Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Koronavirüs yüzünden daralan emlak ve otomotiv piyasasını hareketlendirmek için sağlanan uygun kredilerle bir çok insan ev ve araba sahibi olduğu sanılırken, bazılarının evini ve arabasını satıp dövize, altına yatırdığı, çektiği kredileri de yastık altı tasarrufa dönüştürdüğü bilinmeyen bir durum değil. Mali sistemde kullanılabilecek kaynakların çekildiği şeklinde yorumlamak da mümkün.

Yakın bir tanıdığım korona virüs sebebiyle emlak ve otomotiv sektörünün kredilerle canlandığı günlerde az kullandığı ikinci arabasını iyi fiyattan satıp, euro yaptığını, TL tasarruflarını da dövize dönüştürüp bankadan kiraladığı kasaya koyduğunu söyledi.

Çelik kasa satışlarına olan ilgi epeydir yazılıp, çiziliyor. Adeta çelik kasalara sessiz bir hücum olmuş. Ama kasa olayında bankalardaki kiralık kasaların durumu daha da önemli. Bankadan yüklük miktarda döviz çekip, kiralık kasaya koyan kaç kişi var acaba?

Kovid-19 karantinasında evde kasada para tutmanın gerekçesi anlaşılabiliyordu. Fakat karantina ortamının yumuşamasıyla birlikte altın ve dövizin yükselişiyle birlikte çelik kasalara ve kiralık kasalara yönelmenin gerekçeleri maalesef iyi okunmadı. Çelik kasa satışları yüzde 40 artmış. Bu bir gösterge, fakat asıl mesele zaten evde, ofiste mevcut olan çelik kasaların bu dönemde çok yoğun kullanılıyor olması. Sistemden dövizin çekilmesinde.

Vatandaş devletin her an müdahale edeceğini sandığı tasarruflarını bankada tutmaktan imtina ettiği için bu tablo oluştu. Benzer durum farklı bir şekilde yabancı yatırımcının Türkiye’ye olan güven duygusunu da uyarlamak mümkün. Kendi ayağımıza döviz kurşunu sıkıyoruz...

ABD Başkanı Trump, Çin ile girdiği ticaret savaşının ön cephesinde yer alan telekomünikasyon devi Huawei ile kavgasını önemli oranda Avrupa’ya taşıdı demek mümkün. İngiltere’den sonra Fransa’da Huawei için kısıtlama kararları aldı.

Huawei adım adım Batı pazarından çıkarılmaya çalışılıyor. Fransa’nın en eski telekomünikasyon şirketi Bouygues de ABD baskıları yüzünden 2028’e kadar Huawei tarafından üretilen Fransa'daki 3 bine yakın baz istasyonunu değiştireceğini duyurdu. Geçtiğimiz ay ilk işareti verilmiş ve 5G alanında Çinli şirketin var olan lisanları yenilenmemiş, Huawei ekipmanlarının kademeli olarak Fransa’nın mobil şebekesinden çıkarılacağı açıklanmıştı.

Fransa telekomünikasyon sektörünün 3 numaralı oyuncusu Bouygues böyle bir kararı aldığına göre devamında bir ve iki numaralı şirketler de aynı yolda devam edecek demektir. Huawei tarafından üretilen baz istasyonları sekiz yıl içinde sökülecek, ancak bu sürede ihtiyaç duyulan yeni baz istasyonları da başka şirketlerden temin edileceği için Çinli şirket için kayıp büyük olacak. Ama yerini hangi şirketlerin dolduracağı henüz belli değil.

Bu konunun Türkiye’ye yansıması nasıl olacak henüz belli değil. Ulaştırma Bakanlığı ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ne düşünüyor, ne gibi tedbirler alıyor. Bilmiyorum. Ama her iki kurumu da aşan bir stratejik yaklaşım isteyen bir husus.

Öte yandan ülkemizde telekomünikasyon alanında başarılı olan milli ve yerli teknolojilere zaman kaybedilmeden önem verilmesi, ürünlerinin yoğunlukla sisteme sokulması lazım. Batı’da bu ürünler için ciddi bir pazar oluşuyor, birileri herhalde görüyordur. Bizim pazar olmaktan çıkıp, ürün pazarlayan hale gelmemiz için zaman lehimize gelişiyor.

Türkiye’de Türk mühendislerinin girişimleriyle elde edilen baz istasyonu ve çekirdek şebeke alanındaki başarılar maalesef halen daha dikkate alınmıyor. İlla bu konuda da ABD’den veya başka yerlerden baskı görmemiz mi gerekiyor? Teknolojide kendi başarılarımıza öncelik vermek yerine yabancı şirketlerin ürünlerine “Yerli Malı Belgesi” vermeye devam edersek, bu yolda mesafe kat etmemiz daha da zorlaşacaktır.

