Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

(UYARI: Yazıdaki bazı yorumlar filmin hikâyesi ve finaliyle ilgili bazı ipuçları verebilir.)

Yaz tatili, aşk ve büyüme hikâyesi deyince aklımıza 1971 yapımı ‘Summer of ‘42’den ‘Call Me By Your Name’e (2017) dek uzanan birçok film gelir. Ozan Açıktan’ın yönettiği ‘Geçen Yaz’ da aynı geleneğin bir halkası...

Ankara plakalı bir otomobilin 1997 yazında Bodrum’a gelişiyle açılıyor film. Ana karakterimiz arka koltukta oturan lise öğrencisi Deniz (Fatih Berk Şahin)… Çocukluktan ne zaman çıkıp delikanlılığa adım attığını anlayamadığınız ergenlerden biri. Çocukluğun masumluğunu hâlâ taşıdığı belli ama sitedeki gençlerin arasına karışmak ve ablası Ebru’nun (Aslıhan Malbora) grubuna girmek istediği için ‘erkenden büyümüş gibi’ yapmak, yaşının ötesine geçmek istiyor; çünkü ablasının arkadaşı Aslı’dan (Ece Çeşmioğlu) hoşlanıyor.

Aslı’nın, bir yıl önce yanağından makas aldığı çocuğu erkek olarak hemen ciddiye alamayacağının farkında; duygularını saklamaya çalışsa da vazgeçemiyor ondan. Öte yandan, Aslı’nın kendisine karşı tümüyle boş olmadığını hissediyor. Yaşça onlardan büyük olan eğlenceli ve arkadaş canlısı Burak’ın (Halit Özgür Sarı) aralarına katılması, Deniz’in kafasını daha çok karıştırıyor. Bir yandan, Burak ile Aslı’nın arasında neler olup bittiğini kestirmeye çalışıyor; bir yandan da Aslı konusunda şansını denemekle denememek arasında gidip geliyor.

Anaakım gençlik filmlerine pek pas vermeyen bir hikâyesi var ‘Geçen Yaz’ın. Deniz’in Aslı’ya ulaşmasındaki en büyük engel, yaşça küçük olması... Burak, kötücül biri olarak dahil olmuyor öyküye. Tam aksine, diğer büyük erkeklere oranla Deniz’e çok iyi davranıyor ve ona çocuk muamelesi yapmıyor.

Öykü Deniz, Aslı ve Burak arasındaki aşk üçgeni üzerine kurulu… ‘İyi ile kötü’nün çatışması yerine ‘iyi ile iyi’nin çatışması var bu aşk üçgeninde. Burak’ın hamle yapmadan önce Deniz ile Aslı’nın arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışması; Aslı’ya karşı hissettikleri konusunda Deniz’e dürüst davranması, hikâyeyi derinleştiren noktalar. Çünkü Burak’ın dürüstlüğü, Deniz’in işini zorlaştırıyor. Hatta içindeki öfkeyi büyütüyor. Öte yandan, Aslı’nın da işi kolay değil. Hem Deniz’le vakit geçirmek ve onu yakınında tutmak hem de onu kırmamak istiyor. Özetle iyi kurulmuş, iyi yazılmış bir aşk üçgeni var karşımızda.

Ayrıca yazlık hayatıyla ilgili gerçekçi, hoş gözlemler var. Mesela Deniz’in iki yaş grubu arasında kalması; hangisine ait olduğunu tam çözememesi; Ebru’nun eve geç gelmek için kardeşi Deniz’e ihtiyacı olduğu halde onu kendi grubunda istememesi, yazlık yerlerde çoğu gencin yaşadığı sorunlar değil midir? Anne ve babalardan özellikle uzak durmak, onlara karşı biraz duyarsız olmak ve eve geliş saatleri konusunda yaşanan sorunların da ‘nokta atışı’ gözlemler olduğu kesin. Yeri gelmişken, ‘Geçen Yaz’ın farklı ebeveyn seçenekleri arasından ‘asabi anne (Süreyya Güzel), sakin baba (Kubilay Tunçer)’ şıkkını tercih ettiğini belirtelim. İkisi de biraz silik kalan karakterler; çünkü Ozan Açıktan, birçok gençlik filminde olduğu gibi ebeveynlere gençlerin gözüyle uzaktan bakmayı, onları olayların dışında tutmayı tercih ediyor. Hatta diğer karakterleri de biraz ‘pas geçip’ tümüyle Deniz’e odaklanmayı, psikolojik derinliği onun üzerinden yakalamak istiyor. Öyle ki, olup biten her şeyi onun bakış açısından takip ediyoruz. Ozan Açıktan ise ‘Geçen Yaz’da daha ilk anlardan itibaren her şeyi Deniz’le birlikte hissetmemizi istiyor. Kamera ve montaj, Aslı’ya olan cinsel ilgisi başta olmak üzere nerdeyse tüm duygularını bize bire bir yaşatıyor. Anlık kırgınlıklarını, öfkelerini, kararsızlıklarını, ne yapacağını bilememe hallerini, hayatın içinde yaşadığı irili ufaklı bozgunları ya da küçük mutlulukları onunla birlikte deneyimliyoruz.

