Madrid... Londra... Ve Ankara...
ANKARA Garı önünde patlayan ve “barış mitingi” için toplanmaya başlayan insanlardan 100’e yakınının canını alan hain terör eylemi için ne söylenebilir?
Şunlar: 1- Teröristler seçim öncesi zamanı, başkentleri ve tren istasyonlarını seviyorlar...
2- Seçim öncesi bombalama eylemleri seçim sonuçlarını etkiliyor...
3- Başka ülkeler teröre bulaşanları yakalıyor, “canlı bomba” kullanılmış ve eylemciler ölmüşlerse bile, kim olduklarını ne yapıp edip buluyorlar...
Tren istasyonunda patlayıp çok sayıda cana mal olan bombalardan biri 2004 yılı 11 Mart’ında Madrid’de patlamıştı. Eylemde 191 kişi hayatını kaybetti, 1800 kişi yaralandı. Seçime sadece 3 gün kalmıştı ve kamuoyu yoklamaları iktidardaki, George W. Bush’un yakın arkadaşı Jose Maria Aznar’ın partisinin (PP) bir kez daha kazanacağına işaret ediyordu. Bombalamadan sonra kazanması beklenen parti kaybetti, açık ara gerideki sosyalist PSOE iktidara geldi.
Aznar bombalamadan ayrılıkçı ETA’yı suçladı; ama yargı sonucunda eylemi El-Kaide’den esinlenmiş başına buyruk bir hücrenin planladığı anlaşıldı.
Madrid eyleminden yalnızca 1 yıl sonra, 7 Temmuz 2005’te, bu defa Londra’da, 52 kişinin hayatını kaybettiği 4 ayrı ölümcül canlı bomba eylemi toplu taşıma araçlarında gerçekleştirildi. Eylemlerden 2 hafta sonra bir dizi eylem daha sahneye konulmak istendi; güvenlik güçleri hepsini boşa çıkardı.
Bu tablodan Ankara’daki eylemle ilgili ne gibi bir sonuç çıkar?
Tablo açık. Sonuç çıkarmayı sizlere bırakıyorum.
WİKİPEDİA ANSİKLOPEDİ Mİ, BİLGİSİZLİK DEPOSU MU?
BİR ABD gezisinde yolum San Francisco’ya düşmüş, orada karşılaştığım bir Türk uzman, “Wikipedia’da sizin için kullanılan deyime itiraz etmeyi düşünmüyor musunuz?” diye pattadanak sormuştu.
Doğrusu internet ansiklopedisinin hakkımda ne yazdığına bakmak aklıma gelmemişti.
Açtım, baktım ve pek çok bilgi yanlışıyla karşılaştım; tabii ABD’deki okurun tepkisini çeken “AK Parti’nin truva atı” gibi yakışıksız bir benzetmeyle de...
Bir kaçık “Harvard master diplomam” ile ilgili yalan bir şeyler karalamıştı; Wikipedia’ya madde yazanlar kolayca gerçeği öğrenebileceklerken, onun yazdığını aynen almışlar...
Maddenin hasetle yazıldığı o kadar belliydi ki, bilgi deposunu ayıbıyla baş başa bırakmayı yeğledim.
Sonradan o yakışıksız benzetmeyi kendiliğinden kaldırdılar, ama bilgi yanlışları yerli yerinde duruyor.
Hürriyet’te yazan Fatih Çekirge de bir arkadaşının yönlendirmesiyle kendi maddesiyle tanışmış. Geçen hafta şunları yazdı: “Açtım baktım... İnanılır gibi değil... Her şey yanlış... / Adamlar beni 10 yaş ihtiyarlatmışlar... / Tarihler... Okullar... Olaylar... Gazeteler... Falanca tarihte falanca gazeteye geçmişim, o da yanlış. Hepsi palavra... / Tam bir biyografik kirlilik...”
Ve hüküm cümlesi: “Anlayacağınız... Eğer Fatih Çekirge diye Wikipedia’ya sorarsanız... Karşınıza çıkan o Fatih ben değilim.”
Meğer Vatan yazarı Reha Muhtar da Wikipedia dertlisiymiş. Okuduğu okulları, babasının profesörlüğünü çarpıtarak vermiş Wikipedia; kendisinden “Türkmen asıllı gazeteci” diye söz etmiş, Milliyet’in değil Resmi Gazete’nin Atina temsilciliği garip unvanını bağışlamış...
