Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Endonezya ve Etiyopya’da meydana gelen kazaların ardından uçuşları geçen yıl Mart’ta durdurulan Boeing 737 MAX uçakları yakında, yeniden gökyüzünde olmaya hazırlanıyor.

Yaklaşık 10 gün önce Avrupa Havacılık Güvenliği Ajansı (EASA) Direktörü Patrick Ky, Boeing 737 MAX’ın sertifikalandırılabilecek kadar güvenli olduğunu açıklamış, ancak ticari uçuşlar için henüz onay verilmediğine dikkat çekmişti. Bu gelişmenin ardından filosunda bu modellerden bulunduran havayolları da MAX’ler için hazırlıklara başladı. Kasım ayı ortalarına doğru ise ABD Federal Havacılık İdaresi’nin (FAA) uçağın sertifikalandırma sürecini neticelendirilmesi bekleniyor. FAA ve EASA gerekli süreçleri tamamlamasının ardından MAX’lerin 2021’in başlarında yeniden uçuşlara başlaması bekleniyor.

Güven İçin Özel Tur

ABD ve Avrupa’daki havacılık otoritelerden gelen olumlu haberlerden sonra American Airlines (AA) yolcuların güvenini kazanmak için 737 MAX’lerle özel turları düzenleyeceğini açıkladı. Yolcular uçuş esnasında pilot ve teknisyenlere merak ettikleri sorularına cevaplarda alabilecek. ABD’deki Şükran Günü sonrasında yapılacak test uçuşları Dallas Forth Worth’dan LaGuardia ve Miami Havalimanlarına yapılması bekleniyor. American Airlines yönetimi, B737 MAX uçaklarının FAA tarafından gerçekleştirilen uçuş onay sürecinin Kasım ayı ortasında tamamlanacağını öngörüyor. Şirket 29 Aralık’tan itibaren Miami - New York arasında uçuşları başlatmayı planlıyor.

Türk Hava Yolları (THY) Boeing 737 MAX’lerden 75 adet sipariş vermiş, 12 adedini de teslim almıştı. Türkiye’de ilk MAX kullanıcısı ise Corendon Havayolları olmuştu.

Havacılık sektörü tarihinin en zor günlerini yaşıyor. Sektörün en önemli oyuncusu havayolları ise bu zor günleri en az hasarla atlatmak için çeşitli formüller deniyor. Bu bağlamda en zor görev ise havayollarının üst yönetimlerine düşüyor. Farklı sektörlerden havayolu yönetimine gelen üst düzey yöneticiler ise şanssız olduklarını düşünüyorlar. Özellikle hafta içi Avrupa’da İngiltere, Çekya ve Avusturya gibi ülkelerde sokağa çıkma yasakları, Fransa’da ise kısıtlamalar sektörün en zor ayının kasım olacağının göstergesi.

İkinci dalganın Türkiye’ye etkisi ise bir çok ülkenin dış hat uçuşlarındaki kısıtlamaları sebebiyle gündeme geldi. İngiltere’nin koyduğu kısıtlamalar turizm sektöründe direkt yansıdı. Türk Hava Yolları, Pegasus, SunExpress gibi şirketlerimiz de özellikle Avrupa’daki yeni salgın düzenlemelerinden etkilenmeye başladı.

Havacılık sektörü yaz sezonunda biraz rahatlasa da verimsiz geçecek kış sezonun ikinci bir salgın dalgasıyla başlamasının ardından yasaklar gündeme geldi. Daha önceden sektörün ikinci dalgaya karşı hazırlıklı olmasıyla ilgili uyarı niteliğinde bir çok yazı kaleme almış, Temmuz ayının ilk haftasındaki konuyla ilgili notlarımın üzerinden dört ay geçti. Ve ikinci dalga Avrupa’yı sardı. Bu kapsamda havayolları önlemlerini genişlettiler. İlk başta şirketler işçi çıkartma, filo genişletme ve uçakları parka çekmeye odaklandılar ve krizi az hasarla atlatmak için belirli düzeylerde gelirler elde ettiler. Sonrasında uçakların kargoya dönüşmesi, sanal uçuşlar, restoran konseptinde uçaklar gündeme geldi. Havayolu yöneticileri artık daha farklı yöntemlerle kazanç elde etmek için farklı yollara odaklandılar. Havayolları krizden kurtulmak için yelpazelerini genişlettiler. Bu hafta havayollarının krize karşı geliştirdikleri yeni önlemler ve yöntemleri bir göz atalım.

