Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 11 Kasım Çarşamba günü yaptığı konuşmada çok önemli noktalar vardı. Reformlardan bahsedildi. Seçilen kelimeler, kavramlar ve bunların birbiri ardına dizilme şekli karakteristik bir Erdoğan konuşmasından oldukça uzaktı. Bu bakımdan, burun kıvırmak hatalı sonuçlar doğurabilir.

Siyasetle uğraşanlar ya da açıklamaların siyasi boyutunu değerlendirecek olanlar öyle yapabilirler. Hiç şüphe yok ki ‘yargı reformu yapılacak’ denildiği zaman ‘Neden bozulmuştu ki?’ diye sormak oldukça yerinde bir soru.

Ben bu yazıda açıklamaların ne kadar uzak erimli bir içeriğe sahip olduğunu ve olası sonuçlarını tartışacağım.

Her şeyden önce bu açıklamaları yeni MB Başkanı Ağbal ve yeni Hazine ve Maliye Bakanı Elvan’ın açıklamaları ile birlikte okumak gerekiyor. Hem Ağbal hem Elvan ‘enflasyon önceliğimiz’ vurgusu yapıyorlar.

Şeffaf, öngörülebilir ve hesap verebilir bir yönetim sözü veriyorlar. İkisinin de aynı kalıpları kullanması kendilerince zayıflığın burada görülmesinden kaynaklanıyor belli ki. Uzunca süredir üstünde durduğumuz, hepimize zarar verdiğini izah etmeye çalıştığımız sorunlar değil mi bunlar?

Ülkemizin rezervleri 130 milyar dolara yakın erimiş durumda. Oysa şu zamana kadar yapılan en açıklayıcı yorum TCMB’nin raporlarındaki kutucuklarda bulunabildi. Normal mi?

İtirazlarımız hep bunlaraydı...

Şimdi bunlar bitecekse eğer çok iyi bir başlangıç noktasındayız demektir.

Erdoğan, ‘gerekirse acı reçete uygulamaktan’ bahsediyor. Ben bunu faizleri yükselterek ekonomik aktiviteyi yavaşlatmak olarak alıyorum. Ne için? Enflasyonu düşürmek için.

Ancak acı reçete içileceği ihtimali belirip, Cumhurbaşkanı tarafından dillendirildikten sonra işler büsbütün değişti.

Türkiye’nin risk primi 1,5 puana yakın düştü. 10 yıllık tahvilin bileşik faizi 2 puandan fazla düştü. Euro ve Dolar 1’er Lira düştüler.

Faiz artıracağımız anlaşılınca faizler düştü! Gerçeklere yaklaşınca milli paramız değer kazandı. Sanırım acı reçeteyi uygulayınca acımayacak. Aksine! İyi gelecek. Aslında bunu uygulamaktan korktuğumuz için bunları yaşıyoruz bugün.

Geçmişte yazdıklarımdan tekrar etmek isterim:

(...) enflasyonla mücadele edince işsizlik artacak, büyüme gerileyecek. Ancak sonunda enflasyon düşecek. Çok daha istikrarlı bir büyüme patikası mümkün olacak ve potansiyel büyüme yukarı gidecek. Peki ya enflasyonla mücadele etmezsek ne olacak? İşsizlik yine artacak. Büyüme yine gerileyecek. Ancak üstüne hayat pahalılığı ve fakirleşme gelecek.

Şimdilerde bizim yaşadığımız bu.

Bu yüzden yapılan açıklamalar çok önemli. Doğaldır ki bu kadar büyük lafların uygulaması yakından izlenir. Söylemden sonra eylem izlenir. Uzun süre atalet olduğu için eylem çok daha önemlidir.

Ne var ki burada o kadar uzun süre herkes kaybetti. Kimse kazanmadı. O yüzden herkes bir çıkış arıyor. Sırf bu sebeple, sadece söyleme bakarak ‘sözle yönlendirme’ kanalının çalıştığını gördük. Bu çok olumlu bir gelişme. Bunca fırtınalı geçmişe rağmen piyasalar kredi açıyorsa birçok şeyin toparlanma şansı var demektir.

Şimdi Türk Lirası ve TL varlıklar değer kazanacak. Faizler yükselecek ve ekonomik faaliyet yavaşlayacak. Söz verilen iş dünyasının önünü açacak hamleler beklenecek.

Ancak hem yerli hem de yabancı yatırımcılar, her şeyden önce vatandaşlar temkinli. Kolay olmayacak.

Fakat müzik değişti. Bunu inkar etmek mantık dışı.

Müzik değişti. Üstelik çok hızlı değişti.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00