ÖYLE veya böyle AK Parti'nin Türkiye'yi bir bolluk ülkesi haline getirdiği tartışılmaz bir gerçek.
Mesela her yer mall dolu.
Yanlış anlamayın "mal" değil "mall" yani "mol". Hiçbir yerde bu kadar "mall" bolluğu yok.
Hepsinin içi insan dolu. Gerçi alışveriş yapmıyorlar pek ama yiyorlar, sıcaktan veya soğuktan korunuyor hoşça vakit geçiriyorlar.
Lüks otomobil bolluğu da var mesela. Her yer Ferrari, Lamborghini dolu. Galeriler taşıyor. İnternete girin "Ferrari" yazın 300 tane var satılık. Lamborghini o kadar bol değil, 100 kadar bulabilirsiniz. Bentley, Rolls-Royce hepsi dolu. Range Rover yok satıyor. 6 ay kuyruk var 280 bin Euro'luk modelinde.
Porsche zaten sebil.
Tekne yat gani. 10 sene önce 20 metre teknesi olana "Gemisi var" deniyordu. Şimdi ortalık megayattan geçilmiyor. 40 metre, 50 metre. Allah ne verdiyse. Koylarda yer yok demir atacak. Yat bol da, Allah vergisi olduğu için koy bol değil.
Havayollarındaki gelişme muazzam. Pegasus'u, Atlas'ı Onur'u geçtim, özel uçak patlaması var.
Hangarlar almıyor artık özel uçakları. Belediye Yeşiköy'e "İSPARK" koyacakmış özel jetler için. O kadar bol.
Zenginler böyle de fakir fukaranın durumu farklı mı?
Orada da bir bolluk var.
Hepsinde bol bol kredi kartı.
Kartı bol olanın borcu da bol.
Haliyle bankaların da bol bol alacağı var vatandaştan.
Ev desen her şeyden bol. Dağ taş ev oluyor. Alan bir tane daha alıyor. O kadar bol ki, neredeyse millet bir tarafına sürecek bolluktan.
Kendi kendime sorup duruyordum "Bu bolluk nereye kadar" diye.
Sonunda zirveyi gördük.
O kadar bolluk ülkesiyiz ki, o bolluk ülKe yönetimine de yansıdı.
Cumhurbaşkanlığında ve Başbakanlıkta da bolluk dönemi başladı.
Bugüne kadar, daha doğrusu "eski Türkiye"de 1 Cumhurbaşkanımız olurdu, bir de Başbakanımız.
Bolluktan ne yapacağımızı şaşırdık.
Şimdi aynı anda 2 Cumhurbaşkanımız 2 de Başbakanımız var.
Bu kadar bolluk sadece Türkiye'de var.
Allah bin bereket versin.



IŞİD Türkiye'yi rehin alabilir

YILLAR önce yazdım bu köşede.
"Bölgemiz hızla bir mezhep çatışması ortamına gidiyor" diye. Türkiye'nin bu konudaki hatalı politikasına, en azından vurdumduymaz politikasına da dikkat çekerek.
Tınan olmadı. Kimbilir belki de istedikleri buydu.
Geçen zaman içinde bölge iyiden iyiye karıştı.
Başta hiç kimsenin ciddiye almadığı bir "meczup" grubu IŞİD adı altında dünyanın başına bela oldu.
Amerikan Genelkurmayı bile "Biz böylesini görmedik" deme noktasına geldi IŞİD karşısında.
Rivayet o ki, IŞİD'in büyüyüp serpilmesinde Türkiye'nin de önemli katkıları olmuş.
Doğru yanlış bilemem ama iddia bu.
Sonunda o IŞİD büyüdü, büyüdü Türkiye'nin başına şimdilik "küçük" bela oldu.
Bölgede istikrarı ve işbirliklerimizi bozması bir yana, bir de kalktı konsolosluk çalışanlarımızı, diplomatlarımızı rehin aldı. Aradan aylar geçti hâlâ haber yok.
"Ne oldu bu vatandaşlarımıza, aralarında bebeler de var" diye soramıyoruz çünkü yayın yasağı var.
Fakat size bir şey söyleyeceğim.
İster ciddiye alın ister almayın, bırakın 50 konsolosluk çalışanımızı, IŞİD aslında Türkiye'de 76 milyonu rehin aldı, alacak.
Daha önce yazdım, bizim İslamcıların IŞİD'e "mahallenin yaramaz çocukları" gözüyle hoşgörülü biçimde baktığını...
Ama bu bakış açısının sonu yok.
Belli ki, büyüyen IŞİD tehlikesi karşısında medeni dünya sert tedbirler almaya doğru gidecek.
Belki de, IŞİD bu tedbirleri almanın bahanesi olarak ortaya çıkarıldı, bilemem.
Türkiye'nin sıkıntısı da tam burada baş gösterecek.
Bu tedbirler alınırken Türkiye buna destek verse bir dert, vermese bir dert.
Destek vermezse "Uluslararası teröre destek veren ülke" konumuna düşecek.
Destek verirse IŞİD zaten hedef olarak gördüğü Türkiye'yi iyice hedef yapacak ve Türkiye'ye doğru harekete geçecek.
Öyle sınırdan topla tüfekle değil.
Kentlerimizde terör estirmeye başlayacak.
Her biri bir intihar komandosu olan IŞİD militanları Türkiye'yi cehenneme çevirecek. Zaten var olan potansiyelini iyiden iyiye harekete geçirecek. Büyük kentlerimizi birer terör odağı haline getirecek.
Türkiye her şeye rağmen IŞİD'e karşı yapılacak operasyonları desteklemekten imtina ederse bu kez de IŞİD Türkiye'deki faaliyetlerini artıracak.
Güney sınırlarımızı tam olarak kevgire çevirecek.
O yüzden Türkiye'nin bugün en önemli sorunu IŞİD'dir.
Ama Ankara'da bunun farkında olan henüz yoktur.




Makbul işadamları ve Davutoğlu

EYLÜL ayından itibaren Başbakanlık koltuğuna otaracak olan Ahmet Davutoğlu'nu Bakanlığı ile ilgili çok eleştirdim.
Yaptığı hataların, yanlış öngörülerin Türkiye'ye ve hatta bölgemize pahalıya mal olacağını hep yazdım ve haklı çıktım, daha da çıkacağım.
Davutoğlu'nu siyasetçi olarak sayfalar dolusu eleştirdim, hâlâ da eleştirebilirim, eleştireceğim de.
Ama bir konu net.
Davutoğlu'nun adı şimdiye kadar hiçbir zaman akçeli işlere, ihalelere, kupon arazilere, işadamları ile yakın ilişkilere karışmadı.
Ortaya dökülen onca pislikte de adı hiç geçmedi.
Bu kötüye işaret.
Benim açımdan, bizim açımızdan değil.
Bazı "makbul" işadamları açısından kötüye işaret.
Ben bu "ünlü" işadamlarının kolay kolay Davutoğlu'na gidip iş isteyebileceğini, ihale pazarlığı yapabileceğini zannetmiyorum.
Gördüğüm kadarıyla Davutoğlu'nun tarzı bu işlere müsait değil gibi duruyor.
Davul boynundayken bu işleri başkasının yapmasına da müsaade edeceğini hiç zannetmiyorum.
Bana sanki dananın kuyruğu koparsa oradan kopar gibime geliyor.




NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Yakın gözlüğü ile uzağa bakılmayacağını gözümüz bozulmadan önce anladığımız zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!