Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Türkiye’ye yıllardır teknolojik ürün satan yabancı şirketler azıcık eleştiriye tabi tutuldukları an yerli yatırım yaptıklarını veya yapacaklarını açıklıyorlar. Bizim de kolayımıza geldiği için ülkemize ürün satan, belli alanlarda küçük yatırımı olan yabancı şirketleri, “Neden daha fazla tesis kurmuyorlar? Ürünlerini neden burada yerli olarak üretmiyorlar?” Diye eleştiriyoruz. Halbuki bunun sorumlusu onlar değil. Bizatihi devletimiz, hükümetler, siyasiler, ilgili bakanlar.

Mesela Ulaştırma Bakanlığı son 15 yılda en fazla yatırım yapan, ülkenin parasını en fazla harcayan olmasına rağmen ülkeye kazandırdığı teknolojik ürünler neler olmuştur? Savunma Sanayi Başkanlığı’nın desteğiyle yerli “Ulak Baz İstasyonu” gibi girişimler geliştirilirken Ulaştırma Bakanlığı neden desteklerini esirgemiştir? Niçin sürekli olarak “Ulak” gibi yerli projelere, ürünlere uzak durmuştur. Yabancı şirketlere verdiği desteği kendi şirketlerimizden esirgemiştir. Uzun lafın kısası 4,5G ihalesindeki yerlilik kriterini uygulamayarak kime, ne kazandırmıştır?

Mesela 4,5G ihale şartnamesindeki yerlilik kriterini uygulama yetkisi Ulaştırma Bakanlığı’nda ama yabancı şirketleri üzmemek, ihale şartlarına uymayan Türk Telekom, Vodafone ve Turkcell’e de ceza kesmek, müeyyide uygulamak yerine başka işler gördürmek için çaba sarf ediliyor. Eğer 3 GSM operatörü yatırımlarını yaparken ihale şartnamesine uymaları için Ulaştırma Bakanlığı görevini yapsaydı, bugün Türkiye telekomünikasyon alanında önemli kazanımlar elde etmiş olurdu.

Ulaştırma Bakanlığı koltuğuna kısa süre önce oturan Adil Karaismailoğlu’nun bu konularda hassas olduğunu, Cumhurbaşkanı’nın daha doğru bilgilendirilmesine katkı sunacağını düşünüyorum. Zira 4,5G ihale şartnamesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın direktifleriyle çıkarıldı. Ancak görüldüğü üzere Ulaştırma Bakanlığı bürokrasisi Cumhurbaşkanı’na rağmen yine kendi bildikleri yolda ilerleyerek yerlilik kriterlerini dikkate almadı. Almıyor ve yeni bir faza geçerek, “5G için yerli, milli cek cak sunumları” yapılıyor. Ortada bir 4,5G gerçeği varken bu slogan şeklindeki söylemlere kim inanır? Eğer bu sunumlarla acele edilerek 5G’ye geçilirse “Yerli Malı Belgesi” olan yabancılar yaşadı.

Mesela TÜVASAŞ tesislerinde, yerli ve milli kaynaklar ile tasarım ve üretimi tamamlanan ilk yerli elektrikli trenin fabrika testleri kısa süre önce başladı. Neden daha önce harekete geçilmediği hususunda düşünmek gerekiyor. Bu durumda bizim dönüp G. Kore’den Hyundai Rotem’e “Neden raylı sistem alanında Türkiye’ye teknoloji kazandıracak yatırım yapmadın?” Deme hakkımız olabilir mi?

Telekomünikasyon sektöründe Ericson, Nokia, Huawei, ZTE, Cisco,

ve Samsung ülkemize milyar dolar seviyesinde ürün satıyorlar. Fakat bu şirketler Neden yatırım yapmıyor?” Diye eleştiremeyiz. Çünkü ülkemizin böyle bir yaklaşımı yok. Dolayısıyla bu şirketler bir yılda sattıkları ürünlerin küçük bir oranına tekabül eden yatırımlar yaparak, “Yerli Malı Belgesi” alabilmeleri de onların kabahati değil, bizatihi hakları. Bu fasıldan sonra ABD’nin Huawei baskısına ve sonra duruma bir göz atalım.

