Danimarkalı Murad: Yemen'den Paris'e...
FRANSA Cumhurbaşkanı François Hollande, Paris’teki operasyonlar sonrası polislere teşekkür etti. Başbakan Manuel Valls ise operasyon sonrasında yaptığı açıklamada, “İstihbarat örgütümüz sınıfta kaldı” dedi.
Çelişki mi? Hayır değil. Charlie Hebdo’ya baskın yapıp 12 kişinin ölümüne yol açan Cezayir asıllı iki kardeşten büyüğünün El Kaide örgütünün Yemen şubesi tarafından eğitildiğini, medya, Fransız istihbaratından öğrenmedi.
Kimden öğrendi? CIA’dan... Yani Amerikalılardan...
Fransız istihbarat örgütü SDECE bir zamanlar Avrupa’nın en iyisiydi. Bunu sağlayan efsane başkanı (1970-1981) Alexander de Marenches, ABD Başkanı Ronald Reagan’a bile danışmanlık yapmıştı. Demirperde’nin çöküşünde rol oynadığı gibi, Batılı istihbarat örgütlerini Ortadoğu’da alınan her nefesten haberdar hale getiren “Safari Kulüp”ün kurucusu da oydu.
Mehmet Ali Ağca tarafından vurulan Papa 2. Jean Paul’e suikast hazırlığını ilk o raporlaştırmıştı. Garip ve kuşkulu bir biçimde öldü Marenches; sebebin kalp krizi mi, intihar mı, zehirlenme mi olduğu, arkasından çok konuşuldu.
Şimdi ise dünya, Fransa’da doğma büyüme iki kardeşin Yemen geçmişini Amerikalılardan öğreniyor...
Bu nasıl oldu peki? CIA nasıl bildi?
Morten Storm adını duydunuz mu? Ya da Murad Daniş’i? Morten ülkesinde her türlü yasadışı işe karıştıktan sonra cezaevinde tanıştığı Türkler eliyle Müslüman olmuş bir Danimarkalı. Yeni çevresi yolunu Yemen’deki El Kaide ve lideri Enver el Evlaki ile buluşturmuş...
İlk çocuğunun ismini Usame koyacak kadar “dava”ya bağlanmış Storm.
Morten’in iddiası bu. Anılarını kaleme alan CNN’den iki gazeteci, kendilerine sunduğu belge ve fotoğrafların, anlattıklarını fazlasıyla desteklediğini söylüyor.
Paris’teki olaylar başlar başlamaz CIA, Morten’in vaktiyle kendilerine sağladığı bilgilerden yararlanarak, “Said Kouachi Yemen’de El Kaide eğitimi aldı” bilgisini dünyayla paylaşmışsa, Fransa Başbakanı Valls işte buna bozulmuştur...
Gülen’in iadesi: ABD neden ağız değiştirdi?
SABAH Gazetesi iki gün üst üste ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass ile mülakat yayımladı. Okan Müderrisoğlu’yla görüşen Büyükelçi Bass, Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi konusunda, “Bakılır, yasalarımızla çelişmiyorsa, gereği yerine getirilir” anlamına gelen bir üslup kullandı.
Ne oluyor?
Bazıları ABD ile Cemaat’i o kadar iç içe görüyorlar ki, bu sebeple, “Vermezler” deyip duruyorlar. Cemaat’in kendisi de, 2006 ve 2007 yıllarında Gülen’in vizesinin yenilenmek istenmemesini, sevenlerine daha önce verilmiş vizelerin iptal edilmesini unutmuş görünüyor.
Kimi de Washington’u, herkese kol kanat geren, kol kanat gerdiklerini de sonuna kadar koruyan bir dostluk abidesi sanıyor...
Ortadoğu bölgesinde Washington’un en has dostu İran Şahı’ydı. Dönemin başkanı Jimmy Carter, 31 Aralık 1977 yılbaşı gecesini Tahran’da geçirmiş, üzerinde iyi çalışılmış bir konuşmada, uzun uzun Şah’ı övmüştü.
Beyaz Saray internet sitesinden halen erişilebilen konuşmasında Carter, “Askeri güvenlik planlaması açısından dünyada bize İran’dan daha yakın bir ülke yok; iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel sorunları danışmada daha yararlı başka bir ülke tanımıyorum. Şah da benim kişisel olarak en derin saygımı ve dostluğumu hak ediyor” demişti.
Şah, kendi kaleme aldığı anıları “Tarihe Tanıklık”ta (Answer to History), bir yıl önce Tahran’da, “İran sorunlu bir bölgede bir istikrar adasıdır” diye kadeh kaldıran Carter’ın, ölümcül hastalığına rağmen kendisini palas pandıras hastaneden ABD dışına gönderdiğini yazıyor.
İyi de Büyükelçi Bass’ın açıklamayı şimdi yapmasının sebebi ne olabilir?
Bu sorunun cevabı, Afrika’da...
Gambiya, Batı Afrika’da küçük bir ülke. Cherno Nije ile Papa Faal ise Gambiya kökenli ABD vatandaşı 2 işadamı. Gambiya’yı 1994’ten beri yöneten Devlet Başkanı Yahya Jammeh’ye karşı 30 Aralık gecesi bir darbe girişiminde bulunmuş Nije ile Faal; beceremeyince, pasaportunu taşıdıkları Amerika’ya dönüş yapmışlar...
Becerebilselermiş, Nije Gambiya’nın geçici devlet başkanı olacakmış...
Havaalanına ayak bastıklarında FBI kendilerini gözaltına almış; geçtiğimiz pazartesi günü de mahkeme önüne çıkarılmışlar...
Şimdi sıkı durun, çünkü ikilinin tutuklanma gerekçesi ve dayandığı yasa maddesi ilginç: FBI, Nije ile Faal’i 1794 yılında (evet, 1794 yılında) çıkarılmış “Neutrality Act” (Tarafsızlık Yasası) adlı bir yasaya dayanarak tutuklamış... Yasaya göre, ABD’nin barış içerisinde olduğu bir ülkedeki yönetime karşı darbe girişimine karışmak suç teşkil ediyormuş...
“Darbe” sözcüğü (İngilizce “coup” karşılığı) dikkatinizi çekmiş olmalı.
Geldiğinden beri konuya ilişkin konuşmayan Büyükelçi Bass’ın, ülkesinde geçen hafta yaşanan Gambiya olayından sonra konuşmaya başlamasını manidar buluyorum.
Bir roman
Her mübadil ailenin kendilerine özel hikâyesi vardır. Çağan Irmak “Babam ve Oğlum” ile “Dedemin İnsanları” filmleriyle Girit mübadillerinin hislerini yetkinlikle beyazperdeye taşıdı.
Aslında sinemaya aktarılmaya hazır bir roman “Mübadil”; zaten yazarı Handan Öztürk romancı olarak bilinse de yönettiği belgesel ve konulu filmleriyle göz dolduruyor. Hasankeyf odaklı “Benim ve Roz’un Sonbaharı” filmi hafızalarda tazedir. Karın ülkeyi teslim aldığı geçen hafta, yeni filmi için, Adıyaman taraflarında mekân beğenmekle meşguldü Handan.
Roman, Lozan mübadili iki gencin Yunanistan ve Türkiye arasında mekik dokuyarak birbirlerine yeniden kavuşma hikâyesi... Arkasına Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş, Yunanistan’ın da iç savaş sıkıntılarını almış roman, bu büyük toplumsal altüst oluş içerisinde kendi büyük buluşmalarının peşinde iki gencin öyküsü (Artemis Yayınları)...
Zevkle okunuyor.