Bugün konumuz kralını kaybeden Suudi Arabistan
SUUDİ Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz vefat etti, tahta kardeşi Selman bin Abdülaziz geçti.
Küçük sayılabilecek, az nüfuslu bir ülke Suudi Arabistan; ama görüntüsünün çok ötesinde cirmi var. Hem zengin, hem de yıllar içerisinde fertleri ustalık kazanmış bir aile eliyle yönetiliyor. Bölge dengelerinde en ağırlıklı ülkelerin başında geldiği kesin. Bu sebeple de yakından izlenmeyi hak ediyor.
En sevilen kralla tanışmıştım
1973 yılının son haftalarında uluslararası bir konferans için henüz daha başkent olmamış Riyad kentindeydim. Konferansı düzenleyenler, benim de aralarında bulunduğum küçük bir grup oluşturmuş, bizleri Kral Faysal’ın kışlık sarayına götürmüştü. Hepimize sıkı sıkı “Yanınıza hiçbir şey almayın, kalem ve kâğıt bile’’ tembihinde bulunmayı unutmayarak...
Huzura alınana kadar kaç üst aramasından geçirildiğimizi unuttum, ama içeri girdiğimde heyete dahil edildiğim için duyduğum olumlu hislerin hepsinin kaybolduğunu bugün gibi hatırlıyorum. Bıktırıcıydı güvenlik tedbirleri...
Yine de aşırı tedbiri anlayabiliyordum: Kapalı kutu sayılan ülkesini çağa açmış, yüksek sesli itirazlara rağmen köleliği lağvetmiş, kadın hakları konusunda adımlar atmış, televizyonu Türkiye’den neredeyse on yıl önce yayına başlatmış, en önemlisi de varili birkaç dolara satılan bir meta olan petrolü değerine kavuşturmuştu Kral Faysal...
İkinci eşi İffet Hanım İstanbul’da yetişmiş bir hanımefendiydi ve “reformcu” yaklaşımlarda eşi üzerinde etkili olduğu biliniyordu.
Petrolün değerini bulması, Batı’nın Filistin konusundaki ikiyüzlülüğüne karşı Kral Faysal’ın ilan ettiği ambargo sayesinde gerçekleşmişti.
Olağanüstü güvenlik tedbirleriyle korunan Kral Faysal’ı üvey kardeşinin oğluna öldürttüler (25 Mart 1975)...
Kral Abdullah petrol fiyatlarının Suudi Arabistan tarafından bir yıl içerisinde yarı yarıya ucuzlatıldığı yeni bir kriz döneminde eceliyle öldü, yaşı 90’ı çoktan aşmıştı; yerine geçen kardeşi Selman 79 yaşında.
Aynı geziden küçük bir anekdot daha: 1973’ün son haftası Riyad’dan Mekke’ye geçtim. Hac mevsimiydi. “Korkut Özal burada’’ dediler, ben de kurulacak ilk CHP-MSP hükümetinde bakan olması beklenen Korkut Bey’in yanına uğradım. Otururken, biri, “Galiba İsmet Paşa vefat etmiş’’ deyiverdi. Korkut Özal’ın cevabını unutmuyorum: “Her hac mevsiminde balon uçuranlar çıkar, bu da öyle bir balondur; İsmet Paşa eski toprak...’’
Türkiye’nin İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün vefat haberi doğruydu (25 Aralık 1973).
Sosyal medya = Soytarılar meclisi
BAKMAYIN siz, internet yasaklarına ve sosyal medyaya getirilmek istenen kısıtlamalara karşı efelenen ülkelere; hemen her ülke, elinden gelse, tarihin çarkını geri çevirmeye kalkacak ve bu alana kapsamlı yasaklar getirecek. “Keşke teknoloji bu denli gelişmeseydi...’’ veya “Keşke interneti devreye sokanlar yalnızca askeri amaçlı kullanımla yetinselerdi’’ diye düşünen ülke yöneticileri çok fazla...
Suudi Arabistan’da sosyal medyanın yasaklanması ciddi ciddi düşünülüyor; ülkenin en yüksek dini otoritesi, Müftü-yü Amm, Twitter için, “soytarılar meclisi” yakıştırmasını yaptı. Kardeşinin yerine tahta geçen Kral Selman’ın ilk işi ise, halkına daha iyi hizmet etmek için Allah’tan yardım ve insanlardan dua beklediğini Twitter hesabından duyurmak oldu.
