Son günlerde siyanürle meydana gelen, toplu intihar vakaları hepimizi derinden yaraladı. Aynı ülkeyi paylaştığımız yurttaşların çeşitli sebeplerden hayatlarına son vermeleri, neresinden baksak kahredici bir ömür bitişi.

Okuyuculardan & izleyicilerden gelen talepler ve ferdi sorumluluk hissetmem sebebiyle bu yakıcı gerçeği ekonomi penceresinden yazmak istedim. Keza gelen taleplerin önemli bölümü intiharları ekonomi ile ilintili görüyordu. Bu konu 19. yüzyıl sonunda Durkheim ile başlayıp 20. yüzyılın ortalarına doğru farklı şekillerde literatüre girmiştir. Daha çok atıf yapılan okul Henry ve Short’un ekonomik döngüler ve intiharlar arasında ilişkinin döngü karşıtı olduğudur.

Ekonomik daralmalarda daha çok vaka

Bu zorlu konuyu, dilerim anlamaya çalışarak ve hassasiyetini bilerek tartışabiliriz.

*

Her şeyden önce, intihar başlı başına yakıcı bir konu. Literatür geriye dönük tarandığında, uzun yıllar içinde intihar vakalarının farklı biçimleri ile ele alındığına şahit oluyoruz. En temelde ise çaresizce yardım isteme, çaresiz hissetme yatıyor.

Dünyada kendi hayatına son vererek ölen insanların sayısında son 45 yılda önemli bir artış görülüyor.

Örneğin ABD’de yaşa göre düzeltilmiş intihar oranları son 18 yılda üçte bir oranında arttı

Mann ve arkadaşlarına göre AB ve ABD’de intihar eden her 10 kişiden 9’u hayatlarının bir döneminde akli problemler yaşamışlar

Oysa Çin’de bu oran sadece yüzde 50 olarak ölçülmüş.

Yang Z ve arkadaşları, 2002;360 (9347)

Buradan da anlaşılabileceği üzere, ülke bazında farklı sonuçlar almak kolaylıkla mümkün.

Birleşik Krallık Psikiyatri dergisinde çıkan şu makaleye göre farklı kıtalara değil, Avrupa Birliğine bile bakmak farklılıkları görmek için yeterli. Buna göre, 2007 finansal krizi sonrasında intihar vakalarında sert artışlar görülüyor. Diğer yandan, verileri detaylı incelediğimizde AB içinde büyük farklılıklar görülüyor.

Farklı kıtalara değil, Avrupa Birliğine bile bakmak farklılıkları görmek için yeterli

Burada devreye sosyal politikalar, meselelerin ele alınış biçimi, kişi başı milli gelir oranları, resesyonun boyutu gibi çok farklı değişkenler giriyor. Ne var ki hiçbiri ile doğrudan bir nedensellik kurulamıyor.

Çin’de yayınlanan bir araştırma ekonomik gelişme ile birlikte intihar vakalarının azaldığını gösteriyor.

Ancak bu süreçte yaşanan kentleşmenin, kişi başı gelir artmasına nazaran daha fazla rol oynamış olabileceği yönünde kanaatler görüyoruz araştırmada. Çünkü intihar oranları kırsalda çok daha fazla. Kente göçtükçe intihar vakaları azalıyor ya da tam tersi.

Kısa bir ara karara varmak gerekirse, intihar sadece ekonomik nedenlerle açıklanamayacak kadar karmaşık bir problem. Diğer yandan, resesyonlar ya da ani borsa çökmeleri gibi gelişmeler intihar vakalarının artışı ile bir korelasyon sunuyor. Mesele doğrudan bir nedensellik sunma noktasına geldiğinde ise elde pozitif bir bulgu yok. Çünkü her ülke, her topluluk ya da dönem kendi içinde farklılıklar taşıyor.