Karakterle kurduğumuz bu duygusal bağ, filmin lehine çalışıyor; karakter derinlik kazanıyor. Öte yandan, Deniz’in yaptıklarının ne kadar doğru olup olmadığını sorguluyor, onun yerinde olsak ne yapacağımızı da düşünüyoruz. Çünkü Deniz çok hazır cevap ve özgüvenli görünse de her zaman en doğrusunu yapabilen biri değil. O da hepimiz gibi hatalar yaparak deneyim kazanıyor.

Deniz’i akılda kalıcı bir film karakteri haline getiren asıl özelliği, yaşına rağmen çevresindeki gençlerin genel geçer değerlerine kapılmaması; duygularına sonuna kadar sadık kalması. Filmin ilk bölümünde Aslı, sonlara doğru ise Burak, yazlık yerdeki flörtlerin, öpüşmelerin çok önemli olmadığını söylüyor; ilişkilerin gelip geçiciliğine vurgu yapıyorlar. Deniz ise hissettiklerine önem veren biri. Yaşadığı ilişkileri unutmayacağını biliyor. Anlık hoşlanmalar, ufak tefek kaçamaklar ona göre değil.

Duygularından ve ‘aşk yarası’ndan korkmayan biri Deniz… Kaldı ki, ‘yara’ filmin metaforlarından biri. İlk bölümde kayalıklardan atladıktan sonra Aslı, Deniz’e ‘Dikkat et, kayalar ayağını keser’ diyor. ‘Bana âşık olursan canın yanar’ demekle aynı anlama geliyor aslında bu… Kayalar Deniz’in ayağını gerçekten kesiyor. Film boyunca kabuğu düşene kadar yaranın durumunu takip ediyoruz. Daha ilk günlerden Deniz’in kendisinden hoşlandığını anlıyor Aslı. Deniz’in aşktan korkmadığını, duygularından utanmadığını, kendine güvendiğini gördükçe ona yakınlaşıyor.

Deniz’in önünde bulduğu çatal bıçak gibi nesneleri üst üste dizmek, dengede tutmak istemesine de kuşkusuz metafor olarak yorumlanabilir; ama ben ağustos böceğinin hikâye açısından daha açık ve ironik bir metafor olduğunu düşünüyorum. Filmin bir sahnesinde Deniz’in yaşıtlarından biri, 17 yıl toprak altında kaldıktan sonra yeryüzüne çıkan erkek ağustos böceklerinin eş arayışından söz ediyor. Deniz ve diğer ergenlerin durumunu tarif eden bir durum bu…

Filmin adı bir ‘geçmişe dönüş ya da anılar filmi’ izlenimi verse de 1997 yazında başlayıp biten bir öykü anlatılıyor. Şarkılar dışında, dönem filmi vurgusunun çok güçlü olduğunu söyleyemem. Hikâye açısından 1997’yi en çok hissettiğimiz nokta, cep telefonlarının henüz çok yaygınlaşmadığı bir dönemde olmamız. O yüzden, finaldeki cep telefonu paylaşımı ve Ebru’nun sözleri ironik bir anlam taşıyor.

‘Geçen Yaz’ klişelere pek bulaşmayan bir hikâyeye sahip olsa da anlatım olarak baştan sona anaakım sinema estetiğiyle çekilmiş bir film. Ozan Açıktan, birçok sahnede kendini müziğe, kurgu oyunlarına ve özenli çekimlere kaptırıyor. Ama film bittiğinde aklımdan ‘Keşke senaryo aşamasında diyaloglu sahneler daha uzun tutulsa ve çatışmalar daha derinliğine işleyebilseydi’ diye fikirler geçtiğini hatırlıyorum. Sonuçta, üslup sadece filmi değil, hikâyeyi de hafifletiyor.

Aslı karakterinin kötü yazılmadığını düşünüyorum. Öykü Deniz’in gözünden anlatılsa da bir noktaya kadar Aslı’nın yaşadığı duygusal çelişkileri, iç çatışmaları hissedebiliyoruz.

Ne var ki, Aslı’nın finalde yaşadığı değişimi kendi adıma pek inandırıcı bulmadım. Açıkçası, finalin tonu ve duygusu da biraz zorlama geldi. Bana sorarsanız, böyle bir hikâyeye daha gerçekçi, buruk ve hüzünlü bir final yakışırdı. Anaakım sinemanın ruhuna aykırı kaçsa dahi belirsiz bir final sanki daha iyi olurdu.

Son olarak, filmin dört genç oyuncusunu beğendiğimi söylemek isterim. Deniz rolündeki Fatih Berk Şahin zor bir rolün altından hiç zorlanmadan kalkıyor. Aslı’yı oynayan Ece Çeşmioğlu, karakterin ruh hallerini incelikle yansıtarak filme önemli katkıda bulunuyor. Burak’ta Halit Özgür Sarı ve Ebru’da Aslıhan Malbora da rollerinin hakkını veriyorlar. Netflix’te seyredebilirsiniz.

6.5/10

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00