Ayasofya kararının siyasi okuması
Bugüne kadar açılan dava sayısı 20’yi bulmuş.
Hemen hepsinde de karar değişmemiş, hatta Prof. Dr. Ersan Şen’in derlemesini dün yolladığında gördüm ki hemen hepsinde de Danıştay kararlarında neredeyse aynı matbu cümleye yer verilmiş:
“Dünya mirasıdır, tüm insanlığın malıdır; İstanbul’un Dünya Miras Listesine giren tarihi alanları arasında önemli yeri vardır; davanın reddine…”
Prof. Dr. Şen’in çalışması da gösteriyor 1934’deki müzeye dönüştürülmesinden sonra açılan 10’dan fazla davanın hepsini de Danıştay ret etmiş.
Sağ partilerin hemen hepsi de “Ayasofya’yı açacağız” sözünü bir şekilde vermiş.
Şen’in de dün dikkat çektiği gibi “Yeni bir Bakanlar Kurulu kararı ile kaldırmak varken, konuyu yargıya sevk etmiş...”
Yargı da ret yanıtı vermiş; kısır döngü bugüne kadar süregelmiş…
2 TEMMUZ KARARI
Bu, şimdi de böyle olacak anlamına gelmesin.
Danıştay 10’uncu Dairesi'nin 2 Temmuz duruşmasında nasıl bir karar alacağını kestirmek zor.
Benimkisi sadece geçmişe yönelik bir tespit…
Hatta o denli ki 11 asır kilise, 5 asır da cami olarak hizmet vermiş olan Ayasofya’nın 1934’de Bizans mozaikleri bahane gösterilerek müzeye çevrildiğinden bu yana geçen süreci özetlemek.
Demokrat Parti döneminde “Milliyetçiler Cephesi”, 1952’de cami olmasına karşı çıktığı için gazeteci-yazar Ahmet Emin Yalman’ı vuran Hüseyin Üzmez’in arasında bulunduğu milliyetçi-muhafazakarlar, ardından Adalet Partisi lideri Süleyman Demirel ve arkadaşları hep açılması için çaba göstermiş.
Milli Selamet Partisi lideri Erbakan neredeyse her konuşmasında anımsatmış, iktidara geldiğinde Bakanlar Kurulu’ndan bir karar çıkarma yönünde adım atmamış.
Davaları da sadece sivil toplum örgütleri açmış…
PAPA’NIN DUASINA DA RET
Sadece yurt içindekiler değil, Hıristiyan alemi de Ayasofya’ya aynı şekilde yaklaşmış.
Örneğin 1967’de Türkiye ziyareti sırasında Papa VI. Paul, Ayasofya’da diz çöküp dua etmek istediğinde, Adalet Partisi hükümetinin Dışişleri Bakanı Çağlayangil, “Burası cami ya da kilise değil, müzedir. Burada dini tören yapılamaz” diye izin vermemiş.
Ancak Demirel 8 Ağustos 1980’de Ayasofya’nın içinde bulunan Hünkar Mahfili Mescidi’ni ibadete açmış; iki ay sonra askeri darbe ile yeniden kapatılmış.
Ardından 1992’de dönemin Başbakanı Akbulut, Hünkar Mahfili’ni yeniden ibadete açmış, o günden bu yana da açık kalmış.
Ayasofya da müze olmaya devam etmiş.
Bundan sonrasında ne olacağı Habertürk’ten arkadaşım Fevzi Çakır’ın kamuoyuna ilk duyurduğu gibi Danıştay 10’uncu Dairesi’nin 2 Temmuz’da alacağı karara bağlı.
Ya da sonrasında toplanması muhtemel Dava Daireleri Kurulu kararına…
SİYASİ OKUMASI
Ayasofya’nın Ankara’daki okumasına gelirsek…
AK Parti’den ayrılan partilerin etkin isimleri ile sohbet ederken şu önemli noktanın altını çizdiler:
“AK Parti uzun süredir muhafazakar zeminde propaganda yapmaya yöneldi, bu da yeni bir politik paketle hareket edeceğini gösteriyor. Bizim hitap edeceğimiz, muhatap alan sosyolojik tabanı konsolide etmeye uğraşıyor…”
Buna bir de “En az %5 oy alan partiler ittifak yapabilir” yönünde çalışma eklendiğinde durum daha netlik kazanıyor.
Ancak bu aşamada bir noktaya dikkat çekeyim ki Cumhurbaşkanlığı bünyesinde yürütülen siyasi partiler ve seçim kanunları üzerindeki çalışmada, “Ancak %5 alan partiler ittifak yapar” yönünde bir karar yok.
Bu partideki çalışmada da olmayacağı anlamına gelmiyor.
KANUNLA YAPILAN, BAŞKA YERDE SORUNA NEDEN OLUR
Ancak olduğu takdirde, son iki seçimdir AK Parti ile birlikte ittifak içinde olan BBP’nin ne yapacağına da karar verilmesi gerekiyor.
Daha önemlisi, geçmişten bu yana bu engelin istifalar yoluyla çok rahat aşıldığı gerçeği de bir yanda duruyor…
Bunun en yakın örneği de MÇP liderliğinde Alparslan Türkeş’in, IDP liderliğinde de Aykut Edibali’nin 1991 seçiminde RP listesinden seçime girmesinden bu yana durum değişmedi.
Barajı geçemeyeceğini düşünen tüm parti liderleri veya yöneticileri son seçime kadar partisinden ayrıldı öteki partinin listesine girdi veya birleşip yeni bir parti kurup diğer partiyle ittifak yaptı…
AK Parti’nin önemli bir isminin vurguladığı gibi:
“Kanunla bir yerde siyasi etiği sağlamaya çalışırken, bir başka yerde daha farklı etik sorunu üretirsiniz. Ayrıca bizden ayrılanları da gereksiz yere büyütürsünüz. Onlardan çekiniyor imajı yaratırsınız…”