Eski Türk kültüründe “sekiz yulduz (yıldız) ahkâmı” inanışından söz edilir. Bu inanışa göre, sekiz yulduz denilen deve şeklinde bir yıldız kümesi vardır ve bu yıldız kümesi uğursuzdur. Gemiciler onu iyi tanırlar ve söz konusu yıldız kümesi hangi yöndeyse o yöne askeri harekât, sivil yolculuk yapılmaz, savaşta bu yıldız kümesiyle karşı karşıya kalınmaktan sakınılır. Bu yıldız kümesi her gün farklı bir yönde ortaya çıkar. Her ayın:

* 1, 11, 21. günlerinde güneşle birlikte çıkar
* 2, 12, 22. günlerinde doğu ve güney arasında çıkar
* 3, 13, 23. günlerinde güneyden çıkar
* 4, 14, 24. günlerinde güney ve batı arasında çıkar
* 5, 15, 25. günlerinde batıdan çıkar
* 6, 16, 26. günlerinde batı ve kuzey arasından çıkar
* 7, 17, 27. günlerinde kaydedilmemiştir
* 8, 18, 28. günlerinde doğu ve kuzey arasında çıkar
* 9, 19, 29. günlerinde yeraltında bulunur
* 10, 20, 30. günlerinde yer üstünde bulunur

Bu bilgilere baktığımızda ilginç bir ayrıntı dikkat çekiyor. Söz konusu yıldız kümesinin her ayın ilk günü güneşle birlikte yani doğu yönünde görünmeye başlayarak sırasıyla güneydoğu, güney, güneybatı, batı, kuzey ve kuzeydoğu yönlerinde belirdiği anlaşılıyor. Ayın 9, 19 ve 29. günlerinde bu yıldız kümesi için “yer altındadır” denmesinden, o günlerde görülmediği sonucu ortaya çıkıyor. Dolayısıyla yıldız kümesinin görülmediği günlerde uğursuzluk olmayacağına, yani bu günlerin uğurlu olduğuna inanıldığı anlaşılıyor. Her ayın 9, 19 ve 29’unda çekilen Milli Piyango sistematiği bu “uğur” inanışından kaynaklanıyor olmasın?
“Milli Piyango İdaresi’ne sordum bunu” diyor Ergün Veren. Bunun Sekiz Yulduz Ahkâmı inanışı ile bir ilgisinin olmadığını söylemişler ama neden çekilişlerin başka bir sistematikte değil de 9, 19 ve 29’unda yapıldığını söylememişler. Hoş, artık pek kimseye de çıkmıyor zaten.

ANADOLU HALK TAKVİMİ (Ergün Veren - Doğan)
ANADOLU HALK TAKVİMİ (Ergün Veren - Doğan)


YARIM TATİL - BÜTÜN TATİL

Anadolu’nun hemen her yerinde, halk takvimi pratikleri, kavramları, inanışları ve ritüelleriyle karşılaşırız. Karagoncolos, zemheri, kocakarı soğukları, cemre, Hıdırellez gibi terimleri mutlaka işitiriz ama genelde sorgulamayız, anlamlandırmayız. Bunların birer halk takvimi öğesi olduğunu bilmeyiz. Lakin çiftçiler, hayvancılar, avcılar, denizciler, balıkçılar bunları çok iyi bilir çünkü bunlar onlar için hayati önem arz eder. 2009 yılında “Yazılı Kaynaklarda Anadolu’da Halk Takvimi ve Halk Meteorolojisi” kitabını yayımlayan Ergün Veren şimdi bu eseri sadeleştirerek, güncelleyerek ve yeniden yorumlayarak tekrar okura sundu.
“Anadolu insanı zamanı nasıl algılar, dilimler, noktalar, adlandırır ve yaşar? Yaşarken hangi inanış, ön kabul ve pratikler onun hayatını şekillendirir? Doğayı gözlemleyerek geleceği ve hava durumunu nasıl tahmin eder? Bütün bunlar hayatını ve kültürünü nasıl etkiler? İşte mevzu bu” diyor Veren.
Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın ölümlü olduğunu bilen insanoğlu yine de zamanı dilimlemiş, noktalamış ve saat, gün, hafta, ay, mevsim, yıl şeklinde adlandırmış. Anadolu insanı da böyle yapmış. Yalnız içine de inanışlarını, ön kabullerini ve pratiklerini de katmış. “Kocakarı Soğuklarından Zemheriye Anadolu Halk Takvimi” de Anadolu’da zamanın dilimlenmesiyle başlıyor ve bu dilimleme çok farklı adlar alabiliyor.
Bazı örnekler vermek gerekirse mesela Kars Arpaçay’da salı gününe “tek gün” deniyor. Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi’nde pek çok yörede Perşembe gününe “Cuma akşamı (cum-aşamı); Ardahan, Posof ve Şavşat yörelerinde ise cumartesi gününe (Musevi Hazar Türklerinin hatırası olarak) “Şapat günü” deniyor. Afyon Dinar yöresinde pazartesi “dernek”, salı “Dinar pazarı”, çarşamba “Isparta pazarı”, perşembe “cum-aşamı”, cuma “cuma”, cumartesi “yarım tatil”, pazar “bütün tatil” oluyor… 
Hafta, Farsça yedi anlamına gelen “hefte”den geliyor ve yedi günden oluşan zaman dilimini ifade ediyor. Anadolu’da hafta ile ilgili yöresel adlar olmasa da Uşak civarında haftanın, art arda geldiğinde bir yedi günlük bir sekiz günlük uzunluğa sahip olduğu anlatılıyor. Bir mânisi bile var:
Kolundaki saati,
Sen kurma ben kurayım,
Haftalar yedi sekiz
Ya ben nasıl durayım.  

