Bugün yapılacak Rusya-Türkiye zirvesi bölgedeki gelişmeleri yıllar boyunca şekillendirecek bir mutabakatla neticelenebilir. Kuzey Suriye, terör örgütleri ve Suriye’nin geleceği konuşulacağından mevzunun önemli bir tarafını da şüphesiz Suriye’nin petrolü ve Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları oluşturacaktır.

Barış Pınarı Harekatı sebebiyle Türkiye’ye yaptırım uygulama kararı alan YPG/PKK destekçisi ABD’nin hiç ilgisi yokken İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile birlikte Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’i de yaptırım listesine almıştı. ABD’nin Enerji Bakanı’nı listeye ekleyerek Doğu Akdeniz’deki enerji tartışmalarına dikkat çekmek istediği açık. Hatta burada da Türkiye’ye karşı nasıl bir tavır ortaya koyacağı da belli.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Türkiye-ABD anlaşması ile terör örgütü PKK/YPG'nin ‘güvenli bölge’ olarak adlandırılan alandan çıkmasına paralel olarak Rusya gözetimindeki Suriye rejiminin kontrolündeki bölgeyi konuşacak. Ön planda görünen, bilinen mevzu bu ama arka planda çok daha farklı mevzuların olduğu da kesin.

Şüphesiz Putin ve Erdoğan ‘güvenli bölge’ konusunda, heyetlerin zirve öncesine kadar yürüttükleri görüşmeler sebebiyle belli bir mesafe kat etmişlerdir. Bu sebeple Suriye’nin bölgedeki geleceği, Batı ile işbirliği, ABD/YPG kontrolündeki petrol bölgesi, Akdeniz’deki enerji kaynakları tartışmasında nasıl bir rol üstleneceği kimlerle işbirliği yapacağı da bu görüşmenin konusu olacaktır. Arap Birliği’nden çıkarılmış bir Suriye’nin birliğe geri dönmesi halinde veya bölgede ülkelerle işbirliği yapması durumunda Doğu Akdeniz’deki enerji tartışmasında yeri neresi olacak?

Doğu Akdeniz’deki enerji tartışmalarında Amerika ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı destek verdiği Mısır-İsrail-Yunanistan (Güney Kıbrıs Rum Kesimi) ile Suriye’nin yolları kesişebilir mi? Şu ana kadar Akdeniz’de net bir pozisyon ortaya koymayan, Rumların enerji kaynaklarında yer almayan Rusya, Suriye ile yeni, alternatif bir ittifak oluşturabilir mi?

Türkiye’nin büyük bir doğalgaz pazarı olması, Anadolu üzerinden boru hatlarıyla Avrupa pazarına uzanma imkanı enerji denklemini değiştirebilir mi? Akdeniz’deki diğer ülkelerin sıvılaştırılmış doğalgaz ile pazara çıkma planları da böylece tartışmalı hale getirilerek yeni bir oluşum olabilir mi? Tüm bu sorular da bu görüşme sonrası cevaplar bulmaya başlayacaktır. Zira Kuzey Suriye meselesi bittiği an Doğu Akdeniz’deki tartışmalar daha da alevlenecektir. Tam olarak stratejilerini ilan etmemiş olan Rusya ve İngiltere’de sahaya inince Akdeniz’de enerji oyunları başlayacaktır.

Putin-Erdoğan görüşmesinden, Ankara - Şam arasında 1998'de imzalanan Adana Mutabakatı önemli rol oynayacak yorumları yapılıyor. Ancak 1998’deki Suriye ortada yok. Topraklarının önemli bir kısmı kontrolünden çıkmış durumda. Üstelik enerji kaynaklarının bulunduğu topraklarında terör örgütü ve onun destekçisi ABD var. Dolayısıyla Putin-Erdoğan görüşmesi Türkiye-Rusya ilişkilerinin ABD-Türkiye ilişkileriyle kıyaslanacağı bir etkiye de sahip olacak.

Tarihi bir gün yaşayacağımız kesin. ABD’nin dostluğu, müttefikliği artık sorgulanıyor ve farklı değerlendiriliyorken, Rusya’nın durumunu test edeceğimiz bir görüşme olacak.