Sayıları hayli azalmış gazetecilik meslek dergileri arasında iyi bir yeri bulunan Columbia Journalism Review, son sayısında, internet ve sosyal medyadan korkunun, rejimleri yeni sansürleme yöntemleri arayışına sevk ettiğine dair bir yazı yayımladı. Yazıda Suudi Arabistan’ın da adı geçiyor, ama esas göz açıcı örnekler Çin, Rusya, Macaristan, Venezüella gibi ülkelerden...
Philip Bennett ile Moises Naim imzasını taşıyan kapsamlı yazıda, basına tahammülsüz rejimlerin, çoğu kez hiç hissettirmeden amaçlarına ulaştıkları anlatılıyor. Şu yöntemler kullanılıyormuş: Gazetecilere, medya yöneticilerine ve şirketlerine rüşvet verme... Muhtevayı bloklama veya istenmeyeni engelleme... Hedef seçilen yöneticiler, gazeteciler, yazarlar, karikatüristler ve TV sunucularını kovma amaçlı baskılar... Dost olmayan medya organlarına reklam vermesinler veya az versinler diye reklamverenler üzerinde baskı uygulama, devlete ait reklamları muhaliflerden çekme... Hükümetle ilişkili olduğu gizlenen şirketlere medya şirketlerini satın aldırma... İnternet üzerinden yayın yapan sitelere trollerini saldırtma... Sahte, çakma haber kaynakları oluşturma... Hükümet kontrolündeki sitelerde beyin yıkama...
“Dünya artık gazetecilik açısından çok farklı bir dünya; sansür uygulamaları eskisi gibi değil, çoğu kez hiç fark ettirilmeden kafalarımız biçimlendiriliyor; bu gerçeklere göre yeni mücadele yöntemleri geliştirilmesi şart’’ diyor Bennett ile Naim...
Yakışıyor haspaya
KADINLAR henüz araç kullanamıyor Suudi Arabistan’da. Yasak. Ancak yasakları delmek için hapsi göze alan kadınlar çıkıyor. Onlara en büyük destek de eşlerinden geliyor.
Ahmed Aziz El Hamdi, sakalı göbeğinde Suudlu bir din adamı. Fetva makamı. Dini kuralların sıkı biçimde uygulandığını denetleme görevinin sahibi din polisinin Mekke’de başındaydı yakın zamanlara kadar.
Bir aydır El Hamdi’nin bir fetvası üzerine tartışmalar sürüyor ülkede.
Ülke kadınlarının dindarlık alameti, yüzlerin peçeyle kapatılması... El Hamdi’nin, “Acaba Facebook’a yüzüm açık bir fotoğrafımı koymam caiz midir?’’ diye soran bir kadına verdiği “Caizdir’’ cevabı ülkeyi ayağa kaldırdı. Din adamını tebrik edenler kadar tehdit yağdıranlar da çıktı. En çok da “Kendi eşine böyle bir izni verir miydi?’’ diye çıkıştı bazıları...
Cevap, Suudi Arabistan’da çok izlenen bir TV programında uygulamalı olarak geldi... Yanına eşi Cevahir bint El Şeyh Ali’yi de alarak çıktı çekimi Dubai’de yapılan “Badria” programına El Hamdi. Başı örtülü eşi peçesiz olduğu gibi, kadının yüzü makyajlıydı da...
O gün bugündür konu üzerindeki tartışmalar sürüyor...
Bir Suud kadın filmi: Wadjda
FİLMLER çekilirken, kameraların hemen arkasında duran yönetmenin “Motor’’ ve “Kes’’ talimatlarına kulak verilir. Bütünüyle Suudi Arabistan’da geçen ilk film olan “Wadjda”nın yönetmeni ortalıkta hiç görünmedi; filmini bir minibüsün içinden yönetti Hayfa El Mansur; zaman zaman talimatını onun namına bir başkası verdi.
Sebebi, “ülkenin ilk kadın film yönetmeni” oluşu Hayfa’nın...
Film, Wadjda (Vecde) adlı 11 yaşındaki bir kızın bisiklete sahip olma rüyası etrafında geçiyor. Vecde her gün okula giderken önünden geçtiği dükkândaki yeşil bisiklete takmıştır. Aile “Bisiklet kızlara göre değil’’ diye çok kızar. Vecde ise bisiklet için para kazanacağı her işe bulaşır, sonunda bisiklet parası getirecek Kuran okuma yarışmasına girer ve kazanır; ama niyetini öğrenen okul yönetimi ödül parasını onun namına Filistin davasına bağışlar...
Sonuçta, üzerine ikinci eş getiren eşine kızan annesi alacaktır Vecde’ye bisikleti...
İç içe pek çok soruna değinen bir film “Wadjda”...