Son Dakika

İstanbul Film Festivali için 20 öneri

20.03.2019 - 11:16 | Güncelleme:

Bu yıl 5 – 16 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek 38. İstanbul Film Festivali'nde 19 bölümde, 45 ülkeden 187 yönetmenin toplam 186 filmi gösterilecek. Festival biletleri 23 Mart'tan itibaren satışa sunulacak... Sinemaseverlerin işini biraz olsun kolaylaştırabilmek için Türkiye prömiyerini festivalde yapacak yabancı filmler arasından bir öneri listesi hazırladım. İşte eleştirmenlerin çok beğendiği, önemli festivallerde ses getiren, tartışmalar yaratan 20 film.... 

 

Sokağın Dili Olsa
(If Beale Street Could Talk) Yönetmen: Barry Jenkins
“Ay Işığı”nın yönetmeni Barry Jenkins'ten son derece hüzünlü ve gerçekçi bir film... 1970'li yılların New York'unda geçen film, işlemediği bir suç nedeniyle yargılanan sevgilisi Fonny'yi (Stephan James) kurtarmaya çalışan Tish'in (KiKi Layne) ve ailesinin hikâyesini anlatıyor. Bütün bu süreçte Tish, ailesinin desteğiyle bebeğini doğurmaya karar verir ve her şeye rağmen ayakta durmaya çalışır. James Baldwin'in romanından sinemaya uyarlanan film, lineer olmayan bir hikâye akışı içinde ırkçılığa karşı çaresiz kalan insanların dramını anlatıyor. Aşk hikâyesinin trajediye karıştığı film, Nicholas Brittell'in özgün müziklerinden de büyük destek alıyor. Regina King'in anne rolüyle en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar'ını kazandığını hatırlatalım.

Destroyer
Yönetmen: Karyn Kusama
Nicole Kidman'ın performansıyla öne çıkan, dram yanı ağır basan sert bir suç filmi... İlk filmi “Girlfight” (2000) ile yönetmenliğe sağlam bir başlangıç yapan Karyn Kusama, son yıllarda daha çok televizyona ağırlık veriyor. Bir önceki sinema filmi “The Invitation”dan 4 yıl sonra çektiği “Destroyer”, Los Angeles'ta çalışan polis detektifi Erin Bell'in hikâyesini anlatıyor. Erin Bell, yıllar önce bir suç çetesine köstebek olarak sızmış ama süreç çok kötü bir şekilde sonuçlanmıştır. Yaşadıklarının etkisinden bir türlü kurtulamayan Erin, yıllar sonra aynı çete üyeleriyle bir kez daha bağ kurar... “Destroyer”, bir yanıyla soygun, aksiyon ve şiddet içeren bir tür filmi. Bir yanıyla da hayatı yıkılan bir kadının dramı... Kidman'ın oyuncuğuyla öne çıkan filmin eleştirmenleri ikiye böldüğünü belirtelim.

Gloria Bell
Yönetmen: Sebastián Lelio
Şilili yönetmen Lelio, son birkaç yılın en verimli sinemacılarından biri. 2017'de sadece Oscar adayı “Muhteşem Kadın”ı değil, başrollerinde Rachel McAdams ve Rachel Weisz'ın oynadığı “İtaatsizlik”i (Disobedience) de çekmişti. Her iki filmin başarısının ardından bu kez 2013 yapımı “Gloria”nın Hollywood için gerçekleştirdiği yeniden çevrimiyle geliyor karşımıza... 50'li yaşlarında boşanmış, yalnız bir kadının dans tutkusunu ve yaşama enerjisini anlatan filmin ilk çevrimi, tüm dünyada çok olumlu tepkiler almıştı. Lelio, yıllar önce Michael Haneke'nin “Funny Games” için yaptığına benzer şekilde, altyazılı film seyretmeyen Amerikalılar için kendi filminin bire bir yeniden çevrimini yaptı. Dünya prömiyerini Toronto'da yapan “Gloria Bell”, en az ilk film kadar sevildi. Julianne Moore'un performansı ise övgüyle karşılandı.