1) Filolar Küçülüyor Uçaklar Satılıyor

Korona virüs salgını başlarında havayolları filolarında bulunan maliyetli uçakları emekli etmeye başlamış, yaşlı, bakım-onarım masrafları yüksek, fazla yakıt tüketen, doluluk oranlarını yakalamada sorun çıkaran büyük gövdeli uçakları filolarının dışına çıkarmayı ön plana almışlardı.

İkinci dalga da ise Boeing 747, A380 gibi çift koridorlu, geniş gövdeli iki katlı uçaklar havayollarının filosunda çıkartılması daha fazla ön plana çıktı. Bazı havayolları ise toparlanmanın uzun süreceğini dikkate alarak geniş gövdeli uçaklarını satma kararı aldı. Bu kapsamda Thai Airways filosunda bulunan ve Covid-19 süresince yerde yatan 34 uçağını satıyor. Satışa çıkarılan uçaklar 747 ve 777’lerden oluşuyor. Krizden dolayı şu an havacılık sektöründe ikinci el piyasası hareketsiz gözükse de yine de bu uçaklara rağbet olabileceği söyleniyor.

2) Frekans Fırsatçılığı Arttı

Salgının en yoğun olduğu dönemlerde havayolları uçuş frekanslarını mecburen azalttı. Bazı şirketler ise krizden erken dönüş olacağını tahmin ederek hayalet uçuşlar dediğimiz boş uçaklarla önemli frekanslarını kaybetmemek için seferler gerçekleştirdi. Ama kriz uzayınca havayolları sadece ayakta kalabilecek hamleler yapmaya başladı. Ticari açıdan çok değerli frekanslara sahip olan havayolları bile bazı hatlarını kaybetmekten korkmamaya başladı. Çünkü frekanstan öteye havayolunun yok olma riski ortaya çıktı. Ekonomik açıdan ayakta kalan havayolları ise fırsatçılık yaparak frekanslarını elinde tutamayan havayollarının frekanslarını ele geçirmek için adımlar attı. Mesela Çin’de Cathay Pacific Havayolları, Cathay Dragon’un operasyonlarını durduracağını açıklamasının ardından alt markası Hong Kong Airlines’ın büyümesi için bu havayolunun frekans ve trafik haklarını yöneldi.

3) Merkez Üsler Yön Değiştiriyor

Krizin başında havayolları çeşitli uçuş noktalarındaki bazı merkezlerini kapatmak zorunda kalmıştı. Kovid-19 krizi önlemeye yönelik yapılan önlemler kapsamında gösterilen bu kurtarma operasyonu bazı havayolları için merkez kaydırma operasyonları olarak öne çıktı. Bunun örneğini geçtiğimiz hafta açılan Berlin Brandenburg Havalimanı’nda gördük. İngiltere merkezli düşük maliyetli havayolu easyJet, Almanya, Belçika ve İspanya’daki bazı merkezleri kapatmıştı. Ancak havayolu geçtiğimiz hafta sonu açılan Berlin Brandenburg Havalimanı’nda kendine yeni üs kurdu.

4) Yeni Yönetim Modelleri

Bazı havayollarının yönetimleri ekonomik kriz nedeniyle el değiştirdi. Hükümetler destek verdiği şirketlerin hisselerini aldılar, böylece bazıları yeniden kamunun yönetiminde yer aldığı konuma geldiler. Yönetimlerine yeni üyeler geldi. Hatta bazı havayollarının üst yönetimleri bile değişti. Krizin uzun sürmesinden mental olarak yıpranan yönetim kurulu başkanları, üyeleri ve genel müdürlerle yollar ayrıldı.

