Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

ALGI şu şekilde gelişti:

Çin’den Sinovac aşısı gelmeyince, Biontech’in kurucusu Uğur Şahin’e yalvardılar ve Pfizer ile anlaşmanın yolu bulundular; ellerini Şahin rahatlattı…

Duyduğuma göre bu söylem Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı ciddi manada üzmüş.

Yakınları ile sohbetinde neredeyse 9 aydır verdiği uğraşın bir meyvesi olarak değil de emeğini dışlayan tarzda gelen yaklaşımlara sitem dolu:

“Daha öncesinden başladık, ama Kasım ayından bu tarafa, Biontech aşısını alabilmek için bire bir görüşüyorum. Biontech ile 120 milyon doz anlaşmasını da bu sayede yapabildik…”

PFİZER İLE ANLAŞMA

Ayrıca Türkiye Faz-3 çalışması kapsamında zaten daha önce Biontech aşısına ulaşmıştı.

Aşıyı fabrikalarında üreten Pfizer Türkiye ile birlikte Almanya dışındaki ülkelere aşıyı tedarik ediyor.

Aralarındaki anlaşma gereği aşının mucidi olan Biontech’in sahibi Özlem Türeci ve Uğur Şahin çifti ise Almanya ve Türkiye’nin aşı tedarikini üstlenmiş bulunuyor.

Ancak mucit firma Biontech’in hissesine düşen miktar sanıldığı kadar yüksek değil.

Bu durumda Pfizer ile de anlaşmaya varılması gerekiyordu.

Bakan Koca Kasım ayından bu yana Pfizer ile yaptığı görüşmeler sonucunda belirli bir yere gelmiş.

Dolayısıyla Sinovac gelmeyince araya Uğur Şahin konuşuldu ve onun sayesinde aşı geldi yaklaşımı Bakan Koca’nın alınmasına neden olmuş.

BİONTECH 6,5 MİLYON DOZA ULAŞTI

Haksız da değil…

Çünkü Faz-3 döneminden bu yana dün tedarik edilenle birlikte 6,5 milyon doz Biontech aşısına ulaşıldı.

Haziran sonuna kadar buna 23,5 milyon doz daha eklenecek ve toplamda 30 milyon doza varacak.

Biontech’in diğerlerinden farkı yaptığı anlaşmaya sadık kalması.

Sinovac için aynı şeyi söylemek zor.

Çünkü bugüne kadar en az 5 kez anlaşma dışı durumlarla karşılaşıldı.

Son yapılan anlaşmaya “devlet izni alınmadan” gönderilmesi de eklendi.

Buna rağmen beklenilen doz aşı gelmedi.

Normalde bu hafta sonu itibarıyla Sinovac’tan 50 milyon dozun Türkiye’ye gelmiş olması gerekiyordu; oysa bugüne kadar 28,5 milyon dozun 6,1 milyon dozu Biontech, geri kalan 23 milyon doz kadarı da Sinovac yapıldı.

Hafta başında Türkiye’de şişelenmek üzere damacana olarak 13,8 milyon doz Sinovac da 10 gün sonra bu aşılamaya dahil edilecek.

Devamının yani 50 milyon dozu tamamlayan miktarın Haziran içinde gelmesi bekleniyor.

Geçmiş deneyimler yine de temkinli açıklamayı gerektiriyor.

İKİ MİLYAR DOZA ÇIKTI

Buna neden ise Çin’in kendi vatandaşını aşılama faaliyetini hızlandırması ve aşı üreticisi firmalara %40’ını yurt içinde tutma zorunluluğu getirmesi.

Bu da Sinovac açısından gönderimde ciddi sorunlara neden oldu.

Ancak hem Pfizer, hem de Sinovac artan talebi karşılayabilmek için kapasitelerini arttırdı; Sinovac yıllık 2 milyar doza ulaştı.

Bununla birlikte ABD’nin iç tedarikini yeterinden fazla miktarda stoklaması, yurttaşlarının %70’ini aşılayan Malta gibi AB ülkelerinin nüfusunun geniş kesimini aşılaması ve yeteri miktarda stok yapması aşıda fazlalık yarattı.

Firmalar eldeki aşıyı, kendisi ile yoğun temasta bulunan ülkelere öncelik vererek paylaşmaya başladı.

Bunda Türkiye’nin kendi aşısına ulaşmak için gösterdiği emeği de katmak gerekir.

Çünkü yerli aşı geldikten sonra diğerlerine ihtiyaç olmayacak, o nedenle üretimini de arttıran firmalar, parası olan ülkelerde ön alma çabasına da girdi.

TÜRKİYE’NİN BULUNDUĞU LİG

Bütün bunların ötesinde Bakan Koca bir konuda haklı.

O da Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu aşıya ulaşan ülkeler ligindeki yeri.

İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya’nın hemen ardından 9’uncu sırada bulunuyor.

Nüfus oranına göre ikinci dozu yapılan ülkeler sıralamasında ise 8’inci sırada; İngiltere %34,8, İtalya %17.4, Fransa %15.3, Türkiye 14,5, Almanya %14,3…

Kanada, Avusturya, İsveç, İsviçre, Danimarka gibi gelişmiş ülkelerin çok gerilerde kaldığı bu ligde Türkiye’nin en öndeki yeri önem arz ediyor.

Bilim Kurulu toplantısı sonrası açıkladığı gibi gelecek hafta başından itibaren 50 yaş üstüne aşılama başlıyor ki bu sıralamada daha da yukarı çıkacağını gösteriyor ki önemli bir seviye.

Belki Bakan Koca’nın sitemi de bunlara dayanıyor…

BİRİNİ diğerinden ayırmadan belirteyim ki siyasete son dönem hakim olan dil geçmiş deneyimler de gösteriyor ki fayda getirmez.

Bunu görmek için çok uzağa gitmeye de gerek yok; 1990’ların ortalarına bakmak yeterli.

Nasıl ki o dönem siyasete hakim olan bu dil toplumsal barış yerine çatışma ürettiyse bugün de aynısını yapacağından kimse endişe etmesin.

Hayret ettiğim ise Hakimler ve Savcılar Kurulu üye seçiminde bu denli uzlaşan ve ortaklaşabilen siyasetin, bir gün sonra başka bir moda geçiyor olmasına…

Oysa partilerin neredeyse tamamı toplum sözleşmesi diye de bilinen Anayasa çalışıyor.

Haydi onun için sistem çatışması var, çıkmasında güçlük olabilir.

Ancak Anayasa’ya uyum gereği çıkması gereken Siyasi Partiler ve Seçim kanunları var.

Bunların üzerinde de bir uzlaşı yakalanması gerekiyor ki sağlıklı bir şekilde, en az itirazla çıkabilsin…

Oysa bunun tam tersi bir durum hakim…

Bütün partiler de kabul ediyor ki yakın gelecekte bir seçim yok.

Buna karşın bir ay sonra sandıkta oy kullanılacak gibi bütün partiler seçim meydanı diline soyundu.

Bunun bir sonuç getirmeyeceğinin görülmesi gerekiyor.

Yoksa bunun sokaktaki yansıması hiçbir siyasi partiye fayda getirmez…

Zaten salgın nedeniyle evinde bunalmış kitlelere yansıması ise beklenenden yüksek olur.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00