Yüzleşme
(Grâce à Dieu) Yönetmen: François Ozon
Çok farklı türlerde filmler çeken, seyircileri şaşırtmayı seven, mizah duygusu güçlü “oyunbaz” bir yönetmendir François Ozon... Sadece anlatımla değil, hikâyenin yapısıyla da oynamayı sever. Ne var ki, Ozon bildik tarzını bu kez bir yana bırakıyor ve medyaya da yansımış, uzun süre manşetlerden inmemiş gerçek bir öyküyle geliyor karşımıza. Katolik Kilisesi tarafından yıllarca korunan pedofil rahipleri konu alan “Yüzleşme”, Ozon'un önceki filmlerine oranla, daha dramatik, ciddi ve duygusal bir film... Ozon, çocukken kilisede yaşadıkları taciz olayının hesabını mahkemede sormak isteyen üç erkeğin yaşadığı ruhsal tahribata odaklanıyor... “Yüzleşme”, dünya prömiyerini yaptığı Berlin Film Festivali'nde Jüri Büyük Ödülü'nü kazandı.

High Life
Yönetmen: Claire Denis
Fransız yönetmen Claire Denis, “Beau Travail” (1999), “35 Rhums” (2008) “White Material” (2009) “İçimdeki Güneş” (Un beau Soleil Interieur – 2017) gibi filmleriyle tanıdığımız bir isim... “High Life” onun ilk bilimkurgusu... Senaryosu da kendine ait. Film, bilimsel bir üreme deneyi için uzay gemisinde biraraya gelen bir grup insanın öyküsünü anlatıyor... “High Life”, dünya prömiyerini yaptığı Toroto Film Festivali'nde seyircileri en rahatsız eden filmlerden biri olmuş, gösterimi sırasında birçok kişi salonu terk etmişti. Buna karşılık, filmin özellikle eleştirmenlerden çok yüksek notlar aldığını belirtelim. Filmin başrollerinde Robert Pattinson, Juliette Binoche ve Mia Goth oynuyor. Festivalin en ilgi çeken filmlerinden biri olmaya aday...

Edmond
Yönetmen: Alexis Michalik
1982 doğumlu Alexis Michalik, Fransız tiyatrosunun yükselen isimlerinden biri... Michalik'in tiyatro sahnelerinde gişe rekorları kıran oyunu “Edmond”un sinema uyarlaması, festivalin açılış filmi olarak gösterilecek.  Film, 1897 yılında Paris'te geçiyor ve Edmond Rostand’ın klasik eseri “Cyrano de Bergerac”ın ortaya çıkış hikâyesini anlatıyor. Michalik'in oyunları gibi hareketli ve sürükleyici bir seyir deneyimi vadeden filmin başrollerinde Thomas Soliveres, Olivier Gourmet ve Mathilde Seigner gibi oyuncular yer alıyor. “Edmond”, daha önce oyuncu olarak birçok filmde yer alan Michalik'in yazıp yönettiği ilk uzun filmi.

Sınır
(Grans) Yönetmen: Ali Abbasi
İran asıllı Ali Abbasi 2016 yılında yönettiği ilk uzun filmi “Shelley”le dikkat çekmişti. Abbasi, “Sınır”da gelişmiş koku alma yetenekleri nedeniyle gümrük memuru olarak çalışan Tina adlı bir kadının hikâyesini anlatıyor. Tina, görünüşü nedeniyle toplumdan dışlanmış yalnız bir insandır. Bir gün kendine benzeyen bir erkekle karşılaşır ve film seyircinin beklemediği yerlere doğru gider... Karanlık bir peri masalı olarak nitelenen “Sınır”, İsveçli yazar John Ajvide Lindqvist'in bir hikâyesinden uyarlandı. “Gir Kanıma” adlı vampir filminin de Lindqvist'in romanından uyarlandığını anımsatalım. En iyi makyaj kategorisinde Oscar'a aday gösterilen üç filmden biri olan “Sınır”, Cannes'da Belirli Bir Bakış bölümünde büyük ödülü kazandı.

Peterloo
Yönetmen: Mike Leigh
İngiltere tarihinin kara lekelerinden biri olan Peterloo Katliamı, 16 Ağustos 1819'da gerçekleşti... İşsizliğin, yoksulluğun arttığı bir dönemde, oy verme hakkının sadece  mülk sahiplerinde olması toplumsal rahatsızlığı artırıyordu... Demokratik haklarını kullanmak isteyen 60 bine yakın kişi Manchester şehrinde, parlamenter reformu destekleyen ünlü muhalif Henry Hunt'ı dinlemek için toplandı ama güvenlik güçlerinin saldırgan tutumu nedeniyle olaylar kontrolden çıktı... İngiliz sinemasının usta yönetmenlerinden Mike Leigh, senaryosunu da yazdığı filmde Peterloo'da yaşananları sinema sanatının gücüyle tüm dünyaya bir kez daha hatırlatıyor...  

