Son Dakika

Neo-hilâfet komedisi

18.06.2010 - 13:03 | Güncelleme:

TÜRKİYE’nin Ortadoğu politikası temelinden değişir gibi oldu ya, değerlendirmeler zamana, şartlara ve geleceğe göre yapılmıyor, yorumlarda her nedense geçmişteki hadiseler ve kavramlar kullanılıyor.

Son günlerde ortaya sürülen eski kavramlardan biri de, hilâfet... Türkiye’nin Arap ülkelerine yakınlaşma temelindeki yeni dış politikasının bir çeşit “neohilâfet” olduğu söyleniyor.. 

Benzetmenin böylesini, ancak hilâfetin mahiyetinin farkında olmayanlar yapabilirler!

Hilâfet kavramı, Türkiye’de hep yanlış bilindi, yanlış anlaşıldı, bazı çevreler bu  kavramdan her zaman medet umdular ve umanlar hâlâ da var.

Yapılan hataları en eskisinden itibaren sıralayayım:

HEP YANLIŞ ÖĞRETİLDİ
Hilâfetin bize Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesinden sonra geçtiği, Kahire’de yaşayan son Abbasi Halifesi’nin unvanını ve makamını fetihten sonra Yavuz’a devrettiği söylenir ve ders kitaplarında da böyle yazılıdır.

Ama, Yavuz Sultan Selim dönemindeki kayıtlarda bu şekilde bir devirden bahsedilmemesini bir tarafa bırakın, hilâfetin adı bile yoktur. Hükümdarın Suriye ve Mısır üzerine yaptığı seferlerin ayrıntıları günü gününe kaydedilmiştir ama hilâfet konusu hiçbir şekilde yazılmamıştır.

Söylentinin ortaya atıldığı ilk kaynağın tarihi, Yavuz Selim’den iki asır sonrasına aittir ve Kahire’deki Abbasî Halifesi’nin makamını Yavuz’a devrettiğini yazan kişi de, İstanbul’daki İsveç Elçiliği’nin tercümanı d’Ohhsonn’dur.

Osmanlı padişahlarının hem hükümdar hem de halife oldukları düşüncesi ise, daha sonraki asırlara aittir. “Halife” unvanı ilk dönemlerde bazı hükümdarlar tarafından kullanılmış ise de, bu kullanış sadece meşruiyet kazanmak ve güçlü görünmek
arzusundandır.

SON HALİFE ABDÜLHAMİD’DİR
Hilâfetin bizde resmen ve fiilen kullanılmış olup olmadığını merak etmiş olabilirsiniz.

Kullanıldı, sesini duyuran güçlü bir “hilâfet müessesesi” ilk defa İkinci Abdülhamid zamanında yani 1876 sonrasında ortaya çıktı. Abdülhamid,  imparatorluğu teşkil eden unsurların ayrılıkçı hareketlerinin Türk olmayan Müslüman gruplara da sirayet etmesini
önlemek maksadıyla hilâfetten faydalanan ilk ve son, yani tek hükümdar oldu.

Sonrası ise, mâlum... Osmanlı’nın hilâfetini hiçbir zaman gönüden tanımamış
olan Arap dünyası, Sultan Reşad döneminde bize karşı cihad ilân etti ve ortada
ne hilâfet kaldı, ne de Halife’nin gücü...

Fiilen halife olan son hükümdar aslında Sultan İkinci Abdülhamid’dir, hilâfet Abdülhamid’den sonra gelen iki padişahın, Sultan Reşad ile Sultan Vahideddin’in iktidar senelerinde sadece  bir “unvan” olarak kalmış, son Halife Abdülmecid Efendi de Ankara Meclisi tarafından seçilmiş olduğu için İslam dünyasında Hindistan’daki Müslüman gruplar dışında zaten kabul görmemiştir.

Doktrinde, hilâfetin üç temeli vardır: Devlet, kılıç ve “bey’at”... Yani bir devletin başkanı olmak, güce sahip bulunmak ve “halife” unvanının İslam dünyasının kabul ve tasdikinden sonra şart olan bağlılık beyanı...

Mustafa Kemal’in 1924 Mart’ında halifeliği kaldırmasından sonra hilâfeti yeniden tesis edebilmek maksadıyla İslam dünyasının dört bir tarafında çok sayıda kongreler tertip edildi, toplantılar yapıldı, konu defalarca ele alınıp tartışıldı ve sonuç hep bir “hiç” oldu. Bir türlü anlaşma sağlanamamasının sebebide işte bu “bey’at”, yani bağlılık bildirimi meselesiydi.

Birileri şimdi kalkıp da lâik bir Türkiye’nin Arap dünyası tarafından tanınması hiç bir şekilde mümkün olmayan “neo-hilâfet” hayalleri güttüğünden bahsetmiyorlar mı, inanın çok gülüyorum.


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300