İngiltere, Çin’in telekomünikasyon devi Huawei’den 5G altyapısına dair yeni bir alım yapmayacağını, mevcut ekipmanın da 2027'ye kadar sistemden çıkarılacağını açıkladı. ABD’nin baskısıyla alınan bu kararın yankıları devam ederken Avrupa’da diğer ülkelerde de Huawei tartışması başladı.

ABD’nin Huawei baskısında Çin ile olan ticaret ve politik tartışmaların elbette etkisi var, ancak İngiltere, Huawei’ye karşı aldığı kararı “Siber Güvenlik” olarak savunuyor. Dolayısıyla ABD’nin Huawei baskısına Çin, ticaretle ilgili olarak alınmış bir karar olarak bakarken Batı bu konuya daha çok “Siber Güvenlik” kaygılarıyla bakması konuyu başka boyutları taşıyacak gibi görünüyor.

Konu ticaretten çıkıp tamamen siber güvenlik olarak ağırlık kazanır ve NATO’nun da gündemine bu şekilde gelirse, Türkiye’de neler olabileceğini de düşünmemiz gerekir. Daha önce yaptığım bir araştırmada şu an Türkiye’nin telekomünikasyon altyapısının yaklaşık yüzde 75’inin Huawei olduğunu tespit etmiştim. Daha önceki 3G ve 4G altyapısı donanım, 5G ise yazılım ağırlıklı. Dolayısıyla endüstrilerin, hayatın her alanına girecek 5G’de siber güvenlik çok önemli. Gelecek yıllarda ülkelerin birbiriyle mücadele alanı önemli oranda “Siber Savaşlar” şeklinde olacak. Dolayısıyla konu hassas ve fazlasıyla dikkate değer!

Halihazırda Türkiye’de telekomünikasyon teknolojisine çok fazla önem verildiğini söylemek mümkün değil. Yeri baz istasyonu “Ulak” ortada. Tamamen kamu kontrolünde olan Türk Telekom bile sipariş vermiyor. Yabancı baz istasyonlarını kullanmak daha cazip geliyor!

Netice itibariyle telekomünikasyon sektörünü Turgut Özal döneminin yerli ve milli atılım yıllarıyla karşılaştırırsak epeyce gerilerde kaldığımızı söylemek mümkün. ABD Başkanı Trump, Huawei başta olmak üzere diğer Çinli şirketler konusunda da yakında Türkiye’ye de baskı yapacak gibi görünüyor. Galiba bizimkiler işte o zaman uyanıp fikri mülkiyet hakları bize ait olan teknolojik ürünlere önem verecekler.

Türkiye’de herhangi bir uluslararası yatırımcı ürettiği ürünün yüzde 51 girdisini yerli olarak belgelerse, geriye kalan bölümünü yurt dışından getirip rahatlıkla “Yerli Malı Belgesi” alabiliyor. Sonra da ihalelerdeki yerlilik kriterini karşılayıp, Türkiye’de teknoloji geliştirmeye çalışan, iç piyasada ve yurt dışında pazar bulma gayretinde olan şirketlerimizin önünü kesebiliyor.

Tebliğin ilgili maddesi şöyle: “Tamamen Türkiye’de üretilen veya elde edilen ürünler ile üretim sürecinin önemli aşamalarının ve ekonomik yönden gerekli görülen en son esaslı işçilik ve eylemin Türkiye’de yapılmış olması. Ürünün yerli katkı oranının en az %51 olması.”

Sektör ayrımı yok. Teknoloji kazanım odaklı bir yaklaşım olmadığı gibi Türkiye’nin belli alanlarda kabiliyetlerini koruyacak hususlar da dikkate alınmamış. Mesela bazı ürünlerin kritik yüzde 10 bölümünü yapabilmek veya yabancı şirketlere ülkemizde yaptırabilmek marifet. Ama kimin umurunda!

