Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

93’üncü Oscar Ödül Töreni, olanca tatsızlığıyla sürüp gitmekte olan pandemi döneminde ferah bir nefes almak gibiydi... Sosyal mesafeye uygun Kırmızı Halı söyleşileri, film gibi düşünülüp tasarlanmış açılış jeneriği, geçmişi hatırlatan gece kulübü dekoru ve ödülleri açıklamak için sahneye gelenlerin konuşmaları salgın öncesi günlerinin anılarını canlandırdı.

Açıkçası, TRT2’de katıldığım canlı yayın sırasında izlediğim törenin bütününde, öyle bir ‘film havası’ bulduğumu söyleyemem. Ama iddialı ve gösterişli etkinlikler gerçekleştirmenin mümkün olmadığı bir dönem için güzel bir törendi. Akademi’nin, aşı ve testlerle gerekli sağlık koşullarını oluşturarak tüm konukların törene fiziksel olarak katılma şartı getirmesi de bence doğru karardı.

Geçtiğimiz sonbaharda fiziksel olarak gerçekleşen Antalya Film Festivali de katılan katılmayan çoğu sinemasevere iyi gelmemiş miydi? 93. Oscar’lar, gerekli güvenlik koşullarını ihmal etmeyen ve ‘evdeki ekranlar’ üzerinden ilerlemeyen gerçek ödül törenlerine ihtiyacımız olduğunu bir kez daha gösterdi.

Ayrıca Oscar adaylarının açıklanmasıyla başlayan olumlu havanın törende sürdüğünü görmek güzeldi.

Nomadland
Nomadland

ABD’nin tüm dünyada özgürlük mücadelesi veren halklara karşı faşist diktatörlükleri desteklediği 1960’ların sonunda, kendi içindeki muhaliflere karşı neler yaptığını anlatan ‘Chicago Yedilisinin Yargılanması’ ve ‘Judas and the Black Messiah’ gibi iki önemli filmin adaylar arasında bulunduğu bir yıldaydık sonuçta.

En iyi film adayları arasında ‘Nomadland’, ‘Metalin Sesi’, ‘Minari’ ve ‘Promising Young Woman’ gibi estetik olarak Amerikan bağımsız sinemasının ruhunu taşıyan 4 yapıma ek olarak 1930’lu ve 1940’lı yıllar Amerikan sineması üzerine çekilmiş en güzel filmlerden biri olan ‘Mank’ vardı. Yaşlılık ve demansı şahane bir tiyatro metni üzerinden sinemaya uyarlayan ‘The Father’ ise yılın ‘bonus’u gibiydi.

Her şey bir yana, Oscar’ın ‘çok beyaz ve çok erkek’ olduğu yılları geride bıraktığımızı düşündürecek, geleceğe umutla bakmamızı sağlayan bir törendi.

Bosna-Hersek filmi ‘Nereye Gidiyorsun Aida?’nın uluslararası film kategorisinde kaybetmesine üzüldüm ama açıklanan ödüllere itiraz etmek pek mümkün değildi. Hatta bazı kategorilerde, ‘üzerinde konuşulup düşünülerek alınmış jüri kararları’nı andıracak kadar duyarlı ve isabetli kararlar vardı. Geceyi boş geçen ‘Chicago Yedilisinin Yargılanması’nı bir yana bırakırsak, ödüllerin tek bir filmde toplanmadan dağıtılması, Cannes, Berlin ve Venedik gibi majör festivalleri akla getiriyordu nerdeyse.

Nereye Gidiyorsun Aida?
Nereye Gidiyorsun Aida?

Sözgelimi, Emerald Fennell’in ‘Promising Young Woman’, Florian Zeller’in ise ‘The Father’ ile törenin hemen başında senaryo ödüllerini alması Akademi’nin bu filmleri eli boş göndermeme tavrının bir yansımasıydı sanki.

Chloe Zhao’nun en iyi yönetmen ödülünü alması, birçok David Fincher hayranının dahi itiraz etmeyeceği bir karardı. Zhao, sadece kalpten gelen samimi bir filme imza atmıyordu. Elindeki dramatik malzemeyi en etkili şekilde yansıtan bir yönetmenlik sergiliyordu.

‘Nomadland’ gibi insanın karşısına nadiren çıkacak güzellikte ve incelikte bir filmin ‘Roma’ gibi ‘son dakika golü’ yemeden en iyi film dalında ödül kazanması törenin artılarından biriydi.