5) Kredi Teminine Yeni Yöntemler

Havayolları salgının başlarında ellerindeki nakit birikimlerini bitirdikten sonra hükümetlerden kredi talebinde bulunmuştu. Bazı ülkeler bu talebe sıcak bakarak kredi başvurularına olumlu cevap vermiş, destek sağlamıştı. Ancak krizin uzaması hükümetlerden alınan kredileri de tüketti. Havayollarının hükümetlerden ikinci bir kredi başvuru süreçleri başladı. Ancak krizin uzaması hükümetleri de yorduğundan ikinci destek de zorlanacakları belirtiliyor. Dolayısıyla farklı yöntemlerle kredi arayışına girmek zorunda kalacaklar.

Zafer Havalimanı açıldığından bu yana tartışılıyor. Çünkü doğru bir şekilde analiz yapılmadan, inşaat yapılacak uygun yerler arandığı bir döneme denk geldiği için ihale edilip, yapımı gerçekleştirilmişti. Hizmete girdiği andan itibaren de boş yatmaya başladı.

Konuyla ilgili ilk itiraf ise havalimanını hayata geçiren Ulaştırma eski Bakanı Binali Yıldırım’dan geldi. Yıldırım, Afyonkarahisar’da bir anaokulu açılışında, Zafer Havalimanı’nın yolları çok güzel yapmış olmaları sebebiyle tercih edilmediğini söylemiş. Bu cümlenin açılımı şudur; “Planlama hatası yaptık.” Dönemin Ulaştırma Bakanı olarak ulaşım modları arasındaki dengeyi, etkileşimi Binali Bey görememiş.

Doksanlı yıllarda, Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde ‘Her ile bir havalimanı’ sloganından bu yana hesapsız, kitapsız havalimanı yapılmasını eleştiriyorum. Zafer Havalimanı da onlardan birisiydi. 

Havacılık sektörü mart-mayıs aylarında salgın sebebiyle duran uçuş trafiğini haziranda iç hat seferleriyle başlatmıştı. Ardından dış hat seferleri da kademeli olarak devreye alındı. Fakat hükümetlerin uyguladığı kısıtlamalar dış hat seferleriyle ayakta duran havayollarını zor duruma düşürdü. Bu gelişmelerle iç hat seferlerinin önemini ön plana çıktı. İç hat taşımacılığı güçlü olan ülkeler ve buralardaki şirketler krizde ciddi bir şans yakalamış oldu.

Dünyanın en önemli iç hat pazarı salgın öncesinde sırasıyla ABD, Çin ve Hindistan’dı. Ancak Çin iç hat pazarı Kovid-19 döneminde ABD’nin önüne geçti. Türkiye’nin iç hat pazarının güçlü olması da Türk Hava Yolları ve Pegasus gibi havayollarımızın krizi atlatmasında ciddi destek sağladığını söylemek mümkün. Ancak salgın döneminin en iyi iç hat rotası Güney Kore’nin Jeju Adası tahtını koruyor.

Kriz başlamadan önce de dünyanın en yoğun rotası Seul ile Jeju Adası arasında uçuşlardı. Öyle ki bu hattaki uçuşlar dış hat seferleri ülkelerden Güney Kore havayollarını krizin etsini azaltacak rakamlara ulaştı.

Bu rota 2019’da da dünyanın en yoğun iç hat noktası olarak listelerde ilk sırada yer almıştı. Güney Kore’nin başkenti ile Jeju Adası arasında bir saat on dakikalık uçuş en değerli iç hat olmaya salgın döneminde de devam ediyor. Bu rota yılda sekiz farklı havayolu, 85 bin uçuşla, Jeju ile Seul’u birbirine bağlıyor.

Havacılık sektörünün öncü araştırma şirketlerinden OAG tarafından yapılan analize göre, 2019'da Seul ve Jeju arasındaki uçuşlarda yıl boyunca yaklaşık 17 milyon yolcu taşınmış.

Jeju Adası’nı takip eden bir sonraki en yoğun iç hat uçuş olan Sapporo-Tokyo’dan takriben % 40 daha fazla kapasiteye sahip olduğuna da dikkat çekmek gerekir.

Kısacası; iç hatları güçlü olan ülkelerin havayolları, Kovid-19 salgınında diğer ülke şirketlerine göre daha şanslılar...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00