Eminim onlar da çok memnun değiller bu durumdan ama saygıdeğer YSK üyelerinin bilmesini isterim ki özellikle biz gazeteci takımı hakikaten fena bunaldık bu işin uzamasından!

Düne kadar sanılıyordu ki bu hafta içi, önümüzdeki Cuma’ya kadar karar çıkacak.

Ama dün öğrendik ki sonuç yine haftaya kalmış.

İnşallah doğrudur; “Büyük bir ihtimalle pazartesi YSK kesin kararını açıklayacak” deniliyor.

Ne olur, nasıl bir karar çıkar tabii ki de bilmek mümkün değil ama YSK üyelerinden ricamız kararlarını tez elden kamuoyuyla paylaşmaları.

Çünkü hep; “Şu 31 Mart geçse de toplum gevşese ve rahat bir nefes alsa” diyerek teselli ediyorduk kendimizi.

İstanbul meselesinin uzaması yüzünden bırakın gevşemeyi, iyice gerildi toplum!

Zaten içeride dışarıda bir yığın sorunumuz var.

Bir de bu sorunların üzerine İstanbul karmaşası eklenmesi iyice geriyor ortamı.

Gerildikçe de tabii saçma sapan şeyler yaşanıyor.

Bir kez daha söyleyeyim; “Ben YSK’nın hukuk dışı, hukuka aykırı bir karar verebilme ihtimalini görmüyorum!”

Ve “Burası Türkiye her şey olur!” diyenlerin itirazlarına da katılmadığımı söylemek istiyorum.

Neden böyle düşünüyorum bin tane şey yazabilirim ama buna gerek yok.

Çünkü Muharrem Sarıkaya ağabeyimiz yazıyor zaten.

Gerçekten de YSK ve vereceği kararla ile ilgili en dolu, en doğru yazıları yazan bir tek o var!

Ben de onun ortaya koyduğu argümanlar, belgeler ve bilgiler doğrultusunda yorumluyorum YSK’nın kararının ne olacağını ve o nedenle de emin bir şekilde diyorum ki; “YSK hukuk dışına çı-ka-mazzz!”

 


***

Milyar dolarlık yatırımda vale fiyaskosu!

Yazdım daha önce… Hani benim oğlan eğitim gördüğü Fransa’da ayağını kırmıştı ve bu yüzden de acilen ülkeye dönmüştü.

Çok şükür ameliyatı iyi geçti ve sınavları için de dönmek zorunda kaldı.

Ama tabii hâlâ ayağının üzerine basamıyor ve bir 3 hafta daha hayatını koltuk değnekleri ile idame etmek durumunda.

Daha önce test uçuşları yaptığım için oğlanın o halde yani koltuk değnekleri ile yeni havalimanında zorlanacağını bildiğimden THY Müşteri Hizmetleri’ni arayıp tekerlekli sandalye için talepte bulundum.

Pazartesi sabah kalktık erkenden yola düştük.

Bu arada bir gün önce oyuncu Hazal Kaya’nın İstanbul Havalimanı’ndaki vale hizmeti ile ilgili isyanını dile getiren haberi gördüğüm için tebdirimi de aldım...

Ve İGA’nın basın ve halkla ilişkiler müdürü Hatice Alioğlu’nu arayıp valeye araç teslim noktalarını sordum.

Sağ olsun Hatice Hanım. Pazar gecesi geç bir vakitte aramış olmama rağmen hemen dönüş yaptı ve aracımı 4 ya da 6 no’lu kapılardan yapıldığının bilgisini verdi.

Verdi ama demek ki o da tam bilmiyormuş vale hizmetiyle ilgili bu skandal durumu…

Zira bu hizmetin İstanbul Havalimanı için başka türlü bir anlam ifade ettiğini bilse beni bu konuda sıkı sıkı tembih ederdi diye düşünüyorum.

Hani güya derdim arabayı biran evvel valeye teslim edip oğlan için tekerlekli sandalyenin peşine düşmekti ya!

Olmadı.

Yapamadım.

Hatta tam tersine perişan ettim oğlanı hiç istemeden.

