Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Avrupa sinemasının önde gelen yönetmenlerinden Michael Haneke, “Aşk”tan 5 yıl sonra yine Fransa’da çektiği, ironik isimli aile dramı “Mutlu Son” (Happy End) ile geliyor karşımıza

        Aile dramlarının vazgeçilmez öğesi “kuşaklararası çatışma”, “Mutlu Son”un da temalarından... Ama kuşaklararası iletişimsizlik ve kopukluk daha ağır basıyor. Film evin içinde dolaşan bir kadının akıllı telefonla çekilen ve sosyal medyada paylaşılan görüntüleriyle açılıyor. İnsanın kendi mahreminde kayda alınarak röntgenlenmesinin ya da başkaları için “görüntü ve cümle” haline gelmesinin huzursuz ediciliği kadar kamerayla özne arasındaki uzaklık da dikkat çekici. Sonuçta, aile bireyleri arasındaki “uzak mesafeleri” vurgulayan bir film bu... Varlıklı ve güçlü Laurent Ailesi’ndeki asıl sorun, herkesin kendi meseleleriyle bağımsız bir ada gibi yaşaması...

        Doktor Thomas Laurent (Mathieu Kassovitz), annesinin hastalanması üzerine yanına aldığı 13 yaşındaki kızı Eve’i (Fantine Harduin) anlayamıyor. Aile şirketinin patronu Anne Laurent (Isabelle Huppert) işleri devretmek istediği oğlu Pierre’le (Franz Rogowski) anlaşamıyor... Demans sorunları yaşayan ve hayatına bir an önce son vermek isteyen Georges Laurent (Jean- Louis Trintignant) ise çocuklarıyla iletişim dahi kurmak istemiyor.

        KARAMSAR BİR MİZAH

        “Aşk” (2012) filmindeki aynı adlı karakterle benzer bir geçmişe sahip Georges’un ölmek ya da öldürülmek için gösterdiği çabalar filmde sadece kara mizah havası estirmiyor. Georges’un ailesiyle birlikte huzurlu bir yaşam sürdüremeyeceğine olan inancı, filme keskin bir karamsarlık getiriyor... Peki Georges’daki bu inatçı umutsuzluğun sebebi ne? Haneke, bu sorunun yanıtını açıkça vermese de, dikkatimizi ailenin iki başarılı üyesi Thomas ile Anne’in ikiyüzlülüğüne çekiyor. İkisi de çocukları için en doğrusunu yaptıklarını düşünüyorlar. Ama Eve babasına hiç güvenmiyor; kendisini terk edeceğini düşünüyor... Her iki evliliğinde de eşlerini aldatan Thomas, Eve’in niye böyle düşündüğünü nedense anlayamıyor. Oysa Eve bütün çocuklar gibi, babasının içindeki sevgisizliği ve bencilliği gayet iyi görüyor. Anne de inşaatta bir işçinin yaralanmasıyla sonuçlanan kaza sonrasında oğlu Pierre’in psikolojik dengesinin bozulmasını engelleyemiyor. Pierre’in işçinin oğlundan dayak yemesine neden ses çıkarmadığını ya da ailenin verdiği bir yemek davetine yoksul mültecileri neden getirdiğini çözemiyor. Pierre’in farkı, vicdanını annesi gibi para vererek bastırmayı henüz öğrenememiş olması...

        Henüz tam olgunlaşmayan Eve ve Pierre, ebeveynlerinin sözlerine değil davranışlarına, eylemlerine önem veriyor ve içlerindeki duygusal hoyratlığı, bastırılmış suçluluğu görüyorlar. Elinde akıllı telefonuyla her şeyi kaydeden ve gözlemleyen Eve’in dedesinin ölme isteğine olan kayıtsızlığı, Pierre’in ise tümden kayıp bir ruh olması ikisinin geleceği adına da pek umut vermiyor açıkçası. Haneke, önceki filmlerinde de dikkatimizi Avrupa’nın orta ve üst sınıflarının vicdansızlığına, ikiyüzlülüğüne ve suçluluk duygusuna çekmişti. “Mutlu Son” kendini tekrar ettiği bir film belki ama akılda kalıcı olmayı başarıyor.

        Filmin Notu: 6.5

        Diğer Yazılar