihe yetişecek mi!

Yine aynı yıl, yani 2023’te aya sert iniş yapacaktık. Bunu yapacak parafinle çalışacak yerli ve milli roket motorumuz şu anda geliştiriliyor.

İyi de seçim 2022’ye alınırsa aya sert inişi bir yıl erkene alabilecek miyiz!

Yani diyeceğim o ki ben meseleye iyi yönden bakıyorum.

Seçimin erkene alınması Türkiye’de teknoloji ve gelişim hamlesini de hızlandırabilir.

Biz "Bu göçmen politikası yanlış, bu politika ile Türkiye perişan olur. Bu kadar göçmen alamayız. Bunların bir yolunu bulup geri yollamalıyız, ülke göçmen işgali altında" diye gelen tehlikeye dikkat çektikçe iktidar yalakaları hep bir ağızdan bana ve benim gibi düşünenlere "Faşist bunlar, ırkçı bunlar, hepimiz göçmeniz, önce gelen Türkler önce gitsin" gibi saldırılarda bulunuyorlardı. 

Ancak konu ciddi bir toplumsal mesele haline gelip, AK Parti seçmenleri de bu durumdan rahatsız olduklarını bağırmaya başlayınca hükümet kanadı hemen duruma intibak etti ve "göçmen karşıtı" söylemlere başladı. 

Ancak iktidar yalakaları her ne hikmetse onlara "faşist, ırkçı" demiyor. 

Ve muhtemelen çok yakında göçmenlerin Türkiye açısından yarattığı riskleri yazmaya başlarlar. 

"Yok canım o kadar da değil" demeyin. 

Bunların dün kapısına bağlı oldukları FETÖ'yü satma hızları göz önüne alınırsa bu konuda yavaş bile kaldılar!

Aklını kiraya verenlerden ders alınamayacağını anladığımız zaman.

Gazetecilikte başlık haber okutmak için önemli bir unsurdur ve olabildiğince zekice olmalıdır, kabul ama haberi çekici yapacağım diye doğru olmayan bir başlık atmak, gerçeği çarpıtmak ve okuru kandırmak gazetecilik değildir.

Okuru aptal yerine koyan bu başlığı atan asıl aptal olandır.

Bir Alman gazetesi, Biontech’in kurucularından Dr. Uğur Şahin ile bir röportaj yapmış.

Türk medyası da bu röportajdan alıntılar yaparak manşetlere taşımış.

Ve bazıları şöyle başlıklar atmışlar:

“Uğur Şahin’den bir müjde daha, organ gençleştirmek mümkün olacak.”

Başlığı görünce ciddiye alıp okuyorsunuz.

Bu konulara aşina, okuyan yazan biri olarak bu konuda yıllardır yürütülen çalışmaları da bilen biri olarak Biontech’in mRNA teknolojisini kullanarak organ yenileyecek yepyeni bir yöntem geliştirdiğini düşünüyorsunuz haklı olarak.

Ama alakası yok.

Dr. Şahin, bu yönde çalışmalar olduğunu, bu çalışmaların bir gün başarıya ulaşacağına inandığını, mesenger RNA teknolojisinin bu çalışmalara destek olabileceğini ve hücrelerin içine hücreleri yenileyip gençleştirecek düzenekleri iletmek için kullanılabileceğini söylüyor.

Yani aslında bir kümes var ama kümeste henüz fol inşa halinde, yumurta ise yok.

Dr. Şahin’in söylediklerinde ise hiç yeni bir şey de yok.

Oysa herkes biliyor ki, hasar görmüş karaciğer, böbrek, kalp, pankreas, akciğer gibi pek çok organın tamiri ve rejenerasyonu için uzun yıllardır yürütülen çalışmalar var ve onlarca farklı yöntem ile bu sonucu elde etme yolunda adımlar atılıyor.

Mitokondri transferinden, kök hücreye, bunların yerleştirilmesinde ameliyattan, mRNA’ya kadar birçok yöntem geliştiriliyor.

Ama başlıkta iddia edildiği gibi “müjde” denilecek bir yerde değil bilim.

Yani böyle bir başlığı atmanın “Eyvah, bilim adamlarına göre dünyanın sonu geldi, güneş dünyayı yutacak” diye başlık atarak 4,5 milyar yıl sonra olacak bir olayı yarın olacakmış gibi duyurmaktan hiç farkı yoktur.

Buna müjde değil okuru aptal yerine koymak denir.

Ama asıl aptal olan okuru aptal yerine koyandır.

NOT: Bu konuya ilgi duyanlar bu yıl yayımlanan Organ Repair and Regenaration, Preserverving Organs in the Regenative Medicine Era adlı kitaba bir göz atabilirler.

Müjdeden bahsetmişken aklıma geldi.

Ne oldu bizim müjdeler.

Büyük bir heyecanla satın aldığımız ve daha da büyük bir heyecan ve milli gurur ile denizlere salıp araştırmalar yaptırttığımız gemilerimiz vardı.

Sismik araştırma gemileri Barbaros Hayrettin Paşa ve Oruç Reis…

Sondaj gemileri Fatih, Yavuz ve Kanuni.

Bunlar çevremizdeki denizlerde araştırma yapıyor ve araştırma sonuçlarına göre sondaj yapıyorlardı.

Özellikle de tartışmalı Doğu Akdeniz sularında milli çıkarlarımız bu gemiler sayesinde korunuyor, Mavi Vatan konsepti bu gemiler ile hayat buluyordu.

Doğu Akdeniz’i Yunanistan’a ve Kıbrıs Rum Kesimi’ne bırakmıyorduk.

Doğru Akdeniz’de Akdeniz’de en uzun kıyı hattına sahip ülke olarak söz sahibi olmalıydık ve oluyorduk.

Diğer yandan da tartışmasız bir deniz olan Karadeniz’de de milyarlarca metreküp doğalgaz bulmuştuk ve burada da sondaj yapıyor ve su gazı çıkarmaya çalışıyorduk.

Karadeniz’de büyük bir müjde olarak bulduğumuz gazın fazlasının Doğu Akdeniz’de bulunması ve daha da büyük bir müjdenin gelmesi an meselesi idi.

Ancak anladığım kadarı ile durum pek öyle değil.

Barbaros Hayrettin Paşa gemisi Karadeniz’de araştırmalarını sürdürüyor.

Fatih ve Kanuni gemileri de Karadeniz’de sondaj yapmaya devam edebilecekleri konumlarda bulunuyorlar.

Ancak Doğu Akdeniz’de durum pek anlatıldığı gibi devam etmiyor.

Artık ne Kıbrıs çevresinde ne de Mavi Vatan’da araştırma yapan bir sismik araştırma gemimiz yok.

Oruç Reis sismik araştırma gemisi Antalya açıklarında alargada duruyor aylardır.

Yavuz sondaj gemimiz ise İstanbul’da ve eğer Haydarpaşa limanı içinde doğalgaz bulup orayı delmiyorsa, limana bağlanmış yatıyor.

Peki aylarca televizyonda övüne övüne, gerine gerine anlattıkları Mavi Vatan ve Kıbrıs çevresindeki ulusal çıkarlarımızın korunması meselesi ne oldu!

Onu da şimdilik Antalya açıklarına ve Haydarpaşa Limanı’na mı bağladık.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00