Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

2015 yılında İran ve 6 büyük JCPOA’ya imza attılar. Bu anlaşma İran Nükleer Anlaşması olarak kolaylıkla anıldı ve böyle bilindi.

2013 yılında başlanan ve görüşmeleri 20 ay süren kontrata göre İran, uranyum zenginleştirme hedeflerinin önemli bölümünden vazgeçecekti. Uluslararası Atom Enerji Ajansı gözlemci olacaktı. Bunun karşılığında İran ambargoları kalkacaktı.

Bildiğiniz gibi İran’dan içeri bir İran daha var. Hamaney’in geleneğe dayanan siyaseti, Devrim Muhafızları tarafından yönetilen ekonomik hayatı ile bir İran var. Bir de demokratik şekilde sandıktan çıkan ancak oyun alanı dar olan az yetkili yetkililer var.

Ülkenin meşhur Dışişleri Bakanı Zarif’in henüz basına sızan birkaç saatlik ses kaydında var bu bilgiler. Sürpriz değil.

Bu bakımdan, ABD ile anlaşmayı isteyen ve bunun karşılığında yaptırımların kalkacağını muştulayan Ruhani yönetimi olmuştu. Ruhani, muhafazakarlar tarafından desteklenen adayları yenerek cumhurbaşkanı seçilmiş ve Batı ile masaya oturmayı isteyen taraftı. Anlaşma en çok onun ilerlemeci ajandası ile örtüşüyordu.

Trump 2016 yılında seçildiğinde bu nükleer anlaşmayı iptal edip İran’ı yeniden ‘terörü finanse eden ülke’ konumuna düşürme sözü vermişti. Netanyahu’ya Twiter üstünden kamuya açık bir mesaj atıp ‘dayan, geliyorum’ demişti. O Netanyahu 4 seçimdir bir türlü iktidar olamasa da bu ve başka destekler ile bir şekilde iktidarda oturuyor. Bu meselenin bir boyutudur.

2018 yılında Trump anlaşmayı terk edip İran yeniden yaptırımlar potasına girince hem İran içindeki ılıman kanat yara aldı hem de İran ekonomisi çok zorlandı.

O yıl ve ardından önce yüzde 6 sonra yüzde 7 daralan ekonomi bu arada %50’lere varan enflasyon üretti. Ülkeye, JCPOA’yı takiben açıklanan yatırımlar tamamen iptal edildi. Hızlı bir döviz kıtlığına girildi ve İran Riyali sert değer kaybetti.

2017’de yüzde 1 olan yoksulluk oranının geçen yıl yüzde 14’e yükseldiği Dünya Bankası tarafından tahmin ediliyor. Üstelik bu pandemi öncesindeki ölçümle...

Kaynak ve tahminler: IMF (mavi TÜFE, kırmızı ise reel büyümeyi gösteriyor)

84 milyonluk ülkenin en önemli ihracat kalemlerinden petrol de ellerinden alındı. Ambargolar öncesinde 4 milyon varillik günlük üretim hedefine koşan ülkede yasaklar sonrasında günlük 2 milyon varilin de altına inildi. Ayda kabaca 4 milyar dolarlık gelirden bahsediyoruz.

Olası anlaşmanın İran için önemini elden geldiğince anlatmaya çalıştım ekonomik olarak.

Dış ilişkiler cephesinde de bu anlaşma karşılık bulacaktır. Trump’un izlediği ve İsrail’in her hareketine onay veren, bölgesel liderliği kendisi ve Suudlar arasında paylaştıran politikasından da geri adım atılacak demektir. Bugünlerde sıklaşan İran-Suudi Arabistan, Türkiye-Suudi Arabistan gibi görüşmeleri biraz da bu bağlamda görmek gerekir.

İran’ın iç politikası için de anlaşma kritik öneme sahip. 18 Haziran’da Dini Lider’den sonraki en güçlü kişi olan Cumhurbaşkanı seçilecek. Ruhani, 2 dönemi doldurduğu için aday değil ancak aynı cepheden seçilmek isteyen müstakbel adayın en güçlü malzemesi bu anlaşma olacaktır.

Yine bu anlaşma vaadi...

Böylece ambargolar kalkacak, yoksulluk azalacak, ülkeye yabancı yatırım çekilecek vs. Ne var ki geçen sefer ABD tarafından sebepsiz yere yalnız bırakılan Batı yanlıları için bu kez aynı paketi satmak ne kadar kolay olacak; belirleyici işte bu olacak.

Geçtiğimiz Çarşamba 4. kez hükümeti kurma görevini alıp 4. kez başaramayan ve son 2 yıldır bir türlü muktedir olamayan İsrail Başbakanı için önemli bir iş bu. Batı’ya yeniden göz kırparak ekonomik gelişmeyi sağlamak isteyenler için kıymetli. Dini Lider Hamaney için ülke içinde dengeyi bulmak adına önemli fakat ABD’ye tekrar güvenerek yarı yolda kalmak istemediği için şüpheli bir durum söz konusu.

Suudlar ve bizim için dikkate şayan. Sadece bölgesel meseleler adına değil, bölgedeki ticaretin gelişmesi için izliyoruz. Çin ve Rusya adına kritik bir viraj. Batı’nın yeniden bir araya geldiği ve Çin’e karşı kamplaştığı bu süreçte yalnız bırakılmış bir İran’ı yanlarında görmek istemezler mi? Elbette isterler.

Demokratlar için durum ciddi. Suud Prensi ve Netanyahu’nun anti-demokratik ajandasını daha fazla taşımak istemiyorlar...

Ortada sorun kalmazsa Halkbank davası için ne ifade eder, İran ile iş yapmak ayıplanma vesilesi değilse Tüpraş için ne demek... Bunları düşünmek gerekecek.

Bölgede barış gelişiyorsa, enerji bolluğu geliyorsa petroldeki risk primi yüklerinden biri gemiden atılıyor demektir.

Ne müzakere ama!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00