Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Japonya’da büyük bir gişe başarısına ulaşan “Senin Adın” (Kimi no na wa), birbirlerini tanımayan ve bazı günler kendi istekleri dışında “beden değiştiren” biri kız biri erkek iki lise öğrencisinin hikâyesini anlatıyor

        Japon yönetmen Makoto Shinkai’nin kendi romanından sinemaya uyarladığı “Senin Adın”ın ilk 20 dakikası, öykü üzerine ön bilgisi olmayanlar için kafa karıştırıcı ve zorlayıcı... Filme, sinemada pek alışık olmadığımız TV dizisi tarzında gereksiz bir jenerikle başlayan Shinkai, ilk bölümde hayli dolambaçlı bir yol tercih ediyor. Uyandığında başta göğüsleri olmak üzere bedenine ve çevresindeki her şeye yabancılaşan bir kız görüyoruz önce...

        ÇAPRAZ CİNSİYETLER KARMAŞASI

        Bu kısa sahnenin peşinden ertesi güne geçiyor ve o kızın taşralı lise öğrencisi Mitsuha olduğunu keşfediyoruz. Çevresindeki herkes ona bir gün önce yaptığı tuhaflıklardan söz ediyor. Mitsuha’nın bedenine giren kişinin Tokyo’da babasıyla yaşayan lise öğrencisi Taki olduğunu ise daha sonra anlıyoruz. Her ikisinin de, yaşadıkları ilk şoku atlattıktan sonra yeni bedenleriyle işlerin nasıl yürüyeceğine bakmak istemeleri önemli. Çünkü karşı cinse içeriden, kendi cinslerine ise dışarıdan bakma fırsatını buluyorlar.

        Film ilerledikçe tüm bu dolambaçlı girişin, öykünün temalarından biriyle yakından ilgili olduğu anlaşılıyor. Yazar-yönetmen Shinkai, erkeğin içindeki kadınsı yanı, kadının içindeki erkeksi özellikleri öne çıkarmak ve her iki cinsin birbirlerini tamamladığını vurgulamak istiyor. Filmin ilk yarısında, Mitsuha ve Taki bazı sabahlar uyanıp beden değiştirmeye devam ettikçe ilk günlerin şokunu atlatıp yeni bedenlerine uyum sağlıyor ve cep telefonları üzerinden iletişim kurmanın yolunu buluyorlar. Burada özellikle Mitsuha’nın, Tati’nin çok hoşlandığı bir kızı tavladığı bölüm kayda değer... Fakat film, bir noktadan sonra çapraz cinsiyetler karmaşasının ortaya çıkardığı ilginç durumları bir yana bırakıyor. Giderek daha da romantikleşerek, süprizlerle ilerleyen metafizik bir öyküye doğru evriliyor. Aşk ve özverinin öne çıktığı ikinci yarının bir açıdan Richard Kelly’nin “Donnie Darko”sunu hatırlattığı söylenebilir. Ama ergenlik meseleleri üzerine karanlık bir inceleme olan “Donnie Darko” kadar derin bir film değil “Senin Adın”. Daha mütevazı ve naif bir tonda, “ruh ikizi romantizmi”ne masalsı bir yerden bakmayı deniyor.

        HİKAYE KURGUSU ÖVGÜYE DEĞER

        Öyküsünü inançların, geleneklerin ve rüyaların unutulma korkusu üzerinden şekillendiren “Senin Adın”ın tematik açıdan beni öyle çok cezbettiğini söyleyemem. Ama ilk dakikalardaki kargaşayı atlattıktan sonra merakı sonuna kadar ayakta tutan hikâye kurgusu övgüye değer. Öyle ki, öykü ilginçliğini bir an bile kaybetmeden ilerliyor. Son 30 dakikası itibarıyla özellikle gençler arasında kült hale gelebilecek çok romantik bir film bu... Animasyon kalitesi olarak da hem teknik hem yaratıcılık açısından nitelikli bir iş seyrediyoruz. Karakter tasarımları eski usul animasyon tarzında. Arka fonlar, özellikle şehir ve doğa manzaraları ise daha gerçekçi tarzda resmedilmiş. Animasyonun renklendirmedeki üstün yanlarının öykünün fantastik ruhuna çok iyi hizmet ettiğini de belirtelim.

        Filmin notu: 6.5

        Diğer Yazılar