Önce masum bir yanlışlıklar dizisi sanıp düzeltmeye çalışmış; ancak yapılan her düzeltmeyi maddenin orijinal yazarı yeniden eski haline dönüştürmüş...
Bir, iki... Hep aynı şey...
Şimdi bu işi “etki ajanı” adını verdiği birilerinin kasıtlı olarak yaptığına inanıyor Reha Muhtar ve maddeyi yazanın “Türkiye’nin gayri resmi tarihini yazan bir profesyonel” olduğu, onun arkasında da “hanımefendi” diye andığı birinin bulunduğu kanaatinde...
Zorlansam da, bizlere karakter suikastı yapan o iki tipin kimler olduğunu çıkarabildim.
Wikipedia yazarlığına kendilerini yazdırmış, ne kadar hasım bildikleri varsa, hepsiyle ilgili yalan-yanlış şeylerle maddeleri doldurmuşlar...
Reha Muhtar, “Tepki verdiler mi?” soruma başını olumsuz biçimde sallayarak cevap verdi. “Çete bunlar” demeyi de ihmal etmeden...
Görüyorsunuz, nelerle uğraşıyoruz.
BURASI TÜRKİYE OLUR BUNLAR ABİCİM...
GAZETE haberlerinde bölük pörçük kullanılan kısımlarını dikkatle okuduğum 1453 sayfalık “25 Aralık İddianamesi”nin tam metnine bir türlü ulaşamadım.
Aklıma, geçmişte Ergenekon ve Balyoz gibi davaların iddianamelerini indirdiğim “kontrgerilla.com” sitesi geldi. Siteye girdim ve sitenin her şeyiyle tanınmaz hale girdiğini fark ettim.
Eskiden “Ergenekon” davalarını yakın takibe almış olan site, ismini “haberkanal” olarak değiştirmiş ve bu defa kendini “FETÖ” adını verdiği örgütle mücadeleye adamış...
Evet, “25 Aralık İddianamesi” o sitede tam metin halinde yer alıyor...
Tahşiye İddianamesi de...
Biri bana, geçmişte bir görüşün acımasızca karşısında bulunanlar tarafından hazırlandığı izlenimi alınan bir internet sitesinin, devran değiştiğinde, bu defa tam tersi bir tavrı sergilemek için olağanüstü çaba gösterir hale gelmesini anlatabilir mi?
Anlamakta zorlandığımı itiraf ediyorum.
NOBEL: 2 KAZANDIK, 2 KAYBETTİK...
İTİBARLI Nobel ödülü bu yıl yine Türkiye’ye uğradı.
Orhan Pamuk edebiyat dalında almıştı ilk Nobel’i, 2006’da; bu yıl da tıp doktoru Prof. Aziz Sancar kimya dalında iki başka bilim insanıyla paylaştı Nobel’i... Arada (2013) Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü adına büyükelçi Ahmet Üzümcü’nün aldığı Nobel var...
Yıllardan beri Nobel beklentisi içerisinde olanlardan biriyim; kendime değil tabii, evrensel çapta değerli olan içimizden birilerine...
Çocuklarıma da, ilgilendikleri dallarda “en iyi” olmalarını tavsiye ederken, “Nobel almalısınız” deyip dururum.
Tunuslu 4 politik figüre verildi bu yılın Nobel Barış Ödülü...
Aslında 2013 Aralık ayı sonrasında ülkemizde yaşananlar yaşanmamış olsaydı, kavganın iki tarafının da bir gün “barış ödülü” almasının kaçınılmaz olacağını adım gibi biliyorum.
“1979 barış ödülü, Hindistan’da fakirlere yönelik çalışmaları göz önünde tutularak misyoner Rahibe Teresa’ya verilmişti; 160 ülkenin çocuklarına seviyeli eğitim sağlayan bir Türk neden Nobel almasın?” diye düşündüğümden...
“Kürt sorunu” gibi 30 binden fazla insanın canını alan dikenli bir konuyu çözmek için siyasi hayatını riske atmayı göze alan devlet adamımız da, benim gözümde, her yılın “Nobel Barış Ödülü adayı” idi.
Eminim, birçok ülke, bu Türkiyeli iki örneği ödül komitesine bildirmiş, ama 2013 sonrasında meydana gelen gelişmeler yüzünden vazgeçmişlerdir.
Yine de önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin ödüllerinin artacağına inanıyorum.