Ayrıca farz edelim yabancı bir şirket yüzde 51 girdiyi Türkiye’de temin etmekte zorlanıyor veya nazlanıyor. Bu defa bir başka Türk şirketi kanalıyla ihtiyaçlarını ithal ettirip, sonra o ara malı Türkiye’de satın alıp, yerli fatura keserek yerlileştirebilir. Fatura oyunlarıyla da bir yabancı menşeili ürüne Türkiye’de küçük dokunuşlarla rahatlıkla “Yerli Malı Belgesi” alınabiliyor.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca hazırlanan Yerli Malı Tebliği 13 Eylül 2014 tarihli ve 29118 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiğinde neden bu detaylara dikkat edilmemiş, sonradan niçin düzeltilme ihtiyacı duyulmamış anlam vermek zor. Daha sonra bilişim teknolojisi ve yazılım üreten işletmeler de sanayi işletmesi, sanayi işleri ve sanayici tanımı kapsamına alınarak, bu alanda faaliyet gösterenlere de “Yerli Malı Belgesi” verilmesinin kapısı aralanmış. Yabancıya buradan bir destek atılmış!

Bu tarz düzenlemelerle ve kontrol mekanizmasının da zayıflığı sebebiyle yabancı şirketlere kapılar tamamen açılmış oluyor. Elbette yabancı sermaye ve yatırımcıyı çekebilmek, ülkemizde tutabilmek için güven veren düzenlemelerin olması gerekir. Ama doğru yöntem bu mu olmalı?

Alenen yabancı şirketleri kayırmak için çıkarılmış bir tebliğ neden değiştirilmez. Toptancı bir anlayışla her sektöre aynı kriterlerle “Yerli Malı Belgesi” verilmesi mantıklı mı? Bunu ilgililer nasıl izah ediyor? Açıkçası böyle bir tebliğ orda öylece durdukça bakanlar çıkıp yerli ve milli hamaseti kesinlikle yapmamalı.

“Yerli Malı Belgesi” nasıl düzenleniyor? Bu hususta ayrı bir konu. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) altındaki ticaret ve sanayi odaları bu belgeyi veriyor. Bazı kriterler tamamlanıp, başvurup, alınıyor. Türkiye’nin en büyük sorunlu yapılarından birisi yıllardır aynı tüccarların elinde olan bu odalar değil mi? Böyle bir belgeyi düzenleme yetkisi de buraya verilmiş. İyi mi?

Dış ticaret açığı veren, ithalatın ihracattan daha çok rekor kırdığı bir ülkede yaşıyoruz. İthalatı yapanlar da bu odaların üyeleri. Bunların eline tartışmalı bir tebliğ ile böyle bir yetki verirsen ülke elbette ileri gidemez. “Sonra da ülkemiz neden yıllardır yerinde sayıyor, gelişemiyor, yerli ve fikri mülkiyet hakları bize ait olan milli teknolojiye kavuşamıyor?” diye üzülüyoruz.

ABD ile Türkiye arasında tartışmalı epeyce husus var. Rus S-400 hava savunma sistemi ve parçası olduğumuz F-35 programı, bölgemizde yaşanan siyasi gelişmelerde farklı yerlerde olmamız şu an ön planda görünenler. Ancak ciddi bazı konular önümüzdeki 3-4 ay içinde netlik kazanacak.

Mesela Rus S-400 hava savunma sistemleri nedeniyle Türkiye'ye yaptırım uygulanmasını öngören tasarı 22 Temmuz’da ABD Temsilciler Meclisi’nde onaylandı. ABD’nin seçim atmosferine girdiği bu dönemde Senato’dan geçip Başkan Trump’ın önüne gelecek. Trump’ın böyle bir atmosferde üzerindeki baskılara daha fazla direnemeyeceği yorumları yapılıyor. Bu durumda Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400’ler ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) kapsamına girdiği kabul görürse iki müttefik arasında neler olacağını tahmin bile etmek istemeyiz.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!