Örneğin küresel olarak intihar vakaları gelişen ülkelerde daha sık görülüyor. Fakat bunları Müslüman ya da Katolik olarak ayırdığımızda vaka sayısında düşüş görülüyor.

Amerikan Psikoloji Topluluğu bunu ‘ruhsal durumu bozuk olanların daralma dönemlerinde emek piyasasında daha da geride kalması’ veya ’25-65 yaş aralığında erkeklerin daha fazla etkilenmesi’ olarak da tarif ediyor.
Kırılgan olanların kırılması gibi karmaşık ve üzücü bir sonuca bağlanıyor

*

Ekonomi ve intihar temasını araştırdığımızda önümüze çıkanlar bunlar. Ekonomik aktivitedeki aşırı bozulmalar ya da uzun dönemli eğilimler ile intiharlar arasında bir ilişki bulmak mümkün ancak mesele vaka bazına indiğinde sağlıklı bir ‘anahtar formül’ bulmak hemen hemen imkansız. Nedensellik ilişkisi kurmak güç ve belki de yıkıcı.

Örneğin, ekonomi bozulduğu için intiharları normal görmek kalanların da kapısını kolaylıkla açabilir. İşin kötü tarafı bizim gibi polarize olmuş bir toplumda insan ölümleri ve dramlar politik malzeme edilebilir. Farklı taraflarca meselenin özü boşaltılabilir. İntihar her şeyden önde psikiyatrik, sosyal ve geri dönüşü olmayan bir olgu. Oysa ekonomik döngüler geçici.

İçinden geçtiğimiz genişleme evresinin nasıl ki bir sonu vardıysa, bu daralmanın da bir çıkışı olacak. Yarın yokmuşçasına yapılacak her analiz insan hayatının mühletini ekonomik döngüye hapsedecektir. Mesele, bizim çözmeyi sevmediğimiz şekilde ‘holistik’ bir potansiyel taşımaktadır. Sadece bir akıl & ruh sağlığı uzmanı ile bu toplumsal yaraya çözüm bulmak güçtür. Ya da son gelinen noktada olduğu gibi bir ekonomistten medet ummak faydasızdır. İntiharlardaki dönüş noktalarını belirleyecek bir grafiğimiz, rasyomuz ya da göstergemiz bulunmuyor.

Bunun için kurulmuş önemli bir bilim dalı var aslında! Sosyal psikoloji. Üstelik bu bilimi kuran önemli insanlar da Türk!

Çiğdem Kağıtçıbaşı ve Muzaffer Sherif. Ancak konunun uzmanları dışında pek keşfedemediğimiz bu değerleri okuyamadığımız için ne yazık ki yaptığımız tartışma da multi-disipliner, bütüncül olamıyor.

Sherif olduğuna bakmayın, aslında Şerif. Ancak komünizm suçlaması ile hapse atıp, sonra ABD’ye iltica ettirdiğimiz için ve başka sebeplerden ülkesi ile bağı kalmamış bir bilim insanı. Bugün kullandığımız katı, kısa yolcu hükümleri onun hakkında da verdiğimiz için bugün belki de meseleyi anlamada bilimsel olarak eksikliklerimiz var.

*

Bu toplumsal yarayı ekonomi ile ilintili görmek mümkün.

Gel gelelim konuyu ekonomi üzerinden okumak yanlış sonuçlara götürüyor ya da bizi çıkmaz sokaklara hapsediyor.

Avrupa’da intihar vakalarında artış 2007 krizinden önce artmaya başlıyor örneğin. Ya da krize baktığımızda, hangi ekonomik verinin bize doğru sonucu verdiğini bulamıyoruz. İşsizlik artınca mı vakalar artıyor, kişi başı milli gelir düştüğünde mi…

Sorumlu tartışmacılar, bütüncül politikalar ile bu intihar vakalarını nasıl azaltabiliriz bunu konuşmak gerekiyor. Bu konuda ekonomistlerden medet ummayın, üstüne vazife görenlere şüphe ile yaklaşın.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!