HAVARA AVARA DOLAŞANLAR

Peki ay adları nereden geliyor? “Ocak”a zamanın çoğunun evde ocakta ateş yakılarak geçirildiği soğuk ay olarak belirtilmesi amacıyla bu adın verildiği görüşü hâkim. Latinlerin “Aperir,” Fransızların “Avril” dediği “Nisan,” İbrani takvimin birinci ayıdır. Babil dilinde “Nisannu” kelimesi “ilk ve birinci” anlamına gelir. Eski takvimlerin ilk ayı olduğu için bu şekilde adlandırıldığı ileri sürülür. “Haziran” Süryanice sıcak anlamına gelen “Hazıran” sözcüğünden Türkiye Türkçesi’ne ödünç alınmış olabilir. Bir sonraki ay Eski Türkçe’de “Tamu-z” yani “çok sıcak cehennem” sözcüğünden türemiş olabilir; Eylül ise Babil dilindeki “Elülu” kelimesinden, zira karşılığı “hasat-bağbozumu”dur.
Kökenler kabaca böyle ama Anadolu’da işler yine farklı yürüyebiliyor.          
Mesela Ardahan Damal’da ocak ayı “zemheri,” şubat ayı “gücük,” nisan “abrıl,” haziran “kiraz,” temmuz ayı “herk,” ağustos “çayır,” kasım “koç,” aralık ise “karakış” olabiliyor.
Diyarbakır Karakeçili Yörükleri ayları hayvancılık faaliyetleri çerçevesinde isimlendiriyor. Aralık-ocak hayvanlar ahırda kaldığı için “çardak ayı;” şubat hayvanların memelerinden süt geldiği için “yelin ayı;” 20 Nisan–30 Mayıs, hayvanlar gece en az 3 saat otlatıldığı için “ilk kırkım ayı;” temmuz-eylül, koç ve teke katımı yapıldığı için “eşme ayı” oluveriyor.
Daha pek çok farklı isimlendirme mevcut aylara ilişkin. Değişik yörelerde ortak olanlar da var. Ekim işlerinin bitip çiftçinin boş kaldığı dönemi anlatan “havara” veya “avara” yani “avare” gibi…

HANGİ GÜN NE YAPILIR, NE YAPILMAZ?

Kitabın birçok özelliği dışında bir özelliği de hava durumu ansiklopedisi olması. Günlere göre fırtına takvimi, diğer iklim olayları bir bir anlatılıyor. Bunun dışında “sayılı günler”in anlamı; gök cisimlerine ve hava hareketlerine dayalı inanış ve pratikler; Anadolu halk meteorolojisindeki inanış ve pratikler; balıkçılar ve denizcilerdeki inanış ve pratikler ile bütün bunların askeri literatüre yansımaları burada söyleyebileceğimiz başlıklardan bir kısmı.
Ama biz, hangi gün ne yapıp ne yapmamanız gerektiğini gösteren, eski Osmanlı metinlerindeki uğurlu-uğursuz gün inanışlarına dönelim ve Ergün Veren’e teşekkür ederek bu yazımızı bitirelim...
Pazar: Bina inşaatına başlamak, ağaç dikmek iyidir. Tırnak kesmek, yeni elbise giymek ve dikişine başlamak, hamama varmak kötüdür.
Pazartesi: Ticaret ve sefere çıkmak, tırnak kesmek, elbise dikişine başlamak, hamama varmak iyidir.
Salı: Bağırsakları temizlemek (müshil), hacamat yaptırmak, kaftan kestirmek -pahalı olur-, hamama varmak –hastalık getirir- kötüdür. Tırnak kesmek iyidir.
Çarşamba: Fasd (kan aldırmak), hacamat, hamama varmak iyidir. Tırnak kesmek ve kaftan kestirmek kötüdür.
Perşembe: Dilek dilemek, hacamat yaptırmak, tırnak kesmek, kaftan kestirmek, hamama varmak, saçı tıraş ettirmek iyidir.
Cuma: Dua ve selam günüdür. Nikâhlanmak, tırnak kesmek, kaftan kestirmek, hamama varmak iyidir.
Cumartesi: Aldatma günüdür. Avlanmak, tırnak kesmek, kaftan kestirmek kötüdür. Hamama varmak iyidir…       


*


İKİ TAVSİYE

İyi bir dil, oturmuş kurgularla akan 14 öykü… Tilmaç dördüncü kitabında Terentius’tan mülhem, “İnsanım, insana dair hiçbir şey bana yabancı değil” diyor. Klasikler iyidir. Çoğu zaman yeninin eksiğini gözler önüne serer. Bu romanımızda çapkınlıklarından usanan ailesi Şadi Bey’i alelacele evlendirip, kendisinden donanımlı karısının köşküne içgüveysi gönderir…

 Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda Öğütür (Hüseyin Rahmi Gürpınar-İş Kültür)
Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda Öğütür (Hüseyin Rahmi Gürpınar-İş Kültür)

 

 Sen Yabancı Değilsin (Feryal Tilmaç-İthaki)
Sen Yabancı Değilsin (Feryal Tilmaç-İthaki)

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!