Başbakanlık Başmüşavirliği döneminde dış politika ile ilgili konularda verdiği her karar ve hükümete yaptığı önerileri nedeniyle dikkatleri üzerine çeken bir isim olarak karşımıza çıktı Ahmet Davutoğlu…

Ve önce İngilizce, sonrasında Türkçe bastırdığı “Stratejik Derinlik” adlı kitabıyla entelektüel kesimin de ilgi odağı haline geldi.

O yıllarda Milli Güvenlik Kurulu’nda dış politika ve Türkiye’nin yeni güvenlik politikalarının nasıl olması gerektiğini anlatıyordu.

Henüz milletvekili bile değildi ama Erdoğan’ın dış politikada en güvendiği isimlerin başında gelen Ahmet Hoca’dan muhafazakar ve İslamcı taban da çok şey bekliyordu.

Bu arada şunu da hatırlatayım...

AK Parti o yıllarda ekonomi, iç siyaset, toplumsal barış, Kürt meselesi, Alevi meselesi gibi Türkiye’nin at başı konularında izlediği demokratik politikalar nedeniyle hem Türkiye’deki liberallerin, sol ve sosyal demokrat kesimlerin hem de tüm dünya ülkelerinin takdirini ve alkışını kazanıyordu.

Ve bu sürecin başında da tüm dinamikleri ve pratikleri ile yöneten, kendi tabanının “Reis” diye addettiği geniş kitlelerin ise Erdoğan diye tanımladığı bir Başbakan vardı.

Dışarı karşı da gayet makul ve seviyeli politikalar hakimdi.

Komşularımızla ekonomik ve siyasi ilişkilerimiz soft power seviyesinde usulca devam ediyordu.

Özetle değerli okurlarım...

Türkiye açısından ve tabii ki AK Parti açısından da çok parlak yıllar olarak kayda geçen bir süreç yaşanıyordu.

Ancak başını Davutoğlu’nun çektiği dış politika uzmanlarına göre bu konuda başka bir şeyler olmalıydı...

BAŞKA BİR HİKAYE LAZIMDI

Evet… O yıllarda (ki 20 ya da 30 yıl evvelinden değil… Hepi topu 7-8 yıl öncesinden bahsediyorum) bir Irak’tan, İran’dan, Suriye’den bakıldığında iç siyasetinde kararlı, onurlu, vakur ve toplumun tüm kesimlerini, katmanlarını ortak paydada toplamaya çalışan bir Türkiye görünüyordu.

Ama yetmiyordu bu!

Kesinlikle başka bir hikaye yazmak lazımdı…

Tarihe altın harflerle yazılacak başka bir öykü!

Ve işte o güne kadar elde ettiği başarısının dış politikada yazılacak bambaşka bir hikaye ile taçlandırılacağına inanan Erdoğan, bu hikayeyi yazması için Türkiye’nin dış politikasını, çok güvendiği Ahmet Hoca’ya emanet etti.

Ama evdeki hesap çarşıya uymadı ve bırakın hayal edilen dış politika hikayesini bir yana...

Davutoğlu’nun kaptanlığında başlayan süreçte üst üste yapılan hatalar neticesinde Türkiye sıfır sorunlu olduğu komşu ülkelerle dahi olağanüstü sorunlu bir döneme geçiş yaptı.

Uzatmayayım...

Sanırım niçin bu yazıyı kaleme aldığımı biliyorsunuzdur.

Türkiye’nin dış politikasında uzun yıllar söz sahibi olan eski Başbakan Ahmet Davutoğlu parti içinde yaşadığı anlaşmazlıklar nedeniyle istifa edip ekip arkadaşları ile birlikte yeni bir parti kurma kararı verdi.

Bugün o parti görücüye çıkıyor Ankara’da.

"GELECEK" İÇİN ÖZELEŞTİRİ YAPMALI

Davetli olmama rağmen katılamadım bu tanıtım toplantısına ama katılmış olsa idim bir gazeteci olarak Sayın Davutoğlu’ndan kafamı kurcalayan özellikle dış politika konularında mutlaka kamuoyunu aydınlatmasını isterdim.

Mesela Suriye meselesi...

Bilmiyorum aranızda Sayın Davutoğlu’nun başını çektiği Suriye politikasının doğru olduğunu savunan kimse var mı ama bence olmaması gerekiyor!

Zira gelinen noktadan bakıldığında aklıselim hiç kimse o politikalara sahiplik edemez. Etmemelidir de!

Çok basit bir örnek vereceğim...

Hatırlarsanız... Suriye ile sorunun başladığı ilk zamanlarda Ahmet Davutoğlu Türkiye’ye gelebilecek sığınmacı sayısının en fazla 100 bin ve bu rakamın da kırmızı çizgimiz olacağını ifade etmişti.

Ama biz bugün ülkemizde 4 milyon Suriyeliyi ağırlıyoruz.

Bu sayı azalır mı yoksa artar mı ondan bile emin değiliz.

Çünkü bir gün elmahkum sınırımıza dayanmış 3 milyon Suriyeliye de kapıları açmak zorunda kalabiliriz.

Velhasıl.... O “Kırmızı Çizginin” katbekat aşıldığı ve 40 milyar doların üzerinde bir maliyete neden olan devasa bir Suriyeli sorunu ile başbaşayız şu anda ülke olarak...

Mesela bugün yapacağı partisinin tanıtım toplantısında, kendi partilileri, ekibi dahil hiç kimsenin sahiplenemediği “Suriye Politikası” konusunda bir aydınlanma sağlamalı Sayın Davutoğlu...

Bir diğer mesele ise Rusya ile bizi savaş noktasına getiren şu uçak düşürme mevzusu…

1 yıl süren ve yine maliyeti çok ağır olan o krizde izlenen tavırda da yine en büyük sorumlunun Davutoğlu olduğunu...

Ve Türkiye tarafından diplomatik teamüllere uygun davranılmış olsa idi... Uçağın düşürülmesinin ardından o alelacele açıklamalar yapılmamış olsaydı krizin daha az hasarla ve daha çabuk aşılmasının mümkün olduğunu biliyoruz...

Neden bu olmadı?

Neden bu ülke insanı bir diplomatik körlük neticesinde yaşanan o krizin faturasını ödemek zorunda kaldı?

Nerede ve neler yanlıştı o günlerde?

Naçizane fikrim...

Eğer adını “Gelecek” koyduğu partisiyle gelecekte bir yol almayı samimiyetle istiyor ise...

Davutoğlu bugünkü toplantısında benim gibi milyonlarca seçmenin hafızasına kazınmış bu konularla alakalı okkalı bir özeleştiri yapmalı.

ÇOK SESLİLİK ADINA OLUMLU

Gelelim son söze...

Lafı uzatmamak adına bugün yazamadığım eleştirilerim de baki olmak koşulu ile demokrasiye yürekten inanan bir insan olarak Davutoğlu’nun yeni bir parti kurma girişiminin demokrasi, özgürlükler ve çok seslilik adına çok olumlu bir girişim olduğunu önemle vurgulamak istiyorum.

Umarım “Gelecek Partisi” lideri Ahmet Davutoğlu, geçmiş zamanlarda yapılmış olan tüm hatalarından ders çıkarmış ve geleceğin partisi olma iddiasındaki bu yeni siyasi oluşumunu; “sıfır hata”, “sıfır sorun”la sağlam bir zemine taşımayı başarır...

Kendisine ve birlikte yola çıktığı tüm ekip arkadaşlarına başarılar diliyor ve bu yeni partinin Türkiye demokrasisi için hayırlı olmasını temenni ediyorum...

Rast gele...

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!