Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Geçen gün yazdığım; “CHP’nin adaylığında neden bu iki isim düşünülmüyor?” başlıklı yazıma epeyce bir geri dönüş aldım.

        Bir kısım hak veriyordu yazdıklarıma.

        Bir kısım ise vermiyordu -ki bunların büyük çoğunluğu adayın Kılıçdaroğlu olmasına yüzde 100 inanmış CHP’lilerdi- çünkü onlara göre 6’lı masada adayı belirlemesi gereken parti muhalefetin en güçlü partisi CHP’ydi ve adayı da Genel Başkan Kılıçdaroğlu olmalıydı.

        Birinci kısımdakiler ise İlhan Kesici ya da Hurşit Güneş önerimi şahane bulmuşlardı ama onlara göre de bu iki isimden birinin aday gösterilme ihtimali sıfırdı.

        Çünkü 6’lı masaya gidecek ismin Kemal Kılıçdaroğlu olacağı CHP içerisinde netleşmiş durumdaydı.

        Bu konuda hemfikiriz zaten.

        Ben de eminim Kılıçdaroğlu’nun aday olmayı çok çok arzu ettiğine ve kararlı olduğuna ama…

        Sorun şu ki; bu teklif 6’lı masada karşılık bulur mu?

        Yaptığım görüşmeler, aldığım yorumlardan hareketle söylüyorum…

        Çok zor!

        Başta en eski ortak olan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener olmak üzere masadaki diğer tüm siyasi liderlerin Kılıçdaroğlu’nun muhalefetin ortak adayı olmasına yaklaşımları pek sıcak değil.

        Neden?

        Çünkü masadaki hemen tüm liderlerde özellikle muhafazakar tabanlarını Kılıçdaroğlu’na oy verme hususunda ikna edememe kaygısı var.

        CHP’lilere göre çok yersiz bir kaygı bu!

        Çünkü Kılıçdaroğlu sadece CHP’nin adayı olarak çıkarsa ilk turda olmaz ama ikinci turda kesin kazanıyor.

        Peki bu nasıl olacak diye sorduğunuzda da tamamının ortak argümanı; “6’lı masadaki partilerin liderlerinin tamamı aday olsa bile birinci gelecek lider Kılıçdaroğlu olacak. İkinci turda da elmahkum bütün muhalifler Kılıçdaroğlu’na oy verecek!”

        Ben katılmıyorum bu teze.

        Birinci turda birinci gelecek iddiası doğru olabilir.

        Ki, o bile riskli.

        (Bir bakmışsınız ki Akşener birinci çıkmış mesela…)

        Ya da kararsız seçmen; “Ortak bir aday dahi gösterecek birlik, bütünlük yok bu muhalefette! Bunlardan hiçbir şey olmaz!” kızgınlığı ile Erdoğan’dan yana tavır alıp daha birinci turda da olayı bitirebilirler.

        Ama hadi diyelim onların dediği doğru.

        Kılıçdaroğlu birinci turun kazanan muhalif lideri olsun.

        Peki ikinci turda Saadet, DEVA, Gelecek ve benzer tabanları olan diğer partilerin seçmenlerinin Erdoğan mı, Kılıçdaroğlu mu seçeneklerinde Kılıçdaroğlu’ndan yana tavır alacaklarının garantisi mi var?

        Bence yok!

        Hatta büyük risk var ve ben bunun nedenini daha önceki zamanlarda da birkaç kez dile getirmiştim.

        Ki, “Kılıçdaroğlu kesin kazanır” tezini ileri sürenlere linkini verdiğim şu yazıdaki tespitlerimi hatırlattığımda onların bile çoğu kabul ediyor bunu.

        Diyorlar ki; “Olabilir evet. Muhafazakar seçmenin bir kısmı arafta kalabilir ve Erdoğan’dan yana tercih kullanabilir!”

        Hemen sonra da şunu ekliyorlar; “Ama bu abartılı bir oran olmaz! Olsa olsa en fazla yüzde 5 olur!”

        Yani Saadet, DEVA, Gelecek partilerinin toplam oyundan biraz eksik oran!

        O halde denilmez mi; “Ee madem bu riski göze alıyorsunuz. Neden bu partilerle aynı masaya oturup kalkıp, çözüm arıyorsunuz? Niye muhalif seçmeni boşu boşuna uğraştırıyorsunuz?”

        Çıkın o zaman kamuoyunun önüne; “CHP tek başına girecek seçime ve adayı da Kemal Kılıçdaroğlu olacak!” deyin, siz de kurtulun terlemekten, milleti de kurtarın artık!

        Haksız mıyım?

        İmamoğlu ve Yavaş'a, "Açıkla" baskısı!

        İmamoğlu ve Yavaş'a, "Açıkla" baskısı!
        0:00 / 0:00

        Tabii bu arada bu aramalar, görüşmeler sırasında ilginç kulisler de aldım.

        (İkincisini öteki yazıda okuyacaksınız.)

