Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İlk sezonu 2019 yılının mart ayında yayınlanan ‘Love, Death & Robots’ dizisinin yeni sezonu, geçtiğimiz mayıs ayında seyircilerle buluştu.

‘Deadpool’un yönetmeni olarak tanıdığımız Tim Miller’in tasarladığı animasyon dizisi, ilk sezonunda olduğu gibi farklı yazar ve yönetmenlerin imzasını taşıyan kısa hikâyeleri getiriyor ekrana.

En uzunu 18, en kısası ise 7 dakika süren ve 8 ayrı bölümden oluşan ve yapımcılarının ‘Cilt 2’ olarak adlandırdığı ikinci sezonu, tematik olarak tek bir pota içinde eritip değerlendirmek mümkün değil. 18 bölümden oluşan ilk sezon için de benzer bir durum söz konusuydu; ama orada robotların varlığını daha çok hissediyorduk. Ayrıca siberpunk temaları ağır basıyordu. Kuşkusuz yeni sezonda robotlar, ‘yarı insan yarı makine’ canlılar var ama hikâyeler açıkçası daha bağımsız duruyor ve ilk bakışta birbiriyle ilgisiz görünüyorlar. Savaş, şiddet ve kan oranı ise daha düşük. ‘Otomatik Müşteri Hizmeti’ ve ‘Sürpriz Noel Baba’yı bir yana koyarsak, mizah duygusunun bütün bölümlere yayıldığını söylemek biraz zor. Ağır basan duygu ise galiba hüzün…

İlk sezonla kesişen en önemli ortak noktalardan biri, dizinin geneline yayılan o karanlık ton… Cilt 2’nin en matrak, eğlenceli ve görsel açıdan belki en aydınlık bölümü olan ‘Otomatik Müşteri Hizmeti’nin (Automated Customer Service) dahi bu karanlıktan payını aldığı söylenebilir. John Scalzi’nin öyküsünden uyarlanan ve aynı zamanda sezonun açılış bölümü olan ‘Otomatik Müşteri Hizmeti’, hayatımızda giderek yaygınlaşan temizlik robotlarından birinin kontrolden çıkması ile hepimizin sıklıkla yaşadığı ‘call center’ çaresizliğini birleştiriyor. Bölümün mesajını, ‘her işinizi robotlara bırakırsanız giderek daha tembelleşir, donuklaşır ve erkenden yaşlanırsınız’ diye özetlemek mümkün. Kevin Dan Ver Meiren, David Nicolas ve Laurent Nicolas tarafından yönetilen bölüm, gerçekçi bir arka fonun önünde, grafik anlamda karikatürize karakter tasarımlarına yer veren ve Disney tarzını akla getiren bir bilgisayar animasyonu.

Bir başka bozuk ve marazi robot, ‘Acil Durum Barınağı’ (Life Hutch) adlı öyküde çıkıyor karşımıza ama bu kez mizah unsuru hiç yok. Tam aksine, bir hayatta kalma mücadelesi var. Uzay savaşı sırasında iniş yapmak zorunda kaldığı gezegende yardım beklemek için sığındığı Acil Durum Barınağı’nda robot tarafından saldırıya uğrayan pilotun öyküsü bir korku gerilim filmi olarak gelişiyor. Hiper gerçekçi animasyon tarzıyla öne çıkan ‘Acil Durum Barınağı’nın yönetmeni Alex Beaty.

Söz korku gerilimden açılmışken fantezi türündeki ‘Yüksek Otlar’ı (The Tall Grass) hatırlamamak mümkün değil. Joe Lonsdale’in öyküsünden uyarlanan ve trenin ıssız yerde durması sonrası bir yolcunun başına gelenleri anlatan ‘Yüksek Otlar’, yeni sezonun gelecekte değil geçmişte geçen yegâne bölümü aynı zamanda. Simon Otto’nun yönettiği bölüm, görsel olarak ‘retro’ tarzında, eski usul bir resimli roman estetiğinden izler taşıyor.

Gelecekte geçen öykülerden ‘Buz’ (Ice), dünyadan uzak, çok soğuk bir gezegene götürüyor bizi. ‘Buz’da gezegenin ‘modifiye’ edilmeyen, yani insanüstü fiziksel becerilere sahip olmayan tek ergeni Sedgewick’in, akranları arasında verdiği psikolojik ve fizyolojik ayakta kalma mücadelesine tanık oluyoruz. ‘Buz’, işçi sınıfı banliyölerinde geçen filmleri andıran karanlık hüzün duygusuyla vahşi doğayı birleştiren, yoğunlaştırılmış bir ‘büyüme öyküsü’Rich Lanson’un öyküsünden uyarlanan, Robert Valley’nin yönettiği ‘Buz’, dışavurumcu karanlık resimli roman havasıyla görsel olarak benim en sevdiğim bölümlerden biri oldu.