 

***

İran’a anladığı dille mukabele!

Geçen hafta İran’da Türkiye karşıtı ilginç bir hadise gerçekleşti. Sosyal medya hesabından Türk bayrağı ve Türk askerinin fotoğrafını paylaşarak Barış Pınarı Harekatı'na destek olan İranlı futbolcuya geçici olarak sahalardan men cezası verildi. İran Futbol Federasyonu, profesyonel lig takımlarından Traktör Futbol Kulübü oyuncusu Mehdi Bebri’ye böyle bir ceza vermesi şüphesiz İran’ın Türkiye’ye yönelik politikalarının bir mahsulü.

Yaklaşık 10 yıl önce İsfahan’a gittiğimde İran ile ilgili ilk şaşkınlığımı Ermeni Soykırım Müzesi'ni görünce yaşadım. İran nüfusunun yarıya yakını Türk. Güney Azerbaycan olarak bilinen bölge İran’daki Türk coğrafyası ama İran devletine yön veren mezhep taassublu Fars milliyetçiliği. Bu şemsiyenin altında politika yapılıyor. Bölgesel stratejiler de mezhep taassubuna göre uygulanıyor.

Fakat İran-Türkiye ilişkilerinin derinliği olmayan bir dış politika stratejisinde yürütülmemesi lazım. Batı’nın İran ambargosu yüzünden Türkiye’nin yaşadığı Halkbank meselesi gibi sorunlara bir bakın, bir de İran’ın yaklaşımlarına.

İran hiçbir zaman büyük projelerinde Türk şirketlerine imkan vermedi. Turkcell ve TAV’ın kazandığı ihalelerin iptali buna güzel örnektir. İki binli yıllardan önce de İran ile aramızda çeşitli olaylar cereyan ediyordu ama hasar bırakacak boyutlara ulaşmıyordu. Hatta ilgi alanımıza bile girmiyordu. Sonrasında ise gereksiz bir şekilde ülke menfaatlerinden ziyade din kardeşliği üzerinden Batı’ya karşı İran’ın yanında durduk. Karşılığı da olmadı zaten.

Halbuki İran, din kardeşliğine önem vermeyen, ancak mezhep taassubunun en yukarıda tutan bir ülke. Öte yandan Türkiye ile gizli bir rekabet yaşayan, Fransız, Alman, İngiliz ürünlerine pazarını daha fazla açan Türk mallarına ise şüpheyle yaklaşan bir komşu.

En pahalı doğalgazı İran’dan almamıza rağmen en fazla sorunu da onlarla yaşıyoruz. Tahkimden ayağımız kesilmiyor. İran’ın Batı ile nükleer tartışmalarında da pek fazla dikkate alınmamıza rağmen arabuluculuğa soyunduk ama o dönemlerde İran ise PKK ile işbirliğini geliştirme peşindeydi.

Hasılı kelam, Türkiye’nin çeşitli vesilelerle Batı’ya karşı sürekli yanında durduğu, desteklediği İran’da yaşanan son hadise, Barış Pınarı Hareketi’ne destek veren futbolcunun cezalandırılması olayı basit bir gösterge değildir. Batı’dan Türkiye’ni Barış Pınarı Hareketi’ne gösterilen haksız ve hadsiz tepkilerden bir farkı yok. Dost mu, komşu mu, din kardeşi mi? Hangi sınıftan veya kategoriden ele alırsanız alın İran’ın Türkiye’ye karşı davranışının bir karşılığı yok. Böyle bir tavrı, ancak düşmanlar gösterebilir!

Daha vahim bir devamı da var bu olayın. Mustafa Denizli ismiyle de bilinen Traktör spor kulübü oyuncusuna sahip çıkmış. Ancak İstiklal takımında forma giyen Voria Gafuri isimli bir başka futbolcu ‘Save Rojava’ yazarak YPG/PKK destekleyip, Türkiye'yi eleştirmesine rağmen hiçbir ceza verilmemiş. İran Futbol Federasyonu veya devleti çifte standart uygulamıyor. Kendi hesaplarınca Türkiye ile bir hesap görüyor. Mesaj veriyorlar. Umarım bizim yetkililer de bu mesajı almış, not etmiştir.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
1881 -
1938