Woody Allen’ın yeni filmi “Mantıksız Adam” (Irrational Man), dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için cinayet işlemeye karar veren bir felsefe hocasının öyküsünü anlatıyor

WOODY Allen’ın 1989 tarihli “Suçlar ve Kabahatler” filminde saygın bir hekim, başına bela olan sevgilisini öldürecek bir kiralık katil tutar. 2005 tarihli Allen filmi “Maç Sayısı”nda ise bir tenis öğretmeni, sınıf atlamak amacıyla sevdiği kadını öldürür. Allen, her iki filmde de “suçlular yakalanmalı ve cezalarını çekmeli” şeklinde özetlenebilecek o çok eski Hollywood kuralını bozmakla kalmaz. Seyirciye adaletin tesadüfiliğini hatırlatır, vicdanın kişisel çıkarlar karşısında nasıl önemsizleştiğinin altını acımasızca çizer.

ÜÇ FARKLI ABE LUCAS
“Mantıksız Adam”da ise dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için cinayet işlemeye karar vermiş felsefe hocası Abe Lucas’ı (Joaquin Phoenix) getiriyor karşımıza. Ancak “üç Abe Lucas” var filmde. İlk perdedeki Abe, alkolle zihnini uyuşturmayı tercih eden, felsefe dahil her şeye inancını kaybetmiş ama çevresindekilere zarar vermemeye gayret eden yorgun bir entelektüel. Öyle bezgin ki güzel ve zeki öğrencisi Jill’in (Emma Stone) yoğun ilgisi dahi bir işe yaramıyor. İkinci perdede, yeniden hayata bağlanan bir Abe görüyoruz. Değişimin nedeni, insanlık için “iyi bir şey” yapma heyecanı. O “iyi şey”in bir cinayet olması ise bizi akıl – duygu karşıtlığına götürüyor. Abe akla uygun olanı bir yana bırakıp tümüyle duygularına bırakıyor kendini. Verdiği adaletsiz kararlarla tanınan kadın düşmanı bir yargıcı öldürmenin kitap yazmaktan, ders vermekten, protestolara katılmaktan daha anlamlı, somut bir eylem; bir çeşit “dünyayı değiştirme fırsatı” olduğunu düşünüyor.

CİNAYET PLANIYLA HAYATA DÖNÜŞ
Kuşkusuz sinema tarihinde “iyileri kurtarmak adına kötüleri öldürmek” isteyen çok kahraman var. Abe’nin onlardan ayrılan yanı, cinayet kararını almasıyla birlikte normal bir insana dönüşmesi. Seksten, yemekten ve yaşamaktan zevk almaya başlaması. Üçüncü perdedeki yeni Abe, işte tam da bu noktada, en basit insani içgüdülerinden doğuyor... Finalden yola çıkarak Woody Allen’ın “akıldan mantıktan, ahlaktan sapıp yolunuzu şaşırmayın” diye ciddi bir mesaj verdiğini düşünmek mümkün. Ancak Allen’ın asıl meselesi, insan psikolojisindeki ince sınırlar, ani geçişler. Gerçekten de bazen kahramanlık ile alçaklık ya da soylu duygularla basit içgüdüler arasındaki mesafe çok kısa olabiliyor. Ayrıca, Jill’in ebeveynlerinin Abe hakkında söylediklerinin öykünün anahtarlarından biri olduğunu düşünüyorum. “Biz yazdıklarına odaklanıyoruz ve önemli fikirler göremiyoruz” gibi bir şey diyorlar. Allen, Abe karakteriyle ilgili gerçek fikrini tam da orada hissettiriyor galiba. Abe, bir “imaj adamı” aslında. Filmin başında Kant konusunda söyledikleri ve felsefenin yararsızlığı hakkındaki fikirleri hem ileride olacakların hem de kendi çıkışsızlığının habercisi. Peki ya Jill? Allen, Jill’i de, Rita’yı (Parker Posey) da Abe’nin imajına kapılıp giden biraz sığ kadınlar olarak çizmiş. Jill ahlakçı ve katı. Rita ise esnek ve bencil.

EN İYİ ALLEN FİLMLERİNDEN DEĞİL
“Mantıksız Adam” en iyi Woody Allen filmlerinden biri değil. Çok heyecan verici ya da çok komik olduğunu söylemek zor, ama akıcı bir film. Üstelik, son derece hafif havasına rağmen ele aldığı meseleyi iyi geliştirmesini de biliyor.

Filmin notu: 7

 

ŞEYTAN AYİNLERİ

İSPANYOL yönetmen Alejandro Amenabar, senaryosunu da yazdığı az sayıda filmle dünya sinemasında öne çıkmış bir isim. Daha önce “Tez” (1996) ve “Diğerleri” (2001) filmleriyle girdiği korku gerilim türünde, bildik konulara farklı bir bakış açısı getirmesiyle dikkat çekmişti. “Regression: Korku Terapisi” (Regression) de benzer bir çabanın ürünü.

BAKIŞ AÇIMIZI DEĞİŞTİRİYOR
1990’lı yıllarda Türkiye dahil tüm dünyada sık sık gündeme gelen “Şeytan’a tapanları” konu alan bir film bu... Genç bir kız (Emma Watson) babasının (David Dencik) kendisini taciz ettiği iddiasıyla kiliseye sığınır. Soruşturmayı üstlenen dedektif Bruce Kenner (Ethan Hawke), “regresyon terapisi”yle babanın bastırılmış anılarına ulaşacağını iddia eden Profesör Raines (David Thewlis) ile işbirliği yapar. Ailenin sırları açığa çıktıkça olayın satanist ayinlerle ilgili olduğunu düşünmeye başlar. Amenabar, öyküyü Şeytan’ın varlığına inanmayan şüpheci dedektifin bakış açısından anlatıyor ve finale doğru keskin dönüşlerle filmi bambaşka bir yere taşıyor. Sürpriz final, son dönemde birçok Hollywood filminde olduğu gibi “Hadi canım sen de!” dedirtmiyor. Tam aksine kendi bakış açımızı sorgulamamıza yol açarak öyküye ve filme yeni bir anlam katıyor. O noktada 1990’larda defalarca haberlere konu olan satanist ayin haberlerine farklı bir gözle bakmaya başlıyor; din adamları ve medyanın satanizme bakış açısını da sorguluyoruz.

ZİHİN AÇICI BİR FİLM
“Regression: Korku Terapisi”, korku gerilim türünün gereklerini yerine getirmeyi başaran zihin açıcı bir film. Sadece türün meraklılarına değil, medyanın körüklediği “kolektif isteriler” le ilgilenenlere de tavsiye ederim. Amenabar’ın görüntü yönetmeni Daniel Aranyo ile birlikte mat bir karanlık doku üzerinden çok başarılı bir görsel atmosfer yakaladığını da belirtmem gerekiyor.

Filmin notu: 7

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!