Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Merkez’in konuya yavaşça girmesinin ardından yeni uygulamaya konan politikaların devamı da açıklanmaya başlandı.

Buna göre; faizler düşük kalıyor, işin devamında cari denge kapanıyor çünkü düşük faizler üretimi ve istihdamı destekliyor. Cari denge kapanınca da kur üstündeki baskı hafifliyor ve enflasyon geriliyor.

Şu ana kadar bu çözümlemenin Türk Lirasına pek yararı dokunmadı ne yazık ki. Hatta kurda çok sert hareketler yaşandı.

Milli paramız yıl başından bu yana %38 değer yitirmiş durumda.

Peki cari dengenin döviz kurlarını etkilediği büsbütün yanlış mı? İddiayı savunanlar hiç mi iktisat bilmiyorlar?

Elbette durum böyle değil. Tam aksine, neredeyse 10 yıldır TL’nin reel değeri üstünde cari dengenin etkisi çok büyük.

Öyleyse?

*

Sanırım piyasa ve politika üretenlerin varsayımları arasındaki kopuş şurada başlıyor.

Çok kısa bir kitabi anlatım ya da literatür taraması ile giriş yapmam gerekiyor burada.

Konu, döviz kurunu neyin belirlediği.

Dünyada son 50 yılda çıpalı kurdan yönetilen kurlara, yarı serbest rejimlerden tam dalgalı kur rejimlerine kadar pek çok dönem yaşandı. Her dönemde kurun fiyatını neyin belirlediği konusunda devamlı olarak yeni fikirler çalışıldı.

Yani kur rejimi, kurun değerini etkileyen faktörler ile beraber değişiyor.

Doğal olarak...

Aynı rejime ait faktörler farklı dönemlerde de değişebiliyorlar.

Örneğin dalgalı kura sahip bir ülkenin kuru küresel krizde farklı, sermaye akımlarının hiç olmadığı bir ortamda farklı davranabiliyor.

Bunun nasıl bir sonucu oluyor?

Basit, çok sayıda modelin kesişim kümelerine göre hareket ediyoruz.

*

Parantezi kapatıp bugüne geliyorum.

Durum böyleyse eğer demek ki ‘döviz kurunu cari denge belirler’ argümanını düşünmek gerekiyor. Tartışmaktan zarar gelmez, bizi doğruya yaklaştırır.

Çünkü bugünlerde yatırımcıların ve fiyatlayanların baktığı şey cari denge değil.

Herkesin önceliği enflasyon.

Eskiden böyle değil miydi? Ne değişti?

Değişen şu.

Şu an TL’mizin reel değeri rekor düşük seviyede! Eskiden değildi.

2000-2020 arasında önce 8’li enflasyon dönemine girdik. Son yıllarda enflasyon çift hanelere kaymaya başladı. Şimdilerde 20’leri deniyoruz.

Demek ki enflasyon rejiminde değişim emareleri var.

Eskiden yerli tasarruf sahipleri (şirketler ve bireyler) tasarruflarının sadece %15’ini döviz cinsinden tutuyorlardı. Artık bu oran %60’a dayandı.

Demek ki tasarruf alışkanlıkları da değişmiş.

Düşük enflasyon ortamında olan ülkemizde reel faizler son 10 yılda sıfıra yakın gezinip dururdu ortalama olarak. Şimdi ilk çeyrekte benim hesabımla 30’lu enflasyona koşuyoruz ve TCMB politika faizi %15. Bu demektir ki faiz – enflasyon = Yaklaşık 15 puan negatif reel faiz ödeyeceğiz.

Paranın fiyatı faiz olduğuna göre bu parayı taşıyacak olan ya daha fazla faiz ister ya da daha fazla para. Yani paranın değeri düşer.

Bu da geçmişe nazaran farklı olduğumuz alanlardan biri.

Son olarak, eskiye nazaran bono portföyünün %25’i yabancı yatırımcıdaydı şimdi oran %3’lerde. Borsanın %65’i onlardaydı şimdi farklı hesaplarla 20-30 puanlık sahiplikte erime var. Swaplar kanalı ile 50 milyar dolar TL pozisyonu taşıyan yabancının kalanı 1,5 milyar dolar...

Ülkemizin risk primi olan CDS 150-200 bandından 500 baz puanlara çıkmış.

*

Bu bakımdan, bugün kuru fiyatlayan ekonomik aktörler cari dengeye bakmıyorlar.

Beklenen enflasyona bakıyorlar.

Enflasyon hedefi olan TCMB cari denge hedefi koyunca da kurun fiyatını belirleyen faktör ‘kur ve ekonomi politikasındaki karar’ kanalı oluyor. Yani beklentiler karşılanmadıkça beklentiler bozuluyor.

Kurdaki bozulma bundan. Güneşli bir günde doğru olan ‘cari dengeye göre kur hareketi’ beklentisi yağmurlu havada bu yüzden gerçekleşmiyor.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00