Kurultayda aday olmak isteyen CHP’linin, Cumhurbaşkanlığı'na giderek Tayyip Erdoğan’dan yardım istediği iddiasına en çok hangi kesim inanmıştır?

TBMM’de temsil edilen bütün partilerin yönetim kadroları ile başlangıcından sonlanmasına kadar konu üzerinde sohbet eden biri olarak söyleyeyim, “kesinlikle gitmiştir” diyen tek kesim CHP’lilerdi.

“Böyle şey olmaz, bizden kimse böyle bir şeye teşebbüs etmez, yapmaz” diyene de açık söyleyeyim rastlamadım.

Daha ilerisi her birinin kendi zaviyesinden bir senaryosu vardı…

ÇIKAR PENCERESİ

Süreci özetlersem…

Rahmi (Turan) ağabey tartışmayı başlatan ve konuyu ilk gündeme getirdiği yazısında, Cumhurbaşkanlığı’na yakın bir kaynağının kendisini arayıp, “CHP’li önemli bir kişinin Külliye’ye gidip Erdoğan ile görüştüğünü” bildirdiğini aktarmıştı.

Konu hakkında detaya da girmiş Erdoğan ile “önemli CHP’li” arasında geçen diyaloğa ilişkin de bazı veriler aktarmıştı.

Bu iddiayı kendisine aktaran kişinin “Yüzde yüz doğru ve tekzip edilmesi mümkün değil…” dediğini de aktarmıştı.

O gün CHP’den bazı kişiler arayıp bu kişinin adı konusunda bilgi sahibi olup olmadığımı sordu.

Hemen hepsi de böyle bir görüşmenin olduğuna inanıyordu ve her biri de kendi çıkar penceresinden bazı isimleri ortaya atıyordu.

“Cumhurbaşkanı’nın böyle bir görüşme yapmasını olası görmediğimi” söylediğimde ise konuşmayı uzatmayıp kapatıyorlardı.

Nitekim haklı da çıktım.

Rahmi ağabey konuyla ilgili ikinci yazısında yeni bir pozisyon aldı ve defalarca arayıp ulaşamadığını, ulaşması halinde ismini açıklayacağını belirttiği CHP’linin adını saklı tutacağını söyledi.

Neden olarak da “Saray’a (Cumhurbaşkanlığı) yakın haber kaynağının ‘Şimdi belki de işimden gücümden olacağım’ diye endişelenmesini” gösterdi.

YENİ SENARYO YAZIMI

Bu kez sabah saatlerinden itibaren CHP cenahında yeni bir senaryo yazılıp devreye sokuldu.

Senaryo, “Cumhurbaşkanlığına giden kişinin baskı yapıp Rahmi Turan’a farklı bir yazı yazdırdığı” iddiası üzerine kuruluydu.

Öğleden sonra ise İletişim Başkanı Fahrettin Altun görüşmenin yalan olduğunu net bir şekilde koyunca bu kez CHP’deki bir başka kesim senaryo değiştirdi.

Görüşmenin olduğunu, Cumhurbaşkanlığı’ndan açıklamanın geç yapılmasının da buna kanıt olduğu iddiasını dile getirmeye başladı.

Baştan belirteyim ki bu senaryoların sahiplerinin hiçbiri Kemal Kılıçdaroğlu’nun yakın çevresinden değildi.

Zaten CHP lideri Kılıçdaroğlu da, İsmail Küçükkaya’nın programında böyle bir görüşmenin olma olasılığına olan inancını dile getirmekle yetindi, isim konusuna girmedi.

YÜZÜNE BULAŞTIRDI

Sonrası malum.

Cumhurbaşkanı net bir dille olayı yalanladı ve ispata davet etti.

Akşam da Rahmi Turan Cumhurbaşkanlığı’na gittiği ileri sürülen kişinin Muharrem İnce olduğunu açıkladı.

Tam bu sırada telefonum çaldı, arayan CHP’nin bir başka etkin ismiydi.