Beyaz Karga
(The White Crow) Yönetmen: Ralph Fiennes
20'nci yüzyıl bale sanatının efsane isimlerinden Rus balet Rudolf Nureyev'in Batı'ya iltica etmesinin hikâyesi... Yönetmen olarak imza attığı “Coriolanus” (2011) ve “An Invisible Woman” (2013) gibi filmleriyle olumlu eleştiriler alan İngiliz aktör Ralph Fiennes'in çektiği filmin senaryosu, usta yazar David Hare'e ait.... Hare, senaryoyu Julie Kavanagh'ın kitabından sinemaya uyarladı. Nureyev rolünde, profesyonel Rus dansçı Oleg Ivenko'yu seyrediyoruz... “Beyaz Karga”, Ivenko'nun ilk filmi... Dünya prömiyerini Telluride Film Festivali'nde yapan “Beyaz Karga”, İngiltere'de 22 Mart'ta gösterime girecek. Az sayıda eleştirmenin gördüğü film, özellikle bale sahneleriyle öne çıkıyor ve Nureyev'in iltica öncesi yaşadıklarına odaklanıyor. Filmin yönetmeni tecrübeli aktör Ralph Fiennes, dans hocası Puşkin’i canlandırıyor.

Bay Jones
(Mr. Jones) Yönetmen: Agnieszka Holland
Son yıllarda sinema kadar televizyon için de çalışan ve “House of Cards” gibi popüler dizilerin bazı bölümlerini çeken Polonyalı yönetmen Agnieszka Holland, geçtiğimiz yıl Türkiye'de de vizyona giren “İz”in ardından, yeni bir filmle karşımızda... Senaryosunu Andrea Chalupa'nın yazdığı “Mr. Jones”, seyircilerle ilk olarak Berlin Film Festivali'nde buluştu. Film, 1930'ların başlarında Stalin dönemindeki Sovyetler Birliği'nde Ukrayna'yı kırıp geçiren, soykırım etkisindeki kıtlığı ortaya çıkaran Galli gazeteci Gareth Jones'un hikâyesini anlatıyor. Rejimin gizlemeye çalıştığı haber uğruna hayatını tehlikeye atan Jones'un öyküsü, George Orwell'in “Hayvan Çiftliği” adlı eserine de esin kaynağı olmuştu.

Shadow
(Ying) Yönetmen: Zhang Yimou
Çinli usta yönetmen Zhang Yimou, pek de beğenilmeyen “Çin Seddi”nden (2016) bu yana süren sessizliğini egzotik bir Uzakdoğu dövüş filmiyle bozuyor...  Yimou'nun “Kahraman” (2002) ve “Parlayan Hançerler” (2004) gibi filmlerini hatırlatan “Shadow”, M.S. 220-280 yılları arasında Üç Krallık döneminde geçiyor. Anavatanlarından sürülen bir kralın ve halkının, hakları olan toprakları geri almak için verdikleri mücadeleyi anlatan film, dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali'nde güçlü ve etkileyici görselliğiyle seyircilerin başını döndürdü... Festival seyircisiyle Uzakdoğu dövüş filmlerini sevenleri aynı duyguda birleştirebilecek görkemli bir aksiyon...

Eşanlamlılar
(Synonymes) Yönetmen: Nadav Lapid
2014 yılında yazıp yönettiği “Anaokulu Öğretmeni” (Haganenet) ile dikkat çeken İsrailli sinemacı Nadav Lapid, “Eşanlamlılar”da ülkesi İsrail'den kaçıp Paris'e gelen bir gencin kimlik bunalımlarını anlatıyor... Film, adını gencin yanından ayırmadığı Fransızca-İbranice sözlükteki eşanlamlı kelimelerden alıyor... Filme tam puan veren Indiewire yazarı David Ehrlich, “Eşanlamlılar”ı “Ulusal kimlik meselesi üzerine çıldırtıcı ve şaşırtıcı bir dram” olarak niteledi. Altın Ayı'yı kazandığı Berlin Film Festivali'nin seyirciyi ikiye bölen filmlerinden biriydi. Bu arada, başroldeki Tom Mercier'in performansının çok beğenildiğini de belirtelim.

