Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Türkiye ekonomisi bu yılın ikinci çeyreğinde yüzde 21.7 büyüdü. Bu büyüme, geçtiğimiz yılın aynı aylarına kıyasla yıllıklandırılmış büyümedir.

Nasıl bu kadar büyüdük?

Geçen yıl Kovid19 krizi patlak verince nisandan hazirana kadar evlerimize kapanmak zorunda kalmıştık. Üretmekte zorluk yaşadık, tüketemedik, yatırım yapamadık. Sonuçta milli gelir yüzde 10 daraldı.

Bu yıl ise kovid etkileri azaldı, dünya ticareti toparladı, tüketimimiz arttı ve geçen yılki gibi şok içinde değildik. Bu sebeple, bu yılın 3 ayı ile geçen yılın 3 ayı arasında kocaman bir fark oldu.

Açıklaması bu.

Sanayide yüzde 40’a yakın artış yaşanırken, hizmetler kaleminde yüzde 46’ları gördük. İnşaat ve tarım ise %yüzde 3’e yakın yıllık büyüyebildiler. 22’lik büyümeye katkılar olarak baktığımızda ise hanehalkı tüketimi 14, kamu tüketimi 1, yatırımlar 5, net dış talep 7 puan kadar yukarı çekti bizi. Çeyreklerdir katkı veren stoklar ise hazırdan yemenin etkisi ile 5 puan eksiltti büyümeden. Topla, çıkar; sonuçta 22 büyüdük.

İçinde bulunduğumuz çeyreğin de bazı verilerine bakalım.

Reel Kesim Güven Endeksi, Kapasite Kullanım Oranı, sektöre güven endeksleri, krediler, kredi kartı harcamaları, sanayi üretimi, cirolar ve satın alma yöneticileri endeksleri, İhracat İklim Endeksi gibi göstergeler bu çeyreğin de canlı olduğunu bize anlatıyor. Son çeyrekte ise bir miktar doğal yavaşlama olacak.

Sonuç?

Yılı yüzde 10 civarında bir büyüme ile tamamlayacağız gibi görünüyor.

Oldukça kuvvetli.

Üstelik ihracatın katkısı, yatırımların artışı gibi hep istediğimiz kalemlerin etkisi ile. Müthiş bir kompozisyon. İstihdam da kriz öncesi seviyelere dönmüş durumda.

Peki öyleyse neden bazılarımızda tat yok?

Çünkü krizden önce başlayan işsizlik ve enflasyon sorunu bitmiş değil.

Yıllık tüketici enflasyonu hemen her sene yükselir halde. İşsizlik ise zaten yüksek olduğu seviyeye ancak geri düşebilmiş durumda!

Çalışanların memleketin ürettiğinden aldıkları pay azalıyor. Durum böyle olunca da sokak büyümeyi hissedemiyor. Doğal olarak...

Zaten çeyreklik ya da yıllık bakmayınca sorun görülebiliyor. Ülkemizin dolar cinsinden yarattığı büyüklük ve kişi başına gelirleri yaklaşık 8 yıldır geriliyor!

İlk defa bu yıl bu iki değer yükselmiş olacaklar yıl sonunda!

Bu bakımdan büyümenin sahibi yok. Herkes enflasyonu düşürmenin önemine vurgu yapıyor. Herkes eşitsizliği azaltmaktan bahsediyor. Yapılan kuvvetli memur maaş zamları sadece seçimlerle ilgili değil. Biraz da çalışanın lehine keseri yontma ve eşitsizliği azaltma niyeti taşıyor.

Keşke zam yaparak tüm çalışanları kayırmak ya da daha güçlü yapmak mümkün olsaydı.

Ne yazık ki bu olası değil. Herkesi mutlu etmenin ve refah yaratmanın yolu enflasyonu düşürmekten, verimli olmaktan ve bunlar arasındaki dengeleri sağlayacak eşitlikçi politikalardan geçiyor.

Bu da bizi ülkenin gelecek 10 yılki hayaline götürüyor.

Hangi ekonomik akıl, ülkeye nasıl bir yön verecek?

Değersiz TL, yüksek ihracat, yüksek enflasyon mu? Yoksa düşük enflasyon, güçlü TL ve tasarruf sahibinin güçlü olduğu bir ekonomi mi?

İktidarın ekonomik aklını oluşturan cephenin içinde bulunduğu tartışma sanırım bu.

Yoksa aslında bunlar hepsi aynı bütünün parçaları mı?

Benim yakın olduğum yer burası. Enflasyon düşmeden refah artmayacak, ihracatı katma değerli hale getirmeden ve çalışanlar ile çıktıyı daha adil bölüşmeden uzun süreli saadet mümkün olmayacak.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00