Gal Gadot’un canlandırdığı Amazon prensesi Diana, I. Dünya Savaşı’nı bitirmek amacıyla yaşadığı cennet adayı terk ederek Almanların geliştirdiği kimyasal silahın peşine düşer. “Wonder Woman”, Yunan mitolojisinden esinlenen öyküsüyle gösterişli bir süper kahraman filmi

Wonder Woman, erkeklerin egemen olduğu süper kahramanlar dünyasına 1941’de adım attı. Resimli romanlarda kadınların, genellikle “arzu nesnesi” olarak yer aldığı bir dönemde güçlü kadın imgesinin temsilcilerindendi. Özellikle 1970’lerde, TV dizisi sayesinde Amerikalı seyircilerin yakından tanıdığı bir süper kahramandı. Ama çizgi romanlardaki popülaritesinin sinemaya yansıması gecikti. Geçen yıl “Batman v Superman: Adaletin Şafağı”nda fiziğiyle karaktere cuk oturan Gal Gadot’un yorumuyla geldi karşımıza. Şimdi de beyazperdedeki ilk solo macerasıyla huzurlarımızda.

SAVAŞ TANRISI ARES’E KARŞI

Filme, Diana ya da Wonder Woman’ın hayat hikâyesi olarak bakılabilir. Wonder Woman resimli romanlardaki gibi bir Amazon prensesi ve kökenleri Yunan mitolojisine kadar giden bir yarı tanrıça... Açılış sahnesinde, onu modern kadın imajıyla görüyoruz. Daha sonra üç boyutlu tablolar aracılığıyla Yunan mitolojisine uzanıyoruz. Diana’nın büyüdüğü ada, uygarlık dışı bir mekân. Bir gizli cennet... İngilizler adına çalışan Amerikan casusu Steve Trevor’un (Chris Pine) uçağının ada açıklarında düştüğü sahne öyküyü yakın tarihe bağlasa da mitolojiden hiç kopmuyoruz. Almanlar, Osmanlılar, İngilizler ve kimyasal silahlar bir yana her şey, Savaş Tanrısı Ares’le Diana arasındaki çatışmayla ilgili...

FEDAKAR KAHRAMAN

Filmin sorularından biri Ares’in modern dünyada var olup olmadığı. Diğer soru, Diana’nın yaşadığı cenneti bırakıp insanlık adına savaşmasının ne kadar doğru olduğu. İkinci soru, Diana için fedakârlığın ötesinde bir anlam taşıyor. Çünkü ait olduğu dünyayı da belirlemesi gerekiyor. Öykü bu noktalardan destek alarak ilerliyor. Ama çok derinleşebildiğini ya da ilginçleşebildiğini söylemek zor...

UYGARLIĞA YABANCI

Filmin en hoş yanı, Diana’nın uygarlığa tümüyle yabancı bir karakter olması... Amazon’dan ayrılırken teknede Steve ile kadın-erkek ilişkileri üzerine sohbetleriyle başlayan ve Diana’nın cephede Almanlara karşı savaşa girmesine kadar olan bölüm, filme sağlam bir omurga veriyor. Bu sahnelerde Diana’nın saflığı üzerinden bir uygarlık eleştirisi var. Özellikle Londra bölümünde kadının meclisten ve ordudan dışlandığı bölümlerde feminist yanı ağır basan bir eleştiri bu... Öte yandan, Diana saf bir genç kız olsa da savunduğu barış idealiyle idealist bir kahraman. Sadece fiziksel olarak değil, vicdani anlamda da insanüstü özelliklere sahip. Her anlamda bu dünyaya ait olmayan erdemli ve güzel bir kadın.

AMAZON KADINLARI ALMANLARA KARŞI

Erkek yönetmenlerin egemen olduğu bir türde, “Cani” (Monster) ile tanıdığımız Patty Jenkins, teknik ve estetik anlamda gayet iyi iş çıkarıyor. Çektiği en güzel aksiyon sahnesi, Amazonlu kadınlarla Alman ordusunun plajdaki savaşı... Üniformalı erkeklerin ateşli silahlarına karşı kadınlar ok, mızrak ve kılıçların yanı sıra fiziksel güçleri ve akrobatik yetenekleriyle savaşıyorlar. Görsel anlamda keskin kontrastlara dayalı bir tür medeniyetler ve cinsiyetler savaşı bu.... Sahnenin koreografik olarak çok iyi tasarlanıp çekildiğini de belirtelim.

MASALLARI HATIRLATIYOR

“Wonder Woman”, temiz kalpli ana karakterleriyle masalları hatırlatan bir film. Öyküsündeki sığlık ve “sevgi her şeyi kurtarır” tarzındaki klişe duygusallığı nedeniyle beni çok cezbettiğini söyleyemem ama vasatın üstünde bir süper kahraman filmi olduğu kesin.

Filmin notu: 6.5

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!