İki gün önce İstanbul'da filmlere konu olacak bir olay yaşandı.

Sabah namazı için Beyoğlu’ndaki Kılıç Ali Paşa Camisi'ne giden vatandaşlar, bir binanın önünde hareketsiz yatan bir kişiyi gördü.

İhbar üzerine polis olay yerine intikal etti. Ve yerde yatan kişinin İngiliz James Gustaf Edward Le Mesurier (48) olduğunu ve hayatını kaybettiğini belirledi.

Bu ölüm haberi sadece Türk Basını tarafından değil, tüm uluslararası ajans ve internet siteleri tarafından “son dakika” olarak duyuruldu.

Çünkü home ofis olarak kullandığı evinin önünde sabahın erken saatlerinde yerde cesedi bulunan o İngiliz sıradan bir İngiliz değildi.

BEYAZ BARETLİLER KURUCUSU AJAN

Le Mesurier hem İngiliz ordusunun eski bir askeri istihbarat görevlisi, bir ajanıydı...

Hem de Suriye'de muhaliflerin ve Türkiye'nin kontrolündeki alanlarda sivil savunma faaliyeti yürüten Beyaz Baretliler (White Helmes) örgütünün kurucusuydu.

Peki kim bu Beyaz Baretliler?

Ne iş yaparlar?

2014 yılında kurulan Mayday Rescue Vakfı’nın çatısı altında oluşturulmuş bir grup.

Bizdeki AKUT gibi sivillerden oluşan bir ilk yardım ekibi esasında.

Ancak onlar bu yardımları sadece afet zamanlarında yapmıyorlar…

Daha çok savaşın, çatışmaların olduğu bölgelerde yapıyorlar.

Mayday Rescue Vakfı aslında Lübnan, Mogadişu gibi ülkelerde de bu tür sorumlulukla hareket ediyor ama işte başını İngiliz ajan Le Mesurier'un çektiği “Beyaz Baretliler” in görev alanı Suriye olduğu için sadece Suriye’de örgütleniyorlar.

2015'TE İSTANBUL'A GELDİ

Öğrendiğim kadarıyla İngiliz Askeri İstihbaratçı Le Mesurier, başkanı olduğu Mayday Vakfı’nın çatısı altında kurulacak Beyaz Baretliler grubunun oluşumu için 2015 yılında İstanbul’a geliyor ve kapısının önünde ölü bulunduğu home ofisinde çalışmaya başlıyor.

Tabii bu organizasyonun tam olarak başarıya ulaşabilmesi için destek amacıyla Mayday Vakfı’na başta İngiltere olmak üzere Almanya, Hollanda, Danimarka, Kanada, ABD ve dahası Katar Kalkınma Fonu tarafından ve dünyanın değişik ülkelerinden birçok hayırseverin katılımıyla çok ciddi maddi destekte de bulunulmuş.

(Bu ayrıntıya önemle dikkat çekiyorum zira aldığım duyumlara göre İngiliz ajanın sonu bu ayrıntıya bağlı olabilir…)

Ve Le Mesurier’in başını çektiği bu Beyaz Baretliler grubu başlangıç yıllarında yaptıkları çalışmalar nedeniyle de birçok yerden takdir kazanmış.

Bunlardan biri de “Suriye'deki sivil savunma ve sivillerin korunmasıyla ilgili yaptığı hizmetlerden ötürü" İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth tarafından Le Mesurier’e layık görülen şövalyelik unvanı mesela…

Şimdi gelelim esasa…

Yani iki günden beri gündemimizde olan; ”Cinayet mi yoksa intihar mı?” sorusuna!

Biliyorsunuz… Polis, Le Mesurier’in cesedini bulduktan sonra yaptığı ilk açıklamada intihar ettiği bilgisini paylaşmıştı kamuoyuyla…

"ÖLMEK İSTEDİĞİNİ SÖYLEMİŞTİ"

Eşinin de ilk gün söyledikleri doğruluyordu polisin kanaatini...

