FİLMİN NOTU: 7.5

“Muhteşem Güzellik”le 2013’te yabancı dilde en iyi film Oscar’ını İtalya’ya götüren Paolo Sorrentino, yeni filmi “Gençlik”te (Youth) Amerikalı ve İngiliz oyuncuların ağırlıkta olduğu bir oyuncu kadrosuyla geliyor karşımıza..

OSCAR’LI “Muhteşem Güzellik”, gençken yazdığı bir romanın şöhretiyle idare eden 65 yaşındaki Romalı bir yazarın hayatını sorgulaması üzerine kuruluydu. Sorrentino, film boyunca Federico Fellini ve onun “Tatlı Hayat” adlı başyapıtından esinlendiğini saklamıyordu. Yeni filmi “Gençlik”te de, özellikle ilk yarım saatte Fellini’nin “Sekiz Buçuk”unu akla getiren sahnelerden kaçınmıyor. “Sekiz Buçuk” yeni filmi için ilham arayan ünlü bir yönetmenin hikâyesidir. Yönetmen yaşlıların şifa bulmak için geldiği sanatoryumda dünyadan saklanarak kendi hayallerini arar. Sorrentino ise “Gençlik”te bizi İsviçre Alpleri’ndeki bir otele götürüyor ve farklı arayışlar içindeki karakterleriyle tanıştırıyor: Genç ekibiyle senaryo çalışan Amerikalı tecrübeli yönetmen Mick Boyle (Harvey Keitel), ilk filmlerinin ruhunu arıyor ve sinema dünyasına sıkı bir yapıtla dönmek istiyor.

GEÇMİŞLE HESAP

İngiliz besteci ve orkestra şefi Fred Ballinger (Michael Caine) ise onun tam aksine müzikle ilgili tüm arzularını ve motivasyonunu kaybetmiş durumda; hatta ünlü eseri “The Simple Song” u kraliçenin karşısında seslendirmek dahi istemiyor. Film; afişi, ismi ve ilk bölümleri itibarıyla yaşını başını almış bu iki sanatçının hayat karşısındaki hallerini ve geçmişle hesaplaşma süreçlerini anlatacakmış gibi görünse de kısa sürede yeni karakterlere ve yan öykülere doğru ilerleyerek farklı sulara giriyor. Filmin diğer iki önemli karakteri, tek bir rolle gelen şöhretten rahatsız olan Amerikalı genç oyuncu Jimmy Tree (Paul Dano) ve seksi bir pop şarkıcısına eşini kaptıran Lena (Rachel Weisz). Star kibriyle popüler kültür nefretini birleştiren Jimmy, o müthiş sakin görüntüsüne karşın aslında filmin en kafası karışık, huzursuz kişiliği. Masaya yumruğunu indirdiği sahne belki de duygularını bastırmadığı tek an. Filme nevrotik ve mutsuz bir kadın olarak giren Lena ise ilerleyen bölümlerde öykünün neredeyse en aydınlık unsuruna, en doğal karakterine dönüşüyor. Aslına bakarsanız, filmdeki karakterlerin çoğu göründükleri gibi değiller. Sorrentino, insanların dışarıya göstermeye çalıştıkları yüzleriyle gerçekte içlerinde olup bitenler arasındaki çelişkinin altını ısrarla çiziyor. Filmde kısa bir süre görünen Kâinat Güzeli’nin de kanıtladığı gibi, imaj yanıltıyor. Nasıl ki finale doğru Fred’in tutkusunu kaybetmiş, alaycı ve soğuk bir İngiliz olmadığını anlıyorsak Mick’in de hayata bağlı, pragmatik bir Amerikalı olmadığı ortaya çıkıyor. Yürümekte dahi zorlanan efsane solak “Maradona” nın hâlâ harika numaralar çekebildiğini de unutmayalım.

SANATI KUTSUYOR

“Gençlik” özünde, telafisi mümkün olmayan kayıplar, gerçekleşmeyecek arzular ve insanın hiç bitmeyen mutluluk arayışları üzerine... Evet, gençlik geri gelmiyor, geçmişe özlem dinmiyor, bazı yaralar asla kapanmıyor ve insan üstüne yapışan etiketlerden hayat boyu kurtulamıyor. Ama kurtuluş, kaçmakta ya da yalana sığınmakta değil; yüzleşmekte ve yeniden denemekte. Bir kadına nasıl kur yapılacağını dahi bilmeyen dağcının Lena’yı baştan çıkarmak için harekete geçtiği sahne tam da bu yüzden çok anlamlı. Sanatı kutsayan ve bir anlamda şifa verici yanına vurgu yapan final sahnesi de öyle. O sahnedeki David Lang imzalı Oscar adayı şarkı da çok güzel. Hüzün ve ironinin sanat tutkusuyla birleştiği bir film “Gençlik”. Son olarak, görüntü yönetmeni Luca Bigazzi’nin bol ışıklı, canlı ve berrak renklerinin filmin aydınlık dünyasına önemli bir katkı yaptığını belirtelim.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!