        Bunlardan biri İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın adaylığı konusu…

        Zaten vardı bu iki ismin aday olabileceğinin kamuoyunca tartışılıyor olmasından bir rahatsızlık ama Kılıçdaroğlu’nun adaylığı zihinlerde ve pratikte netleşince…

        Ve bir de özellikle İmamoğlu’nun aday olup olamayacağı sorularına açık kapı bırakması ve dahası aday olabileceği yönünde sinyaller vermeye devam etmesi…

        Bayağı artırmış bu rahatsızlığı.

        Bu yüzden de iki isimden de kamuoyuna; “Kesinlikle aday değilim! Düşünmüyorum! Bir dahaki yerel seçimlere kadar görevimin başında olacağım” mealinde bir açıklama yapmaları arzulanıyor.

        Arzunun da ötesinde hatta durum.

        İsteniyor.

        “Net bir şekilde ifade edin kendinizi ve kamuoyundaki gereksiz yere devam eden bu tartışmaları sonlandırın!”

        “Kimler bu baskıyı yapıyor?” diye sormayın bana.

        Çünkü isimlerini yazsam da…

        Nasıl olsa yalanlanacak.

        Bu arada ben eminim de yazdığım kulisin doğruluğundan.

        Ama bakalım genel merkezin istediği bu açıklamayı yapacaklar mı adı geçen başkanlar?

        Ya da yapmayıp CHP’nin masaya götüreceği aday kesinleşinceye kadar şanslarını kovalamaya devam edecekler mi?

        Bekleyip, göreceğiz…

        Kaftancıoğlu sorununa çözüm bulundu!

        Kaftancıoğlu sorununa çözüm bulundu!
        0:00 / 0:00

        Yargıtay’da cezası onanan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, hakkında kesinleşen 4 yıl 11 ay 20 günlük hapis için gittiği Silivri Cezaevi’nden “denetimli serbestlik”le tahliye edildi.

        Tabii bu tahliye sadece hapisten kurtardı Kaftancıoğlu.

        Ancak Siyasi Partiler Kanunu'na göre 2 yılı aşan ceza alan kişiler siyasi partide yönetici olamıyor.

        Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu her ne kadar dese ki; ”İl Başkanımız Canan Kaftancıoğlu’dur! Öyle de kalmaya devam edecek!”

        Hukuken bu durumun devam etme olasılığı ne yazık ki yok!

        Bu arada yeri geldi bir noktaya temas edeyim.

        Zaten 2 yıl evvel yazmıştım Canan Hanım hakkında açılan dava ile ilgili görüşlerimi.

        Aynı noktadayım elbette ki!

        Ama samimiyetle söylüyorum ki; 2 yıl önce yazarken, bu haksızlığın illa ki yargıdan döneceğine inanıyordum.

        Dönmedi.

        Maalesef bu haksızlık yargı tarafından da tescil edildi.

        Canan Hanım serbest ama İl Başkanlığı görevi devam edemeyecek.

        Genel merkezde bir süredir bu soruna nasıl bir çözüm üretilir üzerinde tartışılıyordu.

        Öğrendiğim kadarıyla bulunmuş.

        Bilindiği üzere siyasi partilerde görev yapan danışmanların partiye üye olma zorunluluğu yok!

        O yüzden de Kemal Bey, Kaftancıoğlu’nun Genel Başkan’ın İstanbul İl Koordinatörlüğünü yürütecek danışman olarak görevlendirilmesine karar vermiş.

        Ama tabii hukuki olarak bir başkan olması lazım İstanbul İl Örgütü’nün başında.

        Onun da Kaftancıoğlu’nun işaret edeceği il yönetim kurulu üyelerinden birinin olmasında mutabık kalınmış.

        Yani…

        Canan Hanım hukuken değil ama fiilen İl Başkanlığı’na devam edecek.

        Dün olduğu gibi bugün de yarın da İstanbul İl Örgütü’nün politikalarını o belirleyecek, o yön verecek.

        Sadece imza atılması gerektiğinde hukuki olarak seçilmiş kişi imzayı atacak.

        CHP’deki bazıları bu kararı doğru bulmuyor.

        Kusura bakmasınlar hiç katılmıyorum onlara.

        Canan Hanım'la çok ters düştüğüm noktalar oldu.

        Kendisini en sert eleştirenler gazetecilerdenim.

        Bu yüzden de aramız limonidir.

        Ama sonuçta biliyorum ki, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın kazanılmasında en büyük pay sahibi olanlardan biridir Canan Hanım.

        Aldığı bu cezalar, siyaseten yasaklamalar filan da zaten bu payın karşılığıdır, bedelidir.

        Ne yapacaktı yani CHP?

        10 yıl evvelki tweetleri bahane edilerek aleni haksızlığa uğramış Kaftancıoğlu’na vefasızlık yapıp; “Hadi Canancığım. Seninle işimiz bitti! Sen artık evine dön!” deyip, kenara mı itecekti?

        Diğer Yazılar