Kendisine aynen şunu söyledim:

“Muharrem İnce’nin gittiğine inanmıyorum, çünkü kendisiyle birlikteydim. Böyle bir konu olsa, samimi ortamdaki sohbetimiz sırasında bir şekilde hissettirirdi. Aksine tam tersi bir tutumdaydı. Ayrıca Cumhurbaşkanı da kesin bir dille yalanladı. Bu olayın doğru olduğuna inanmıyorum, bazı çakal takımının kendi başına üfürüp oynamaya kalktığı, eline yüzüne bulaştırdığı oyun gibi geliyor...”

Çok geçmedi, İnce’den de yalanlama açıklaması geldi.

Ama CHP’deki inanç gücü kırılmadı, bu kez yeni bir senaryonun peşine düşüldü…

“Acaba İnce adını CHP yönetiminden birileri kendisini kurultay sürecinde yıpratmak için bilinçli olarak mı gündeme getirdi?”

Bu da iddiayı dile getirenin kim olduğunun peşine düşülmesi için yeterliydi.

Aslında haklılardı da…

Çünkü iddia doğru olsaydı bu kişinin adının açıklanmaması basın etiği açısından doğru bir davranış olurdu; ama iddia yanıltmaya ve ortalığı karıştırmaya yönelikti.

YALANIN MUMU

Sonunda yalan haberi yayan kişinin kimliğini de Rahmi ağabey açıkladı.

Hakkındaki iddiaları yarım saat önce kesin dille yalanlayan ve “Bu haberi benim sızdırdığımı iddia edeni mahkemeye veririm ha!..” tehditleri savuran kişinin gerçek yüzü de ortaya çıktı.

Haberi yayan kişi, kimden bunu aldığını söylemedi, ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sert dille yalanladığı olayı, “CHP’linin giriş çıkış saatleri ve bindiği otomobil plakası” gibi detayları da aktararak iddiasını sürdürmekten de geri durmadı.

Bu noktada da kalmadı, “Külliye’de olan görüşmenin teyidini dolaylı yoldan Kılıçdaroğlu’ndan aldığını” söyleyerek ilginç bir paradoksa da düştü.

Yaptığı açıklamanın yalanlaması da gecikmedi; İletişim Başkanı Altun "açıklaması gerçeği yansıtmıyor" dedi.

Bununla kalmadı, iddia ettigi plakası da sahte çıkan araçların hiçbir gün Külliye’ye girmediğini duyurdu.

“BANA SORAN OLMADI…”

Kılıçdaroğlu da bu kişinin açıklaması sonrası yakın çevresinde bulunan parti yöneticilerine aynen şunları söylemiş:

“Külliyen yalan… Ne herhangi bir kişi aracılığıyla dolaylı olarak bana böyle bir soruyu yöneltti, ne de bu kişi ile herhangi bir temasım oldu. Böyle bir konu bana sorulmadı…”

Ardından da İzmir’deki elektrik üretim tesislerinin açılışında konuştu, “Öyle iftirayla olmaz bu işin peşini bırakmayacağım. ‘CHP’yi nasıl geriletiriz?’ diye kumpas kuruluyor” dedi.

BAŞINDA BEKLEYENİ OLMAYAN

Bütün bunları sıralamamın amacı, CHP’deki her kurultay süreci öncesi benzer durumlarla karşılaşmanın adetten olduğunu göstermekti.

Her nedense insanlar değişse de genetik değişmiyor, anında hortluyor ve ortaya çıkan gelişmeden kendisine nasıl pay kapacağının hesabını yapıyor.

Kurultaya yönelik kendi ikbalinin peşine düşüyor.

Bu da CHP’nin neden sürekli patinaja düştüğünü göstermeye yetiyor.

Fıkradaki gibi, “CHP kazanının başına kimseyi koymaya gerek yok, içinden birileri zaten aşağı çeker…” 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!