‘Snow Çölde’ (Snow in the Desert) başka gezegende geçen, ‘Mad Max’ tarzındaki distopik öykülerden biri… Sahip olduğu genetik özellikler nedeniyle herkesin peşinde olduğu albino Snow’un peşindekilerden kaçma ve kurtulma çabalarını anlatan öykü, yeni sezonun belki de en romantik ve melankolik bölümü… Neal Asher’ın öyküsünden uyarlanan ‘Snow Çölde’nin, performans yakalama tekniği ve hiper gerçekçi animasyon tarzıyla canlı çekime yaklaşan bir görsel doku yakaladığını söyleyebilirim.

İkinci sezonun bir başka hiper gerçekçi animasyonu, Hugo ve Nebula gibi ödülleri kazanmış bilimkurgu yazarı Paolo Bacigalupi’nin öyküsünden uyarlanan ‘Nüfus Kontrol Ekibi’ (Pop Squad)… İkinci sezonun en derinlikli bölümlerinden biri olan ve Jennifer Yuh Nelson’un yönettiği ‘Nüfus Kontrol Ekibi’, bilimin sonsuz gençliğin sırrını keşfettiği ve çocuk doğurmanın tümüyle yasaklandığı distopik bir gelecekte geçiyor. Yasa dışı olarak doğan çocukları bulmaya çalışan polisin öyküsünü seyrederken ‘Blade Runner’ı hatırlamamak mümkün değil.

Grafik olarak aile seyircisine seslenen bir animasyon havasında, duygusal bir Noel öyküsü tadında başlayan ‘Sürpriz Noel Baba’ (All Through the House) ise ‘Alien’ serisine selam gönderen bir korku komedi… ‘Love, Death & Robots’un ilk sezonu üzerinde yazarken herhangi bir türün birkaç saniye içinde çok alakasız başka bir türe dönüşmesinden söz etmiş ve bunu çok eğlenceli bulduğumu söylemiştim. İşte tam da bu nedenle, Elliot Dear’in yönettiği ‘Sürpriz Noel Baba’, en sevdiğim bölümlerden biri oldu.

Sahile vuran dev bir genç adamı, daha doğrusu insanların onun cansız bedenine gösterdiği tepkiyi konu alan ‘Sahile Vuran Dev’ (The Drowned Giant), sekiz bölümlük toplamın en edebi ve ‘Nüfus Kontrol Ekibi’yle birlikte en derinlikli iki öyküsünden biri. Bilimkurgu edebiyatının önde gelen yazarlarından J. G. Ballard’ın öyküsünden uyarlanan ‘Sahile Vuran Dev’, vakayı incelemek üzere sahile gönderilen bir bilim insanının zihninden geçen düşünceler eşliğinde ölü dev ile canlılar dünyası arasındaki ilişkiye odaklanıyor. İmge olarak ‘Gulliver’in Gezileri’ni de akla getiren bölüm, içerdiği kafkaesk tonla türlerin ötesine geçiyor ve insanlığın ‘bilinmeyen’le olan ilişkisi üzerine çok yönlü olarak düşündürüyor bizi. Ölü dahi olsa gizemli devi ele geçirmenin, bedeninin fethetmenin, parçalayarak sahip olmanın verdiği keyfi görüyoruz insanlarda… Öte yandan, bu ‘ele geçirme süreci’ dev için de ölümden sonra ‘hayatta kalma’nın yoluna dönüşüyor.

Dizinin kreatörü Tim Miller’in yönettiği ‘Sahile Vuran Dev’, anlamlı bir final bölümü olarak 8 bölümün de bir şekilde ‘bilinmeyen’ teması etrafında kurulduğunu düşündürdü bana. Neden bozulduğunu anlayamadığınız marazi robotlar; buz tabakasının altında yüzen muhteşem güzellikteki tehlikeli balinalar; yüksek otların arasında dolaşan gizemli canavarlar ve bacadan inip hediyeler getiren Noel Baba, sonuçta ‘bilinmeyen’in temsilcileri değil mi? ‘Nüfus Kontrol Ekibi’nin polis karakteri içinse ‘bilinmeyen’, sonsuz gençlik yerine çocuk yetiştirmeyi tercih etmenin mantığı… ‘Snow Çölde’nin kahramanı Snow da tıpkı sahile vuran dev gibi çevresindeki insanların elde etmek istediği bir bilinmeyen değil mi?

‘Love, Death & Robots’un ikinci sezonunu da sevdim. Öykülerin tümünün doyurucu ve derinlikli olduğunu kuşkusuz iddia edemem. Ama grafik anlamda çok başarılı oldukları ve kendi görsel dünyalarını kurdukları kesin. Özellikle bilimkurgu sevenlere tavsiye ederim. Netflix’te seyredebilirsiniz.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00