Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Gelişmiş ülkeler krizden nasıl çıkılacağını tartışmaya devam ediyor. Amerika uzun vadede bütçe açıklarının kontrolü ve borç dinamiklerinde istikrarın gözetilmesi adına kısa vadede ekonomik büyümeden feragat edilmemesi gerektiği görüşünde. O nedenle de, Avrupa ülkelerinin kemer sıkma politikalarına karşı çıkıyor.

        Avrupa’nın derdi finansal piyasaların tutumu. Bütçe açıkları ya da borçların büyüklüğü tek başına bir sorun olmayabilir. Bütçe açıkları sorunsuz bir biçimde makul faizlerle finanse edilebildiği sürece “büyüklük” göreli bir kavram olarak düşünülebilir. Ama, büyüklük ne olursa olsun, bütçe açıklarını makul faizlerle finanse edilmesinde zorlanma yaşandığında, mali piyasalar açısından her oran büyük demektir. Avrupa bugün bu sorunun içinde debeleniyor.

        KORKULAR

        Finansal piyasaları bankaların, aracı kurumların ve fon yöneticilerinin boy gösterdiği bir arena olarak düşünmek yanlış olur. Finansal piyasaların tercihlerini belirleyen paralarını finansal kurumlara emanet etmiş tasarruf sahipleridir. Küresel bazda tasarruf sahipleri bugün bazı Avrupa ülkelerine borç vermek istemiyorlar. Bütçe açıklarının ve borçlarının büyüklüğünden korkup tasarruf sahipleri Yunanistan, İspanya, Portekiz, İrlanda ve hatta İtalya gibi ülkelerin çıkardığı bonolardan uzak durmaya çalışıyorlar. Bu ülkelerin tümünün kredi notu düştü. Borçlanabildikleri takdirde, borçlanma faizleri arttı.

        Aynı parayı kullanan Almaya ve Fransa da ortak paralarının istikrarı için tasarrufçuları uygulamadaki maliye politikalarının diğer ülkelerde yaşanan sorunları yaratmayacağına ikna etmek durumundalar. İngiltere de, aynı parayı kullanmasa da, yüksek bütçe açıklarının devam etmeyeceği yönünde tasarrufçuları ikna etmek zorunda. Sonuçta, tüm Avrupa ekonomilerinin tasarrufçuların güvenini kazanabilmek için kamu kesimi tasarruflarını artırmaktan başka bir seçeneği yok.

        Halbuki, küresel büyümeye Avrupa ekonomilerinin de katkı verebilmesi için Amerika kamu kesimi yoluyla iç talebin Avrupa’da da güçlendirilmesinden yana. Amerika’nın bu görüşüne saygın iktisatçılar ve ses getiren uluslararası yatırımcılar da katılıyor. Avrupa’nın kamu kesimi tasarruflarını artırmaya yönelik politikalarının Avrupa ekonomilerini çökertip küresel ekonominin ikinci bir dip yapmasına yol açabileceğinden korkuluyor.

        AVRUPA DOĞRU YOLDA

        Avrupa bir “borç krizi” yaşıyor. Borç krizine bağlı olarak Avrupa’da bir “para krizi” de söz konusu. Borçlanmakta zorlanan birimlerin borçlanma ihtiyacını daha da artırarak sorunlarına çözüm bulabilmesi olanaksız. Dolayısıyla, sonucu ne olursa olsun, Avrupa’nın kemer sıkmaktan başka bir seçeneği yok. Kemer sıkılınca, sonuç kötü mü olacak?

        Kamu kesimi talebinin azalması ya da özel kesimin üzerindeki vergi yükünün artması nedeniyle ekonomilerin küçülmesi kaçınılmaz bir sonuç değil. Aksine, kamu kesimi açıklarının kalıcı bir biçimde düşürüleceğine yönelik piyasaların güveni arttıkça, düşen faizler ve artan borçlanma olanaklarıyla özel kesimin talebi düşen kamu kesimi talebine göre çok daha hızlı bir biçimde artabilir. Ekonomik büyüme hızlanabilir.

        Borç krizinden çıkışın yolu borçlanma ihtiyacını azaltmaktan geçer. Alınan önlemlerin inandırıcı olması kaydıyla, borç krizinden başarıyla çıkmanın sonucu hızlanan ekonomik büyümedir. Piyasalar her zaman galip gelir. Piyasalara rağmen uygulanacak ekonomi politikalarının sonucu daima bir felakettir. Avrupa doğru yoldadır. Amerika’nın tutumu yanlıştır. Bu tutumu destekleyenlerin korkuları yersizdir.

        Diğer Yazılar