Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Takım sporları içerisinde en çok sevilen futbol. Dünyanın birçok ülkesinde her geçen gün futbolun izlenme oranı, gösterilen sevgiye orantılı olarak yükseliyor.

Günümüzde futbol endüstrisi olarak da nitelendirilen bu spor dalının, büyük yükseliş göstermesinin nedenini elbette salt sevgiye indirgemek yüzeysel bir bakış olur.

Birçok etkenin yanında medyanın katkısını unutmayalım.

Futbolu yönetenlerin tam da amaçladığı gibi, medya üzerine düşen görevi fazlasıyla yerine getiriyor.

Yazılı basının çok önüne geçen televizyonlar, dijital yayınlar ve sosyal medya futbolu her an yaşamın vazgeçilmez bir olgusu olarak önümüze getiriyor.

Futbol izlenirlikte bu denli büyürken, öteki spor dalları ise toplumun ilgi duymadığı algısı ile neredeyse yok edilmeye çalışılıyor.

Hatta futbolla yatıp kalkan yorumcular, spor servislerini yönetenler kulüplerin futbol dışındaki spor branşlarına yatırım yapmalarını yersiz buluyorlar.

Kulüpleri yönetenlerin çok hoşuna giden bu tür yaklaşımlara da tanık oluyoruz. Futbol dışında başka bir işle uğraşmak istemediklerini yaptıkları açıklamalar ortaya koyuyor. Bugün kulüplerimizin çoğunun özellikle bireysel sporlara çok uzak olduğunu görüyoruz.

Ekonomik gerekçelere sığınmaları işlerine geliyor.

SPOR SALT FUTBOL DEĞİLDİR

Her şeye rağmen Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş gibi sporumuzun efsane takımları futbol dışındaki branşların ayakta kalması için direniyor.

Basketbol ve voleybol dışında, atletizm, yüzme, sutopu, boks, güreş, kürek gibi spor dallarının yaşaması için çaba gösteriyorlar.

Bugün sporseverlere sorduğumuzda, birçırpıda çok sayıda futbolcu ismini saydıklarını görmek mümkün.

Oysa daha dün diyebileceğimiz, 1.5 ay önce dünya şampiyonu olan Ayşe Begüm Onbaşı’yı tanıyan var mı?

Ya da ritmik cimnastikte Avrupa şampiyonu olan Türk takımını duymuşlar mı?

Oysa geçmiş yıllara baktığımızda Nadia Comanaci (5 olimpiyat şampiyonu), Mark Spitz (7 olimpiyat madalyalı), yalınayak koşan Abebe Bikila (maratonda olimpiyat rekortmeni), Sergei Bubka (sırıkla atlamanın efsanesi), rüzgarın oğlu Carl Lewis…

Türkiye’ye dönelim. Atletizmin emektarları; Mehmet Yurdadön, Veli Ballı, Sermet Timurlenk, Ekrem Özdamar, Mehmet Terzi. Bisiklette Rıfat Çalışkan. Ve daha niceleri. Hala belleklerimizde.

90 öncesini anımsadığımızda bu isimleri saymak mümkün.

TÜRK SPORUNU HEP BİRLİKTE HANÇERLEDİK!

Peki ne oldu da, sporseverler futbol dışındaki sporlara bu denli kayıtsız kaldı?

Sorunun yanıtı açık ve net. Spor basınından futbol medyasına dönüşümdür.

Biraz gerilere giderek mesleğe başladığım 80’li yılların Cumhuriyet Gazetesi’ni anlatayım.

Abdülkadir Yücelman’ın spor şefliğini yaptığı Cumhuriyet Gazetesi tek sayfası ile Milliyet ve Tercüman'la yarışıyordu. Hıncal Uluç, Önder Seden, Halit Deringör, Adnan Dinçer, Erman Kunter, Deniz Gökçe, Alev Anakök, Turgay Renklikurt, Fatih Altaylı gibi isimlerle sporun her etkinliğini okurlara yansıtıyordu.

Hatta 1986 yılında Atina’da yapılan Avrupa Güreş Şampiyonası’nı Halil Özer’le birlikte bir hafta izlemiştik. Günümüzde bu tür şampiyonalara muhabir gönderen gazete ya da televizyon var mı?

Yine unutamadığım bir anıyı da paylaşmak isterim.

Milli okçumuz Macide Erdener ile uzun bir söyleşi yapmıştım. Okçuluğun temellerini atan, dünyanın tek ve ilk kadın hakemi olan Erdener’in çabasını ayrıca anlatmak gerekir.

Sayfanın yarısını kaplayan söyleşi devam sayfasına sarkmıştı. Meslek hayatımın ilk ve en önemli övgüsünü Cumhuriyet’in sahibi ve başyazarı Nadir Nadi’den almıştım.

Bugün dünya şampiyonu olan Ayşe Begüm Onbaşı’nın haberini gazete sayfalarında okumak, televizyon ekranlarında görmek mümkün mü?

Spor basını mı, futbol medyası mı? Karar sizin…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00