Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 3 gazetecinin karşısına çıktığı NTV programında söylediklerini beğenen çoktu, beğenmeyen pek azdı.

        Program sonrasında herkes beni sorguladı, ben de Gül’ün yakınındaki bir dostuma “Amaç neydi?” sorusunu yönelttim. Aldığım cevap aşağıda: “Bazılarının sandığının tersine, Abdullah Gül ‘Aman Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu başarısız olsun da bana gün doğsun’ beklentisinde değil. Evet, ‘Ülkem için gerekirse ve talep gelirse elimi taşın altına koyarım’ görüşünde samimi; ancak böyle olsun diye elini ovuşturup durmuyor. Zaman zaman medya aracılığıyla görüş açıklayıp kurucusu olduğu partiye, başarılı olabilsinler diye, ‘ince ayar’ çekmeye çalışıyor.

        Şimdi olan da bu. 7 Haziran seçimindeki başarısızlık ortada. Kendine göre bir değerlendirme sonucu başarısızlığın nerelerden kaynaklandığına dair bir tespit yaptı ve 1 Kasım seçiminde yanlışlıkların düzeltilmesine katkıda bulunmak istedi.

        Dikkatle izleyenler için pek çok malzeme var konuşmasında.

        Programı da, tam iki kez erteleyip sonunda listelerin belirleneceği günün arifesine bu amaçla denk getirdi. Aday listelerinde bir parça denge varsa herhalde onun çıkışlarının bunda etkisi bulunuyor.”

        Araya girip sorunca öğrendim: Kendisine soru soracak olanların “ahbap çavuş” görüntüsü vermeyecek isimlerden oluşturulmasını da kanaldan bizzat Gül istemiş...

        Herhalde tersini yapanlara örnek olmak için...

        Görüşünü aldığım AK Partili dostumun telefona yansıyan sesinden 1 Kasım seçiminden partisi adına fazla umutlu olmadığını anladım. “Nasıl umutlu olayım?” dedi bana dostum. “Ortalık yangın yerine döndü ve böyle bir ortamda gidilen seçimden iktidar partisine hayırlı bir sonuç mu çıkar?”

        ORADAYDIM: TÜSİAD YİK TOPLANTISI

        “HERHALDE pek azı gelir” beklentisiyle gittim Çırağan Sarayı’ndaki TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısına; bir gün önce Kayseri’de gözaltına alınmış Memduh Boydak dışında neredeyse bütün kayıtlı üyelerinin hazır bulunduğunu gözlerimle gördüm.

        Görmesem inanmazdım.

        YİK Başkanı Tuncay Özilhan ile TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes, her biri ayrı ayrı, ülkede işlerin iyiye gitmediğini herkese açık toplantıda dile getirdi; hem de laflarını eğip bükmeden... Gazetecilere kapalı oturumda üyeler de sert eleştiriler yapmış; hatta birisi, “İdam cezası yok nasıl olsa” şakasıyla dinleyenleri güldürmüş de...

        Eleştirileri kendi kulaklarımla işitmesem, emin olun, inanmazdım.

        Önemli bir yabancı şirket temsilcisi, ayaküzeri sohbette, “1 Kasım’da yine parçalı bir tablo çıkarsa ne olur?” sorusuna “Seçim bir kez daha yenilenebilir” cevabını alınca elini ağzına götürüp “Eyvah ki, ne eyvah” anlamına bir şeyler söyledi.

        Biraz önce “Dolardaki yükseliş bize olumlu yansıyor” dediği halde...

        “Değeri yüksek dolar bizim için biraz iyi, ama müşterilerimiz için çok kötü. Mallarımızı satamadıktan sonra dolar yüksek olmuş, neye yarar?” dedi adam...

        Oradan çıkıp İstanbul’un hatırı sayılır bir restoranına gittim. Çalışanlardan biri kulağıma şunları fısıldadı: “Hükümet bayram tatilini 9 gün ilan etti ve özel okullar 3 hafta önce açıldığı halde devlet okullarının açılışını tatil sonrasına bıraktı. Benim tatile gideceğim yok, ama tatile gidecekler yüzünden gelirim azalacak, devlet okuluna giden çocuklarım da 3 hafta eğitimden mahrum kalacak... Oysa müşterilerimiz 9 günü tatilde geçirecek, ama özel okula giden çocukları eğitimden geri kalmamış olacak... AKP’li hükümetin bu yaptığına ne denir?”

        Hükümetin geçici ve AK Parti hükümeti olmadığını anlatmaya çalıştımsa da, anlattıklarım ilgi görmedi.

