Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

TRT Müzik’te ‘Nağmeler’ programını keyifle dinliyordum. Dededen kalma alışkanlık, sonra aileden görmek derken; Türk Sanat Müziği'ni çok severim. Metin Milli, Zekai Tunca derken müthiş bir keyif.

Sonra güzelim program yayın saatini doldurdu. Günlük konulara uygun bir müzik programı başladı. Hangi makama, hangi sanata sığdıracağımı bilemedim. Çipim o an yandı.

Sonra Başkan Biden’in Baş Ekonomi Danışmanının Tayvan çip krizi meselesine bizzat dahil olduğunu gördüm. Otomotiv endüstrisi çipsizlikten bu yılı 60 milyar dolara yakın gelir kaybıyla kapatabilir küresel olarak. Danışman buna çözüm arıyor.

Sebebi, pandemi sebebiyle tahminlerin ve üretimin şaşmış olması. Pandemi sonrası toparlanma hesap edilemeyip, eldeki olanca imkanlar da bilişime kullanılınca otomotiv sanayisi açıkta kaldı. Herkes aynı ülkenin aynı şirketine güvenince durum bu...

Tayvan’ın TSMC şirketi. Dünyanın en değerli çip üreticisi. Talebi tahmin etmekte zorlanıyor. Korona sonrasında ciddi bir sanayi toparlanması ve bir yandan tüketici elektroniği tarafından gelen yoğun talep baskısı ile otomotivi ihmal etmek zorunda kalıyor. Sadece onlar değil, Samsung ve diğerleri de böyle. Şirket planlama ve yatırım tarafında aksiyon alacağını söylüyor ancak kısa vadede ‘elden bir şey gelmiyor’ demeye karşılık geliyor aslında bu.

Bugünlerde Çin’in ‘Tek Çin’ politikasına ciddi bir saldırı var ABD’den. Tek Çin aslında ‘Tayvan bizim’ demek. Üretim tedariğinde, başlı başına bir sorun. Bugün plansızlıktan, yarın başka bir sebepten Çinliler için bir koz olmasın isteniyor. Tek sebep yar iletken ve çip üreten şirketleri değil mutlaka. Ancak belli ki sebeplerden biri bu. Tayvan’ın bağımsızlığını savunmak değil yoksa iş. Zaten ABD’den ‘Tayvan özgürlük savaşçısı’ ya da ‘Tayvanlı demokrasi havarisi’ çıkmaz. Hepimiz biliyoruz.

Biz de yarın öbür gün elektrikli araç üretmeye talibiz. Bu yaşananlar ders niteliğinde.

Ticaret savaşları çağında beliren ve salgın döneminde parlayan fikir zincirleri yeniden düşünmek. Çok da caiz. Her geçen gün her gerçekleşen olay bu fikrin haklılık zeminini büyütüyor.

Konteyner krizi örneğin. Uzak ülkelere mal satmak için gemi ve mal koymak için konteyner bulamıyor ihracatçı. Ya da malını üretmek isteyen sanayici girdi sağlayamıyor. İhracat belki de biraz bu yüzden Avrupa’ya kayıyor. İhracatta AB’nin payı yüzde 60’a dayandı. Bu, sanırım rekor bir oran.

Gıdada benzer bir hikaye var. Burada bahsettiğimiz endişeleri taşıyan Çinli yetkililer tahıl ithalatlarını adeta fezaya çıkardılar. Tüm üreticiler Çin’e çalışmaya başladılar. Durum böyle olunca küresel gıda fiyatları bunun da etkisiyle adeta uçmaya başladı. Enflasyon sepetinin çeyreği gıdadan oluşan ve zaten bu alanda sorunları olan bir ülke için durum alarm verici. O ülke biziz. Tarımda kendine yeten ülke olmak 60-70’lerde ABD’li ‘uzmanların’ söylediği gibi ayıp değil artık.

Elzem.

Milli güvenlik meselesi...

Bugün Batı tarafından şeytanlaştırılan Çin. Herkes onlara karşı önlem peşinde. Ancak yarın bu başka ülke olabilir. Örneğin Rusya? Ya da başkası. Bu durumda enerji hatlarından bambaşka temalara kadar birçok konuyu önümüze alıp gerçekten düşünmek zorundayız. teknolojisini nasıl üreteceğiz, data konusunu nasıl göreceğiz ve nasıl milli hale getireceğiz?

Her malı, her fikri nasıl güvenli şekilde üretip tüketiriz bunları yeniden düşünmek zorundayız. Planlamak zorundayız. Bu kriz hiçbir şey öğretmediyse sanırım bunu öğretti hepimize.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00