Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Türkiye’de yaşayan, iş yapan ya da burada yatırımı olan herkes görüyor ki memleketimizde ne yazık ki korkunç yüksek bir enflasyon var.

Üretici fiyatlarının kimi alt kalemlerinde yüzde 100’lere varıyor. Vatandaş 40’larda hissediyor. Tüketici Enflasyonu yüzde 17,5’te. Üreticisi, ara malı 40’larda 50’lerde.

Neden böyle?

Elbette kısa vadeli etkiler var.

Navlun ücretleri, yüksek emtia fiyatları, arz problemleri gibi.

Gel gelelim uzun zamandır sonucunu tam kestiremeden uyguladığımız değersiz Türk Lirası gibi etkenler de var.

Üstüne tarım ve gıdada bir türlü sağlayamadığımız sulh, kurumsal yanlışlıklar…

Para politikası da elbette bu yanlışlar kokteylinin bir bileşeni. Rolü inkar edilemez.

Dün, görevi enflasyonu yüzde 5’te tutmak olan Merkez Bankası bir kez daha yıl sonu tahminini değiştirdi. 9’larda başlayan macera 12’lere çıkmıştı. Dün de yüzde 14,1’e dayandı.

Hala piyasa tahminlerinin altında. 1-2 puan kadar.

Enflasyon Raporları çeyreklik yayımlanan ve ara hedef, yönlendirme görevi olan raporlar. Enflasyonu devamlı geriden takip etmek hem Banka’nın hem de Rapor’un rehber özelliğine ciddi zarar veriyor.

Herhangi bir kurum enflasyon yükseldikçe onun geriden takibini yapıp, tahminlerini güncelleyebilir keza.

Başkan ise basın toplantısında enflasyonla mücadelede yalnız kaldıklarını söyledi. Ben buruk bir şekilde takip ettim bu açıklamayı.

Aslında her kurum bu mücadelede yalnız. Yıllardır kurulup başka isimlerle sonra bir daha kurulan gıda enflasyonu ile mücadele komiteleri, finansal istikrar için kurulan ancak finansal istikrarın tanımında tam uzlaşamadığımız toplantılar, Hazine ve Maliye Bakanlığının vergileri düşük enflasyona göre ayarlaması ancak bütçe gerçeklerinin yıllardır kendini dayatması…

Elbette TCMB’nin her yılı ‘özel zamanlar’ olarak görüp düşük faizle ekonomik büyüme verdiği desteği de yadsımamak gerekir. Yıllardır verilen bu desteğin büyümeye uzun zamandır katkısı olmadığı gibi ülkedeki yüksek enflasyon, yüksek işsizlik ve düşük büyüme çorbasında da ne yazık ki tuzu olduğu kanaatindeyim.

Bu bakımdan mücadelede yalnız kalmak konusu sanki göründüğünden daha acıklı bir tablo gibi geldi bana.

Şimdi Merkez’in sorunu yaz aylarında enflasyonun yüzde 19’u aşma ihtimali. Eğer böyle olursa faiz artışı yapılmak zorunda çünkü söz verildi. Bu olmasın diye pandemide KDV indirimi alan sektörlerin bu imtiyazları Eylül’e kadar sürecek.

Böylece yazın enflasyonun yüzde 19’u aşmaması sağlanmaya çalışılacak.

Çare mi?

Enflasyona değil. Başka şeylere olabilir belki, bilemem.

Fakat enflasyon tahminlerine bakınca enerjiden ithalat fiyatlarına, gıda fiyatlarından enflasyonun kendi gücüne kadar tüm kalemlerde tahminlerini yükseltmiş Banka. Her cephede bozulma var çünkü.

Ben Sayın Başkan’ın söylemini genişleteyim. Enflasyonla mücadelede herkes yalnız kalıyor.

Vatandaş maaşına zam almak için çırpınıyor. Tasarruf sahipleri çareyi altında ve dövizde arıyor. Arsa ve konut fiyatları ne kadar zam yapabilirsek diyor. Sanayici fırsatını buldukça yapmaya çalışıyor ancak bu kadar maliyeti yansıtmak zor iş. Çiftçi kara kara düşünüyor. Hizmet sektörü gücü yettiğince…

Enflasyonda orman kanunları geçerli anlayacağınız. İşte fiyatlama davranışlarının bozulması budur.

Acaba ‘enflasyon biraz yüksek olsun, nasılsa büyüme ile telafi ederiz’ ya da ‘bu kur bizim için iyidir’ düşüncesinde değişiklik var mı?

Yoksa üzgünüm, enflasyonist yalnızlığımız sürecek demektir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00