        OBAMA NOBEL'E KIZMIŞ, PUTİN 1 ASIR ÖNCE KEŞFEDİLMİŞ

        DÜNYANIN iki rakip güç odağının liderleriyle ilgili her haber ilgimi çeker...

        Obama ve Putin’i ilgilendiren iki haber düştü bu hafta ajanslara...

        İlki Obama’yla ilgili...

        Barack Obama, başkan seçilmesi üzerinden henüz 7 ay geçmişken, 2009’da, Nobel Komitesi tarafından “Barış Ödülü” ile mükâfatlandırılmıştı. Pek çok kişiyle birlikte ben de şaşırmış ve “Hayrola, ne yaptı da ödüllendiriliyor?” tepkisini vermiştim.

        Meğer Obama’nın kendisi de şaşırmış... Şaşırmış ve ödülü kabul etmek istememiş... Yardımcılarına “Soruşturun bakalım, kabul etmesem ya da ödülü almak için Oslo’ya gitmesem olabilir mi?” talimatını vermiş... Komite, “Yalnızca baskıcı hükümetlerin izin vermedikleri öyle davranıyor” bilgisini ulaştırınca... Obama, “Ne yapalım, ben de gider ödülü alırım” demiş...

        Nobel Komitesi’nin 25 yıl sekreterliğini yapmış Geir Lundestad (70), geçen yıl kendisini emekli edip köşesine çekilince anılarını yazmaya başlamıştı; bu bilgi onun önümüzdeki günlerde yayımlanacak anılarından...

        Lundestad’ın kendisi de komitenin kararını beğenmemiş, ama komite “Obama’nın barışçı söylemine destek olur, onu güçlendirir” diye vermiş ödülü...

        Norveçli Lundestad, “Ödülün beklendiği gibi bir etkisi olmadı” görüşünde.

        Putin’le ilgili habere gelince...

        İlya Repin, 19. yüzyılın ünlü Rus ressamlarından... “Dönemi için Leo Tolstoy edebiyatta ne idiyse Repin de resimde o” deniliyor haberde... Bundan tam 137 yıl önce, 1878 yılında, çizdiği tabloda iki köylü gezgin görülüyor.

        Radyo programcısı Marina Korolyova’nın dikkatini çekmiş ilk; o sözünü etmeye başlayınca da ilgilenen herkesin... Repin’in iki gezgini Rusya’nın bugün en güçlü iki adamına tıpatıp benziyor...

        Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’a...

        Korolyova, akıllı telefonuna yüklemiş tabloyu, sonra eliyle ayar yaparak gezginlerin yüzlerine odaklamış... İşte o zaman fark etmiş müthiş benzerliği...

        Haberi okuduğum İngiliz Daily Mail Gazetesi de “Evet, benziyorlar” görüşünde...

        Siz ne dersiniz?

        C-4 PATLAYICI NASIL YAPILIR BİLMEYEN DE ÖĞRENDİ

        BİZDE de D-Smart’ın FoxCrime kanalında gösterilen bir dizi “Homeland”. İlk bölümlerinde El-Kaide’ye karşı savaşırken esir düşünce devşirilerek Müslümanlığı kabul etmiş bir Amerikalı askerin ABD Kongresi’ne ve oradan da Beyaz Saray’a doğru yol alışını işliyordu.

        Önceleri dikkatle izlemeye çalışsam da iyice abuklaşınca arkasını bırakmıştım.

        Kanallar arasında dolaşırken karşıma çıkan bir görüntü kanımı dondurdu. Homeland’in Pakistan’da geçen son bölümünde, ajanlardan biri, kışkırtıcı eylem planlıyor ve bunu C-4 bombasıyla gerçekleştirmek istiyor. Bir C-4 bombasının nasıl hazırlandığını, en etkili biçime nasıl sokulduğunu ve en çok sayıda ölü ve yaralıya yol açmasını sağlamanın yolunu dizinin son bölümünde izledim.

        Dakikalar boyu...

        Herhalde böyle eylemler yapmayı düşünenler için iyi bir ders yerine geçmiştir.

        Homeland dizisi 4. yılından itibaren mekân olarak Türkiye’ye yerleşecekti; başroldeki CIA ajanının yeni görev yeri Türkiye olacaktı...

        Dizinin İsrailli senaristleri Ankara’dan gelen yoğun tepki üzerine Türkiye’den vazgeçip ajanı Afganistan’a göreve gönderdiler...

        Önce İsrail televizyonu için yazılmış ve ülkenin bir kanalı için çekilmiş senaryoyu sonradan Fox TV için ABD’ye taşıdılar.

        Homeland yerine, bir başka Amerikan dizisi, “Madame Secretary”, son 2 bölümünü Türkiye’ye ayırdı.

        Diğer Yazılar