İlahi Aşk
(Divino Amor) Yönetmen: Gabriel Mascaro
2014'de çektiği “August Winds” ile tanıdığımız Brezilyalı yönetmen Gabriel Mascaro, “İlahi Aşk”ta 2027 yılının Brezilya'sında geçen distopik bir hikâye anlatıyor. Dindar bir kadın noterlikteki görevini kullanarak çiftlerin boşanmasını engellemeye çalışır ve günlerini Tanrı'dan bir işaret bekleyerek geçirir. Öte yandan, eşiyle birlikte çocuk sahibi olmak için İlahi Aşk adındaki bir tarikata gider... Mascaro'nun Sundance Film Festivali'nde gösterilen filmi, ikiyüzlü bağnazlığın eleştirisiyle öne çıkıyor. Başarılı oyunculukları, şok edici öyküsüyle öne çıkan film, bir eleştirmen tarafından “sürpriz şekilde erotik” olarak nitelenmişti.

On Dört
(Fourteen) Yönetmen: Dan Sallitt
Dan Sallitt, 1955 doğumlu New Yorklu bir yönetmen. 1986'dan beri senaryosunu da kendi yazdığı düşük bütçeli filmler çekiyor. 2012'de çektiği “The Unspeakable Act”a kadar uluslararası alanda çok dikkat çektiği söylenemez.... Seyircilerle ilk olarak Berlinale Forum'da buluşan “On Dört” ise Sallitt'in eleştirmenler tarafından en çok beğenilen ve ilgi gösterilen filmi olmayı başardı. Film, teşhisi konulamayan bir akıl hastalığı yüzünden hayatı giderek zorlaşan genç bir kadınla ona yardımcı olmaya çalışan yakın arkadaşının öyküsünü anlatıyor. Sallitt, hem kişilik hem de dış görünüş açısından birbirine zıt iki kadının ilişkisine odaklanıyor; samimi, gerçekçi bir arkadaşlık filmine imza atıyor. Diyalog ağırlıklı, düşük bütçeli, kelimenin gerçek anlamıyla bir “Amerikan bağımsız filmi” seyretmek isteyenler için...

Nehir Kıyısındaki Otel
(Gangbyun Hotel) Yönetmen: Hong Sangsoo
Son yıllarda “On the Beach at Night Alone”, “Claire's Camera” gibi filmleriyle tanıdığımız Güney Koreli usta yönetmen Hong Sangsoo, çok üretken bir sinemacı. Mesela 2017'de gösterime giren 3 filmi var... 2018'de çektiği iki filmden biri olan “Nehir Kıyısındaki Otel”, dünya prömiyerini Locarno'da yaptı ve başroldeki Ki Joonbong'a en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandırdı. Festival turu hâlâ devam eden film, şimdilik sadece ABD'de gösterime girdi. Film, ölümünün yakınlaştığına inanan yaşlı bir şairin öyküsünü anlatıyor. Şair, oğullarını kaldığı otele çağırıyor. Amacı oğullarıyla arasını düzeltmek. Ama otele gelen iki genç kadının varlığı, olayların akışını değiştiriyor. Hong Sangsoo karlı bir kış atmosferinde geçen filmini siyah beyaz olarak çekmiş. Aile, ölüm, affetme gibi konular üzerinden ilerleyen tuhaf ve hüzünlü bir film...

Diane
Yönetmen: Kent Jones
“Hitchcock/Truffaut” belgeselinin yönetmeni Kent Jones, ilk uzun metrajlı kurmaca filmiyle Locarno, Tribeca, Palm Springs festivallerinden ödüllerle dönmeyi ve eleştirmenlerin gözüne girmeyi başardı. Film, başkalarına yardım etmeyi hayatının merkezine yerleştiren Diane'in öyküsünü anlatıyor. Diane, uyuşturucu bağımlısı oğlu ve hastanedeki kuzenine elinden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışırken o insanların kaderlerinde kendi sorumluluğu olup olmadığını da sorguluyor. Yönetmen Kent Jones'un kendi annesinden esinlenerek yazdığı Diane karakterinde, eleştirmenleri kendine hayran bırakan, tecrübeli oyuncu Mary Kay Place'i seyrediyoruz. Sağlam bir karakter dramı seyretmek isteyenlere önerilir.

