Çarşamba günü Türkiye ekonomisi için bir reform programı açıklaması bekleniyor. İçeriğe ilişkin beklentiler muhtelif. Vergi, çalışma hayatı, rekabet hukuku, bankacılık ve tarım gibi çeşitli kalemlerde açıklamalar yapılması bekleniyor. Katkıda bulunalım.

Reform nedir? Türkiye’ye uygun reformlar nasıl olmalıdır? Buna ilişkin nasıl bir yol izlenmelidir?

Önce kendi memleketimizi tanıyalım.

Tüketmeyi seven, genç nüfusa sahibiz. Yatırımlarımız makineden çok altyapı ve inşaata yönleniyor. Bu tüketim ve yatırımı finanse edecek kadar tasarrufumuz yok. Aradaki farkı yurt dışından borç alıyoruz. Aldığımız borçla, düşük katma değerli ve yüksek ithal girdili üretimi finanse ediyoruz. Yüksek dış ticaret açıkları veriyoruz. Hızlı büyüdüğümüz dönemlerde bu açıklar artıyor, enflasyon yükseliyor ve bu kez finansal istikrar endişeleri baş gösteriyor.

Eğitim ve tarım gibi konularda, ülke potansiyelinin altında kalıyor. Savunma kapasitesi ve bütçe anlamında ise ülke diğer gelişen ülkelere kıyasla oldukça iyi durumda. İş yapma kolaylığı hiç fena değil ancak hukuka ilişkin sorunlar açıkça fark ediliyor.

Bu modelin uzun süre uygulanmasıyla şirketler milli hasılanın %75’i kadar borçlular ve bu borçlanma 10 yılda 3’e katlanarak bugün gelmiş. Borçların yarısı döviz cinsinden ve enflasyon son zamanların en yüksek seviyelerinde geziyor. Oynaklık artmış, risk primi yükselmiş ve güven zayıflamış. Yabancı yatırımcıların ilgisinden ve düşük sermaye akımlarından bu okunuyor.

Böyle bir ekonomiye ne ilaç vermek gerekir?

Kısa vadede, finansal oynaklığı azaltmak gerekir her şeyden önce. Döviz ve faiz oynaklığı & risk primi bir türlü düşmezken uzun vadeli programları dinleyecek kişileri bulmak zordur. Seçimlerin tescili, sonraki seçimlere kadar geçecek 4,5 yıl boyunca hangi isimler ve programlar ile ilerleneceğinin bilinmesi gibi maddeleri hemen çözmek gerekir.

Güven gerekir…

Geçtiğimiz yıl milli hasılanın %6,5’i kadar cari açık üreten bir ekonomi bu yıl açığını %1-2’lere çekiyor. Üstelik dünyada cari açıkta dengelenme kürsüsünde ilk 3’teyiz. Kurun reel olarak değerlenmesi lazım. Oysa kur değer yitirmeye devam ediyor.

Demek ki önce güveni tesis etmeliyiz. Birçok mikro konu ya da öneri sunulabilir. Benim önerim ve kapsayıcı kuralım şu: Uzun vadeli çıkarlarımız ile çelişecek kısa vadeci uygulamalara gitmeyeceğimizin sözünü verelim. Bunu takip edebilecek bir yol haritası sunalım. Bunu sunmak ve buna uymak oldukça tatmin edici olacaktır.

Reformlar konusunda yukarıdaki yapımıza bakıp öneriler sunulabilir. Seçenekler oluşturulabilir. Bu yazıda vurgulamak istediğim konu, reformların ruhu. Ardından uygulanmaları. Açıklamak ve uygulamak farklı şeyler. Bu gözle bakılmalı ağızdan dökülen her kelimeye.

Ekonomik modelimizde artık pik noktasını geride bıraktığımız için devamlı olarak eğitimin kalitesi ve hukukun üstünlüğü gibi önemli kavramların karşımıza çıkması doğaldır. Atılacak adımların bütüncül olması gerekliliğini anlatıyor bu bize.

Benim reçetem kısaca; güveni artır / hesap verilebilirliği artır / reformları kısa vadeli çıkarlara kurban etme / hukuktan, eğitimden ve dış ilişkilerden yardım al.

Uygulama riskini bertaraf etmek içinse; kurumları güçlendir / uygun personeli görevlendir / çıktıları birleştir…

Kolay olmayacak ancak imkansız değil. Yeter ki konuşalım, isteyelim ve doğruları yapalım.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!