Yıllardır törenin son ödülü olarak verilen En İyi Film Oscar’ının öne alınmasının ne anlama geldiğini tahmin etmek aslında zor değildi. 93. Oscar Ödülleri geçtiğimiz ağustos ayında hayatını kaybeden Chadwick Boseman’ın En İyi Erkek Oyuncu ödülünü almasının ardından tıpkı bir film gibi bitebilirdi. Belli ki niyet oydu ve kim düşündüyse anlamlı, güzel bir fikirdi. En verimli olduğu çağda, kariyerinin en mükemmel performanslarından biriyle sadece sinemaya değil hayata da veda eden Boseman’ın alacağı o Oscar, oyunculuk sanatının ölümsüzlüğüne dair bir simge olacak, tören sadece salondakiler için değil, ekran başındaki milyonlarca insan için de anlamlı, duygusal bir anmaya, hatta arınmaya dönüşecekti.

Anthony Hopkins (The Father)
Anthony Hopkins (The Father)

Bunun yerine şöyle oldu: Joaquin Phoenix elindeki karttan Anthony Hopkins’in adını okudu ve her şey Hopkins’in siyah beyaz fotoğrafıyla sona erdi. Açıkçası, hayatımda görüp görebileceğim en kötü Oscar töreni finaliydi… Coşku, sevinç, üzüntü, göz yaşı, heyecan, neredeyse hiçbir duygu yoktu. Birilerinin aniden şalteri indirip ‘Hadi salonu boşaltalım!’ demesi gibi keskin bir soğukluk yayıldı ortalığa…

Anthony Hopkins’e oy verenler ‘Bize ne? Biz sadece oyumuzu kullandık. Chadwick Boseman’ın kazanacağını düşünerek En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını finale koyanlar düşünsün!’ diyebilir. Hatta ‘Kimse bu hayal kırıklığı için bizi suçlayamaz. Boseman, öldükten sonra aday gösterilip kazanamayan ilk oyuncu değil. Belli ki son oyuncu da olmayacak’ diyerek savunmalarını daha güçlü hale getirebilirler.

Savunmalarının çok güçlü olduğunu biliyorum ama yine de düşünmeden edemiyorum. Sonuçta, evinde zaten Oscar’ı olan; ödüle, övgüye doymuş Anthony Hopkins gibi muhteşem bir oyuncudan söz ediyoruz. Oyunculukta öyle bir yere gelmiş ki ikinci Oscar’ını alsa ne olacak, almasa ne olacak…

Kaldı ki, sabah paylaştığı videoda Hopkins’in sevinç gösterisi yapmadan Akademi’ye kibarca teşekkür ettiği ve Chadwick Boseman ile Oscar arasına girmekten pek hoşlanmadığı görülüyor.

Özetle, ‘Boseman değil Hopkins hak ediyordu’ diyenler ve Hopkins için oy kullananlar dışında kimsenin sevinmeyeceği bir ödül bu…

Bana sorarsanız, ‘iyi oyunculuğu ölçecek en hassas terazi’nin asla icat edilemeyeceğini düşünerek duygusal bir karar verselerdi, çok daha iyi olurdu. ‘Adalet duygu’ları sarsılır mıydı bilmiyorum ama çok kişiyi mutlu edecekleri kesin…

‘Hopkins başarıya tok büyük bir aktör. Hazır elimize böyle bir fırsat gelmişken Boseman’a anlamlı bir jest yapalım ve onu sevenleri, destekleyenleri mutlu edelim’ diye düşünselerdi, ne kaybederlerdi, gerçekten merak ediyorum.

Tüm bu değerlendirmeler ve ödüllerin amacı ilk bakışta en iyileri bulmak gibi görünse de bu işlere yıllarını vermiş herkesin bildiği gibi aslında biraz değil tümüyle gönül işidir bu ödüller… Ödül vermenin, almanın manevi yanıdır önemli olan. Bazen gençliği, bazen tecrübeyi ödüllendirirsiniz.

Chadwick Boseman
Chadwick Boseman

Verdiğiniz oyla en iyiyi bulup bulamayacağınızın hiçbir garantisi yoktur. Performanslar birbirine çok yakın olduğunda ve seçim zorlaştığında ödülün kimi daha çok mutlu edeceğini düşünmek bence en doğru karardır.

Özetle Akademi üyeleri bu yıl Chadwick Boseman’ı alkışlarla uğurlamak için oy kullanabilir, genç yaşta hayatını kaybetmiş meslektaşlarına anlamlı bir saygı duruşunda bulunabilir, dünya üzerindeki milyonlarca sinemaseverin dört gözle beklediği o duygusal anı yok etmemek için duyarlı davranabilirlerdi.

Sonuçta, duygusal davranmadıkları, kendi ‘hassas terazi’lerinde belirledikleri en iyi oyuncu ödül kazandığı için eminim içleri çok rahattır. Ama sadece Oscar gecesinin finalini tatsız tuzsuz hale getirmediler. Milyonlarca genç Black Panther hayranını mutlu etme fırsatını kaçırdılar, Oscar ödülleriyle yeni neslin arasını soğuttular…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00