Elde toplamda olacak 3,5 milyon aşı… Onun da 500 bini sağlık çalışanına…
O tarihte de görüşüm farklı değildi.
Dönemin hükümeti Hıfzıssıhha’nın aşı üretim bölümünü kapatma kararı aldığında da benzer eleştiri getirmiştim:
“Nusret Fişek Hoca’nın kemiklerini sızlatıyorsunuz, yarın bunun acısını çok çekeriz…”
Dönemin hükümeti, GMP (Good Manufacturing Practices ) yani iyi üretim pratiğine sahip olan yerlerde aşı üretimini zorunlu kılan uygulamaya gitmek yerine 1998 yılında Hıfzıssıhha’nın aşı üretimini durdurdu.
Bunun yerine dışarıdan almanın çok daha uza geldiğini söyledi.
Hatta o günlerde tartıştığım dönemin bakanı merhum Halil İbrahim Özsoy dışarıda 25-50 sente satın almak varken, neden 2 Dolar harcama yaparak aşı üreteceklerini sorgularken, “Stratejik de onun için” yanıtını vermiştim.
Bakan Özsoy da dünyada aşı üretenlerin çoğaldığını, dolayısıyla stratejik ürün olmaktan çıktığını söylemişti.
Hıfzıssıhha da kabul edelim ki o dönemde grip aşısı üretmiyordu; 1960’ların başında denemiş, sonrasında da benzer nedenlerle üretmemesine karar verilmişti.
HIFZISSIHA’NIN ÖNEMİ
Oysa o dönem aşı üretiminde en önemli merkez olarak dünyada parmakla gösterilen bir yer haline gelmişti.
Buna karşın verem de diye bildiğimiz BCG, Difteri, Kızıl, Kızamık aşılarını üretmeyi 1998 yılına kadar devam ettirdi.
Çok az bir yatırımla GMP şartlarını sağlayan aşı üretimine sahip olunacakken, dünyada daha ucuza bulunabildiği gerekçesiyle bundan vazgeçildi.
ÇOCUK FELCİNİ DE KAPATTI
Bundan 9 yıl öncesinde 1989-1990 döneminde de dünyada en iyi merkezlerden biri olarak gösterildiği Çocuk Felci Aşısı’nın üretmesine son verilmişti.
Türkiye aşı konusundaki ilk darbeyi 2005’teki grip salgını (H5N1) sırasında yedi.
O dönem bütün dünyayı sarsan salgında aşı bulmakta zorlandı, dönemin Bakanı, sonrasında 2009 da benzer bir sorunla karşılaşınca Türkiye’nin aşı üretimine geçmesi gerektiğini açıkladı ve bunun için de adım attı.
Sonrası ise gelmedi.
GÖRMEZDEN GELİNDİ
Çünkü hem özelde, hem de kamuda sertifikalı laboratuvar lisansı çok cimri bir şekilde dağıtıldı; ötekinin GMP kapsamında laboratuvarını geliştirmesi için destek verilmediği gibi, imkandan da sadece bir kaç özel kurumların yararlanması kolaylaştırıldı.
Türkiye’nin en büyük ve güçlü Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Laboratuvarı içindeki bilgi birikimi ile bir kenarda tutuldu.
Benzer büyüklükteki Kayseri Erciyes Üniversitesi Veteriner Fakültesi bünyesindeki laboratuvarın gelişmesi için de yeterince teşvik sağlanmadı.
DÖLLENMİŞ YUMURTADAN
Virologların ne denli önemli kimlikler olduğu anlaşılmadı.
Oysa grip aşısının yapılması için gerekti tüm olanaklar Türkiye’de var.
Çünkü grip aşısının üretimi döllenmiş yumurtadan yapılıyor; embriyo zarının arasına yerleştirilen virüsün gelişimi sağlanıyor, oradan alınıp aşının içine katılıyor.
Bunu engelleyen de anımsanırsa o tarihte bir grup radikal insanın grip aşısının kadınların düşük yaptırılarak plasentalarında üretildiğine ilişkin iddiayı dile getirmeleriydi.
Bununla da kalmayıp grip aşısının domuzdan üretildiği iddiasını da ortaya attı; sonunda insanların aşıdan soğumasına neden olurken laboratuvarların gelişimimin de önüne geçti.
ABD’de üretilen adjuvanlı, yani etkisi arttırılmış aşılarda da sorun çıkınca projeler tamamen yattı.
ELDEKİ TOPLAM AŞI MİKTARI
Bugün gelinen nokta, 1960’dan başlayıp, 1989 ve 1998 yıllarında yapılan ve sonrasında da bir grup cahilin engellemesiyle karşılaşılan sürecin sonu.
Çünkü dünyada üretilebilen aşı miktarı için bu yıl verilen rakam 1 milyar 100 milyon adet…
Türkiye’nin alabileceği miktar ise ilk aşamada 1 milyon 200 bin adet oldu; bunun girişi yapıldı.
TÜRK ORTAĞIN DESTEĞİYLE
O da aşıyı üreten Fransız firma Sanofi Pastor’un sahiplerinden birinin Türk olması sayesinde gerçekleşti.
Tıpkı Pfizer firmasına aşı veren Prof. Dr. Uğur Şahin’in ürettiği Covid-19 aşısından alınması gibi bir süreç çalıştı.
Dünyanın en büyük aşı üreticilerinden Glakso Smith Kline da geçmiş yıllardaki tutumunu sürdürdü, aşı gönderme konusunda nazlandı.
Farklı şirketlerle de yapılan anlaşma sonucu Türkiye toplamda 3 milyon aşı alabilecek; buna ilave olarak da 500 bin de sağlık personeli için getirtmeyi planlıyor.
Yani dünyadaki 1 milyar 100 milyon adet aşıdan payımıza düşen 3,5 milyonu geçmeyecek.
Şimdi bu kadar aşı kime yetiştirebilir ki?
ÖNCELİKLER BELİRLENDİ
O nedenle kronik hastalığı grip olması durumunda ölüm riski en yüksek olandan başlanıp, aşağı doğru inilecek.
Sağlık personelinden de sadece yoğun bakım ve acil servis elamanlarına yapılacak.
Şurası açık görülüyor, o gün de savunduğum gibi askeri sanayide bir savaş uçağı ne denli stratejik ise aşı da o denli stratejik bir üründür.
Kendiniz üretmediğiniz sürece de böyle olmaya devam edecektir.
Bunu üretmek için de un, yağ ve şeker var, hatta kazanı da hazır; sadece altını yakacak bir enerjiye, ekonomik desteğe ihtiyacı var.
Hem de askeri stratejik silahtan çok daha ucuza çıkabilecek miktarda…