Lanetli Kumaş
(In Fabric) Yönetmen: Peter Strickland
Korku – gerilim filmlerini sevenler “Lanetli Kumaş”ı programlarına alabilirler. “Burgundy Dükü” ve “Berberian Sound Studio” gibi sıra dışı filmleriyle tanınan İngiliz yönetmen Peter Strickland, bu kez Dario Argento ve Mario Bava gibi İtalyan korku sinemasının usta yönetmenlerinden esinlenen bir filmle geliyor karşımıza... Film, D&S adlı garip, “karanlık” bir mağazanın kış indiriminde satışa çıkarılan koyu kırmızı bir gece elbisesinin öyküsünü anlatıyor. Kuşkusuz lanetli bir elbise bu... Modanın gerilimle, korkunun erotizmle buluştuğu, görsel atmosferiyle öne çıkan filmde Gwendoline Christie ve Marianne Jean-Baptiste gibi isimler oynuyor.

Greta
Yönetmen: Neil Jordan
2012'de seyrettiğimiz “Byzantium”dan bu yana sinema filmi çekmeyen İrlandalı yönetmen Neil Jordan'ın senaryosunu Ray Wright ile birlikte yazdığı “Greta”, dünya prömiyerini geçtiğimiz eylülde Toronto Film Festivali'nde yaptı ve eleştirmenleri ikiye böldü. Mart ayının başında birçok ülkede gösterime giren “Greta”nın, seyirciler  tarafından çok beğenildiğini söylemek de zor... Ama yine de festivalin merakla beklenen filmlerinden biri olduğu kesin. Isabelle Huppert ve Chloe Grace Moretz gibi farklı kuşaklardan iki oyuncuyu bir araya getiren film, psikolojik bir gerilim. Genç Frances, metroda bulduğu çantayı sahibi piyanist Greta Hideg'e hemen iade eder... Biri eşini, diğeri annesini  kaybetmiş iki kadın kısa sürede birbirlerine yakınlaşırlar. Ne var ki, Frances göründüğü gibi saf ve iyi niyetli değildir...

Evdeydim, Ama
(Ich war zuhause, aber) Yönetmen: Angela Shanelec
Geçtiğimiz Berlin Film Festivali'nde eleştirmen ve seyircileri ikiye bölen, en tartışmalı filmlerden biri... Kimisi “başyapıt” dedi, kimisi “özenti bir çöp” olduğunu iddia etti... Bir eleştirmenin “kübist bir aile portresi” olarak nitelediği film, deneysel tarzda işleri seven seyircilere sesleniyor. Jürinin en iyi yönetmen ödülünü vererek yanında durduğu film, küçük bir ailenin yaşadığı krize odaklanıyor. 13 yaşındaki Philippe, bir hafta kaybolduktan sonra eve döner. Evde işlerin normale dönmesi kuşkusuz biraz zaman alır. Ama asıl tuhaf olan, bir süre sonra annenin hayata farklı bir gözle bakmaya başlamasıdır. Aile içinde hiçbir şey eskisi gibi değildir artık... “Yapboz”u andıran filmleri seven, yenilikçi işlere açık seyirciler için...  

Elveda Oğlum
(Di jiu tian chan) Yönetmen: Wang Xiaoshuai
Çinli usta yönetmen Wang'ı, “Pekin Bisikleti”, “In Love We Trust”, “Shanghai Dreams” gibi Berlin'de, Cannes'da ödüller kazanan filmleriyle tanıyoruz. “Elveda Oğlum” onun en iddialı projelerinden biri... 3 saati aşkın bir süresi olan film, Çin'in zorunlu tek çocuk politikasının trajik etkilerini yaşayan bir çiftin hikâyesini 30 yıla yayılan bir zaman kesiti içersinde anlatıyor. Çin'in 1980'lerden bu yana yaşadığı toplumsal değişimi de gözler önüne seren film, geçmiş ve şimdiki zamanı üst üste tekrar eden kesitler halinde yansıtıyor. Geçtiğimiz Berlin Film Festivali'nde başroldeki her iki oyuncusuna da ödül kazandıran “Elveda Oğlum”, eleştirmenlerden genellikle olumlu tepkiler aldı...


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300