Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Kurumlar ve ülkeler borçlanma piyasasına çıkabilmek için derecelendirme alırlar. Uluslararası seyahatlerde nasıl ki pasaport gerekirse, borç alabilmek için de ruhsat gerekir. Rating / derecelendirme budur.

Uzun vadeli yabancı para cinsinden kredi notu, bir ülkenin borcunu geri ödeyebilme ihtimalini gösterir. Yatırım yapılabilir seviye ve üstünde nota sahip olanların riski düşüktür, ödeme kapasiteleri yüksektir. Onlar daha düşük maliyetlerle borçlanırlar. Daha az risk primi öderler.

Bu primlere ve faizlere yatırımcılar karar verirler. Rating kuruluşları genellikle malumun ilamını yaparlar. Yani bir ülkenin önce riski azalır ve finansal performansı iyileşir. Ancak ardından görünümü yükselir ya da notu artar. Tam tersi için de bu geçerlidir. Fakat istikrarsız ortamlarda notlar ve risk primi arasındaki ilişki bulanıklaşmaya başlar. Aşırı iyimser ya da kötümser notçular, notladıkları ülke ya da şirket üstünde etkiye sahip olurlar.

Ülkemiz 2016’da darbe girişimine maruz kaldıktan sonra ekonomik olarak zor günler geçirdi. Devamlı olarak kur krizleri yaşadık. Küresel piyasalarda likiditenin azalması ve dış ilişkilerimizin bozulması ile yatırım ufku daraldı. Ardından çözüme yönelik bildik politikaların da terk edilmesiyle finansal piyasalarımızda stres arttı.

Türkiye önce yatırım yapılabilir (YY) seviyesindeki notunu kaybetti. Art arda gelen indirimlerle bu seviye YY’nin 5 kademe altına kadar indi. Son durumda Fitch, Türkiye’yi YY’nin 3 kademe altında notluyor. Aynı not S&P için YY’nin 4 altı ve Moody’s için 5 altıdır. Moody görünümümüzü negatif, S&P nötr olarak tutuyor.

Not indirimlerinin sıklığı ve sayısı artınca artan risk mi yoksa notlar da başlı başına bir risk unsuru mu olmaya başladı tartışması yaşandı. Haklı olarak da bu böyle oldu. Keza rating kuruluşları hem gelişen ülkeleri notlarken hem de Türkiye’yi notlarken oldukça kıt davranıyorlar. Gelişen ülkelere göre çok daha kötümser olabiliyorlar.

Oysa notun iki bileşeni var. Ödeme yeteneği ve ödeme isteği. Türkiye, Osmanlı’nın borçları dahil ödemekten kaçınmamış ve herhangi bir şekilde kendi borçlarında her zaman aksatmadan ödeyen taraf olmuştur. Bu bilindiği halde yok saymak profesyonel ölçüler ile bağdaşmıyor. Hele kamu borcunun milli hasılaya oranına baktığımızda iş tamamen anlaşılıyor.

Gelişen ülkelere evreninde millî hasılaya oranla kamu borçluluğu yüzde 60’ları zorlarken Türkiye’de bu oran yüzde 40. Bu yıl ve gelecek yılki bütçe açığı tahminlerinde de Türkiye kendi not evrenindeki ülkelerle kıyasla çok daha sağlam görünüyor. Bu sebeplerle, güncel ekonomi politikalarımızda anlaşılırlık artınca doğru yönde not adımları kaçınılmaz görünüyor.

Tam bu yüzden Fitch, negatif olan görünümü durağana revize etmek zorunda hissetti. Doğru politikalarda ısrar ve finansal piyasalarda istikrarın geri gelmesi ile diğerleri üzerinde de bir baskı oluşmuş oldu böylece. 2013’ten bu yana ilk kez kredi notumuzla ilgili olumlu bir haber almış olduk. Rezervlerdeki düşüşün durması, enflasyonun gerilemeye devam etmesi ve bunun güçlenmesi sürerse kredi notumuz bile artabilir!

Her ne kadar notçular bize adil davranmıyor dediysem de makro performansımız ve kredi notlarımız arasında güçlü bir birliktelik olduğunu görmemiz gerekir. 2001 krizi sonrasında yüzde 80’i aşan kamu borcu ve yüzde 60’a dayanan enflasyonu sırasıyla yüzde 30’ların altına ve tek haneye çekerken kredi notlarımız artıyordu. Kurda hızla bozulma ve enflasyon görünümünde bozulmaya paralel olaraksa notlarımız tersine gitti.

Bundan sonra ne olur?

Kredi notumuzu çok kabaca üç parça halinde düşünebiliriz. Güncel ekonomi politikaları, siyasi görünüm ve ülkenin kurumsal kapasitesi. Bunların altına giren başlıklar kimi zaman değişebilirler. Ayrıca bu parçalar doğal olarak birbirleri ile etkileşim halindeler. Yine de dediğim gibi kabaca ifade etmeye çalışacağım.

Türkiye bugün uyguladığı, anlaşılır ve öngörülebilir politikaları uygulamaya devam ederse mutlaka kredi notu artacaktır. Ancak yatırım yapılabilir not için ön açmak yetmeyecektir. Geçmiş doğrulara dayalı ekonomik modelimizin ne ölçüde değişeceği ve bağımsız & doğru kararlar alabilen kurumlarımızdaki erozyonun ne ölçüde geri çevrilebileceği asıl belirleyici olacaktır.

Şimdi doğru yönde çok küçük bir adım gelmiş oldu.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00