Çünkü vale kapıdan almıyor aracınızı.

Kapıların tam karşısında ki açık otopark üzerinde belirlenmiş kırmızı noktaya götürüp teslim ediyorsunuz. Ve bayağı bir yürüyorsunuz kapıya.

Bir nevi aracınızı otopark girişine park ediyorsunuz yani.

Halimizi düşünün.

Çünkü bir elimde oğlanın ağır çantası. Diğer elimle ona destek olup yürümesine kolaylık sağlama çabam filan. Tam bir skandal anlayacağınız.

Hayır şuna takıldım esasen.

Hadi benim oğlan genç, çok şükür aslan gibi. Bir şekilde yürüdük, hallettik ve durumu kurtardık.

Peki ya oğlumun yerinde daha hasta veya yaşlı biri olsaydı ne yapacaktım?

Mesela annem olsaydı?

Kadını sırtıma alıp götürmekten başka çarem yoktu.

Çünkü yürüyemez o kadar yolu.

Bu arada giriş ayrı dert, çıkış daha ayrı bir dert.

Çıkarken ödeme için önce aşağıya iniyorsunuz.

Üstelik de epeyce bir mesafe yürüyerek.

Sonra aracı almak için otoparktaki vale noktasına gidiyorsunuz.

Hazal Kaya o kısmını yazmış meğer.

Gerçekten de şaka gibi.

Diyelim sizi biri almaya geldi havalimanına.

Çıkış kapısından alamaz çünkü ticari taksi hariç hiçbir araç sokulmuyor o noktaya!

Alacaksa çıkış kapısına değil, yukarıya çıkacaksınız. Yani giriş kapısına falan.

Bu arada tüm bu zulüm ve eziyet için 56 TL ödedim.

Düşünün… Kendim park etsem 20 TL ödeyecekken, üzerine ödediğim 36 TL olmayan vale hizmeti içinmiş.

Gerçi helal hoş olsun çünkü personel, çalışan elemanlar yani çok güleryüzlü ve anlayışlılar.

Hemen her müşteri aynı serzeniş ve şikayette bulunduğu için onlara da fenalık gelmiş zaten.

Neyse…

Çok uzattım biliyorum ama mecburum çünkü bu bir uyarı ve bu uyarıyı milyonlarca insan adına yapıyorum.

Hazal Kaya.
Hazal Kaya.

İGA yöneticilerine naçizane tavsiyem mevcut vale hizmetini ivedilikle değiştirmeleri ve yolcuların sırf daha konforlu ve hızlı olduğu için kullanmak istediği bir hale dönüştürmeleridir.

Kimin aklı bu vale sistemi bilmiyorum... Ama hiç kusura bakmasınlar milyar dolarlarla yapılan ve dünyanın en büyüklerinden biri olduğu için böbürlenilen bir havalimanına yakışmayan bir saçmalık bu vale hizmetleri!

***

Güle güle en maço hatun!

Gerçekten çok üzüldüm kaybına.

Çünkü çok değişik, özel bir sanatçıydı Dilber Ay.

“Tavukları pişirmişem” gibi bazı şarkıları çok komik geliyordu ama o maço Türk kadınının en içten, samimi vücut bulmuş haliydi.

İzlediniz mi siz de bilmiyorum.

Hani bir televizyon programında kocasının kendisine hitap ederken kullandığı sıfatları soruyorlar.
Ne diyor sana; “Sevdiğim, aşkitom” diyor mu?

 

“Allah korusun ya! Allah şuradan beni kaldırmak nasip etmesin… Aşkitom, cicim, bebişim kelimesini duyduğumda boşamazsam ne olayım! Kim var senin karşında? Aşkito muyum ben? Avradım, Dilber’im, eşim, bir tanem… Aşkitom, canikom, bebişim… Biz öyle şeyler bilmeyizzzz! Onlar hep sahteee!“ cevabını verirken hal ve hareketleri…

Kaybından önce de sık sık gülmek için açar o videoyu izlerdim.

Bundan sonra da izleyeceğim ama tabii biraz hüzünle olacak artık.

Allah rahmet eylesin…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!