39 yaşındaki İsveçli eş Emma Hedving Christina; "Psikolojisi çok bozuktu...15 gün evvel de bana ölmek istediğini söylemişti...” demişti...

Hülasa... İlk algı eski İngiliz ajanının intihar ettiği yönündeydi.

Ancak dün kafaları epeyce karıştıran bir gelişme yaşandı.

Savcılığın Mesurier'in eşine yurt dışına çıkış yasağı koyması kamuoyunun gündemine bomba gibi düştü.

Ve sıradan bir insan olmayan eski İngiliz ajanının cinayete kurban gitmiş olabileceği şüphesi ağırlık kazandı.

Ve bunun üzerine hem uluslararası hem de Türkiye basınında Le Mesurier’in cinayetle neden öldürülmüş olabileceğine dair türlü sorgulamalar yapıldı.

Geçen hafta Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova’nın, Le Mesurier ile ilgili eski bir MI6 (İngiliz Gizli İstihbarat Servisi-SIS) ajanı olduğunu ve yıllarca Balkanlar ve Ortadoğu'da görev yaptığını ve o süre zarfında da; "terör örgütleriyle" bağlantısının olduğu açıklamalarından hareketle bu cinayetin istihbarat örgütleri tarafından işlenmiş olabileceği yazılıp çizildi…

"İNTİHAR"I GÜÇLENDİREN BULGULAR

Hatta eşinin de parmağı olduğunun ve bundan dolayı da yurt dışı çıkış yasağı konulduğu... Hatta kocasını camdan aşağıya atanın da o olduğuna dair birtakım senaryolar yazıldı çizildi.

Oysa tüm bu sorgulamaların tamamı boşunaydı çünkü İngiliz istihbaratçı gerçekten de intihar etmişti.

Polis kaynaklarımdan edindiğime göre Le Mesurier’in ayak bileklerinin ikisi de kırık.

Aort damarı patlak.

Polis dışardan birinin bu cinayeti işlemiş olabileceğine ihtimal vermiyor çünkü eve gittiklerinde olağanüstü korunaklı ve güvenlikli olan evin kapısının arkadan kilitli olduğunu söylüyor.

Ceset sokakta bulunduktan ve kimlik tespiti yapıldıktan sonra polisin kapıyı açmak için büyük çaba sarf ettiği de tarafıma aktarılan kritik bilgilerden biri.

Polis, eşinin onu camdan atmış olabileceğine asla ihtimal vermiyor çünkü; “Öyle bir şey olsa kafasının üzerine düşmüş olması gerekiyordu! Oysa adam resmen aşağı atlamış ve iki ayak bileğini de kırmış...” deniliyor.

Ayrıca kadının gerçekten de çok derin bir uykudayken zorla uyandırıldığı ve kocasının öldüğü haberini polisten duyunca da şok geçirdiği olay yeri ekibinin tutanaklarına yazılan bilgiler arasında.

CİDDİ ŞEKİLDE DEPRESYONDAYMIŞ

Ve evde yapılan aramalarda İngiliz istihbaratçının ciddi depresyonda, bunalımda olduğuna işaret eden çok ağır ilaçlar buluyor polis.

Özetle değerli okurlarım... Adamın kimliği açısından ölümünün ne şekilde olduğu üzerine yapılan sorgulamalarda haklılık payı var ama polis kaynaklarımdan edindiğim bilgilere göre ölüm sebebi cinayet değil, intihar!

Yani eşinin anlattığı her şey harfi harfine doğru değerli okurlarım.

Le Mesurier ciddi bir depresyonda imiş ve aşamadığı için de kendi isteği ile hayatına son vermiş.

Peki neden?

Bu bir tahmin tabii ama tüyosunu yukarıda verdim aslında.

Sanırım James Gustaf Edward Le Mesurier sorumluluğunu aldığı vakıfla ilgili beklentilere tam olarak cevap veremediğinden psikolojisi altüst olmuş.

İddiaya göre çok fazla miktarda para almış Beyaz Baretliler grubunun çalışmalarında kullanmak için ama galiba bu alınan paralar doğru bir biçimde kullanılmamış…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!