 

Hafta içinde Azerbaycan’da önemli bir hareketlilik vardı. Rusya Savunma Bakanı bir bahane ile Azerbaycan’ı ziyaret etti. Sonra Azerbaycan Dış İşleri Bakanı Ceyhun Bayramov Rusya’da Sergey Lavrov ile görüştü. Konu malum; Azerbaycan’ın yıllardır işgalde olan Karabağ meselesi ve Ermenistan ile yaşanan son gerginlik. Tuhaf olan ise bu problemi Azerbaycan’ın başına saran ve istese bir gün de çözecek olan Rusya’nın takındığı tavır.

Türkiye’de pek gündeme gelmeyen görüşmeleri takip ettim. Azerbaycan-Türkiye tatbikatı sonrası Rusya’dan uyarılar şeklinde algılamak mümkün. Tuhaflıklarla dolu bir ziyaret olmuş. Lavrov, dalga geçer gibi şunları söylemiş: “Temmuz ayında olanların bir daha yaşanmamasını ve diğer ilgili ülkeler ve dostlarla mümkün olan her şekilde bir arada olacağımızı umuyoruz.” Ermenistan’a hiç toz kondurmamış, Azerbaycan’a göz dağı vermiş,

Azerbaycan-Ermenistan meselesini çözmesi beklenen AGİT Minsk Grubu’na Rusya, ABD ve Fransa eş başkanlık yapıyor. Üçü de Ermenistan’a arka planda destek veren ülkeler. Bu konuda ittifak halindeler. AGİT’te hakkaniyet söz konusu dahi olamaz. Burada hak aramak, bir karar çıkmasını beklemek saçmalıktan başka bir şey değil. Zaten bu yüzden de çözülmüyor.

Rusya, Azerbaycan topraklarının % 20'sini işgal eden Ermenistan’ın sık sık sırtını sıvazlıyor. Sorun çıkardıkça onu alkışlıyor. Hiçbir zaman da eleştirmiyor.

Gelelim bizim tuhaflığımıza. Ağustos başında Azerbaycan-Türkiye tatbikatı sebebiyle abartılı ifadelerle mangalda kül bırakmadık. Daha üzerinden bir ay bile geçmeden o tatbikatın yansımaları, Rusya’nın dolaylı veya direkt yoldan Azerbaycan ikazları oluyor. Ama Türkiye’de gündeme bile gelmiyor.

Dünyada öyle karmaşık ilişkiler yaşanıyor ki başımızın dönmemesi mümkün değil. Ama biz Orta Doğu’da her türlü ilişkiye alışkınız. Bu sebeple Hint sinemasının vitrini Bollywood’un en ünlü oyuncu ve yönetmenlerinden Amir Khan, Müslüman kimliği, Türkiye ziyareti ve Çin’de filmlerinin çok izlenmesi, Çinli bir markanın yüzü olması sebebiyle Hindu milliyetçileri tarafından eleştiriliyor. Hakkında tuhaf yazılar yazdırılıyor. Halbuki biz Khan’ın Türkiye’de çekeceği filmi sayesinde Hindistan’dan turist sayısının artmasını bekliyorduk.

Öte yandan Hindistan’da Khan’ın filmlerinin çok fazla izlenmesi de ayrıca tartışma konusu ediliyor. Çin-Hindistan arasında yaşanan tartışmalara dikkat çeken Hindular, Khan’ın filmlerinin Çin’de çok izlenmesini Çin Komünist Partisi desteğiyle olduğuna takmış durumdalar.

Özellikle iktidardaki Hindistan Halk Partisi’nin (BJP) çatısı altındaki isim ve yayınlar bu işin bayraktarlığını yapıyor. Türkiye’nin Pakistan ile yakınlığı, Keşmir tartışmasına yaklaşımı bağlamında Khan’ın Türkiye’de film çekimleri sebebiyle gerçekleştirdiği ziyareti gündeme getiriliyor. Müslüman karşıtı Hint milliyetçilerinin özellikle Khan'ın bu ay içinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’la yaptığı görüşmeye atıf yaparak sert tepki gösteriyorlar. Bildiğiniz milliyetçi yaklaşımlar.

Biz Türkiye’de çekilecek filmin Hindistan’da yansımalarını beklerken mevzu bambaşka boyut kazanmış durumda...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!